Koronavirüs ve biyopolitika tartışmaları - II
ZABEL MİRKAN
Bilim insanları tarafından yeni Koronavirüs olarak tanımlanan Covid-19 virüsü, küresel bir salgına dönüşmüş durumda. Uzman hekimler, dünya genelinde alınan önlemlerde çoğu ülkenin bunun için geç kaldığını söylese de, her seferinde karşımıza “yasak” uyarısını çıkaran çoğu devlet hâlâ yeterli önlemleri almamakta ısrarcı.
Virüsün bulaşı oranının azalması ve bulaşın önüne geçilmek için evlerde kalınması tüm dünyadaki yetkililer tarafından telkin ediliyor. Bazı ülkelerde sokağa çıkmak belirli izinlere tabi ve kısmi bir sokağa çıkma yasağı var. Karantina, evde kalma, insanların ve şehirlerin kapatılması ise çağımız düşünürleri tarafından hararetli bir tartışmanın konusu. Karantinalar ya da “sosyal mesafelenme” gibi halk sağlığı tedbirlerine basitçe biyopolitika olarak yaklaşmanın sorunlu olduğunu savunanlar kadar bu politikaların devletler için yarın son derece kullanışlı olabileceğini ifade eden düşünürler var. Bu düşünürlerin neler söylediğini dizinin ikinci okuma metni olarak sizler için derledik.
Karantinaya almak zengin ayrıcalığı
Laurence Monnais, “e-skop”ta çevirisi yer alan “Covid-19 veya Maskesi Düşmüş Halk Sağlığının Sefaleti” başlıklı metinde ilk evvela maske ya da ağzı ve burnu kapatan bez kullanımının geçmişte salgınların önünü kesmekte etkili olduğunu söylese de günümüzde durumun farklı işlediğine işaret ediyor. Halkın, devletin bu türden bulaşıcı veya çevresel yeni tehlikeleri yönetebilme kapasitesine olan güvenini kaybettikçe, maske kullanımının toplumsal kabulünün kuvvetlendiği görüşünde olan Monnais, böylece (maskeli) yurttaşların bulaşıcı hastalıklara karşı hem sembolik hem gayet somut, hem birincil hem de nihai duvar olduğunu söylüyor.
Salgın tehdidine karşı devletlerin arkaik bir şekilde önlem aldıklarını söyleyen Monnais, bunun tehlikelerine de dikkat çekiyor. Ve bir noktada da devletlerin istediği “kendi kendine karantina” yönteminin bir zengin ayrıcalığı olduğunu ekliyor. Şöyle diyor Monnais: “Hızlanmış bir küreselleşme zamanında, eli kulağında fakat bilinmeyen bir pandemik tehdit çağında, dramatik kurgulardan ve felaket tasavvurlarından farksız olan hazırlık durumu (prepardness), bir tehdit gerçekleşirken kesintili ve ani karşılıklar vermeye zorluyor. Çok sayıdaki ‘ilk’ hastanın zahmetli takibinden edinilen sayılar, tartışmalı teşhisler koyan yüksek teknolojik aletler, dezenfeksiyon drone’ları, kapatılmış hastaların elektronik gözetimini sağlayan aplikasyonlar… Tehdide bunlarla karşılık veriliyor.
Yapılmış simülasyonlar geçersiz hale gelmiş, maske stokları erimişken, ‘hazırlıksız’ biçimde, aciliyet içinde salgına set çekmek için, çoğu kez en temel demokratik haklar hiçe sayılarak, ‘arkaik’ biçimlere başvuruyoruz: Sağlık kordonları (karantina), salgın hastaneleri, toplanma yasakları… Ne var ki hazırlıksız olmaya hazırlanmak da hem insani hem finansal açıdan son derece masraflı, ki bu da ağır noksanlarla dolu hastane-merkezli bir sağlık sistemiyle pek uyumlu gidemiyor.”
Metnin tamamı için: http://www.e-skop.com/ skopbulten/covid-19-veya- maskesi-dusmus-halk- sagliginin-sefaleti/5705
Komünizm mi yoksa barbarlık mı, bu kadar basit!
Koronavirüsü, kapitalizme indirilen “Kill Bill-vari” bir darbe olarak değerlendiren ve virüsün komünizmin yeniden yükselmesine olanak tanıyacağını düşünen Sloven sosyolog ve kültür eleştirmeni Slavoj Žižek bu görüşünde ısrarcı olmaya devam ediyor. Tartışmaya dahil olduğu ilk yazısı nedeniyle Alain Badiou, Byung-Chul Han gibi isimlerin alaycı tavırlarına maruz kaldığını söyleyen Žižek’in, önümüzdeki günlerde yayımlanacak “Pandemic” kitabından bir bölümü Osman Akınhay Türkçeye çevirdi. Çevrilen metinde Žižek’in söyledikleri daha elle tutulur bir görünüm kazanıyor. Salgının komünizmin yeniden yükseleceğini söylediği yazısıyla dalga geçenleri de anladığını özellikle belirten Žižek, bu tartışmadaki komünizm tanımını kaynakların üretimi ve paylaşımında bir tür etkili uluslararası işbirliğinin düzenlenmesi mecburiyeti olarak güncelliyor.
'İtaat et ama düşün'
Şu an dış dünyayla ve birbirimizle olan tek bağımızın telefon ve internet olduğunu söyleyen Žižek, yarın devletlerin bunlara da kısıtlama veya tamamen yasak getirmeyeceğinden nasıl bu kadar emin olduğumuzu veya nasıl buna karşı önlem almadığımızı sorguluyor. Şöyle diyor: “Bu kirizi apolitik bir dönem olarak görerek, çok uzak olmayan bir gelecekte normal hayatın geri geleceği umuduyla, krizi devlet gücünün kendi görevini yerine getirmesi, bizim de yalnızca devletin talimatlarına uymamızın gerektiği düşünenler var. Bu noktada Immanuel Kant’ın devletin yasalarıyla ilgili olarak şu sözlerine uymalıyız: ‘İtaat et, ama düşün, düşünme özgürlüğünü koru!’
Vebaları kader saymaya hazır değiliz
Salgının kuraklıklardan çekirge istilalarına, başka ekolojik tehditlerle birleşerek geri döneceği ve bundan dolayı şimdi zor kararların verilmesi gerektiği çok açık. Bunun görece az sayıda ölüme yol açan bir salgın hastalık olduğuna işaret edenlerin anlamadıkları nokta şu: Evet, bu yalnızca bir salgın hastalık, fakat şimdi böyle bir salgın hastalıkla ilgili olarak yapılan uyarıların tam anlamıyla karşılığını bulduğunu ve bunların sonunun gelmeyeceğini görüyoruz. Elbette ‘bundan daha kötü şeyler oldu, ortaçağdaki vebaları aklınıza getirin’ şeklinde bir teslimiyetle, ‘akıllıca’ tutum benimseyebiliriz – fakat bu karşılaştırmayı yapma ihtiyacını duymak bile çok şey anlatır. Kapıldığımız panik, ikiyüzlü biçimiyle bir nevi etik ilerlemenin sürüp gittiğine tanıklık etmektedir: Bizler vebaları kaderimiz saymaya artık hazır değiliz.”
Metnin tamamı için: https://www.facebook.com/ osman.akinhay/posts/ 10157693983328347
Hangi evde kalacağız?
Fransız filozof Alain Badiou ise tartışmaya sosyal medyadaki bilgi kirliliğinden yakınarak başlıyor. Bu bilgi kirliliklerinin –örneğin Çinlilerin yarasa yediği için salgının ortaya çıkması gibi– ırkçılığa da uygun bir zemin hazırladığını söylüyor Badiou. Fransa solunu bu pandemiye hazırlıksız yakalanmakla suçlayarak, birkaç bilim insanı hariç kimsenin böyle bir felaketi öngöremeyişinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren Badiou, ironik ya da sahici bir biçimde Macron’un aldığı önlemleri de övüyor. Macron’un kullandığı metaforun –Koronavirüse karşı savaştayız– doğru olduğunu söyleyen Badiou, ‘Evde kal’ emrine itaat edebileceklerin disiplini, evi olmayanlara veya ev demeye bin şahit isteyecek yerlerde yaşayanlara güvenli bir barınak bulmayı ve önermeyi de kapsaması gerektiğini ve otellere el konulmasının tasavvur edilebileceğinin altını çiziyor.
Şöyle diyor: “Bundan alınacak ders açık: sürmekte olan salgın, salgın olarak, Fransa gibi bir ülkede kayda değer hiçbir siyasal sonuç doğurmayacaktır. Bu ülkenin politik koşullarında esaslı bir değişimi arzulayanlar olarak bu salgının doğurduğu aralıktan ve hatta –bütünüyle gerekli olan– izolasyondan politikanın yeni biçimleri, yeni politik alanlara ilişkin tasarılar ve komünizmin görkemli yaratımını ve –ilgi çekici olmakla birlikte son kertede yenilgiye uğramış– devletçi deneyimini takip edecek olan ulus-aşırı üçüncü aşaması üzerine çalışmak için faydalanmalıyız.”
Metnin tamamı için: https://www.teorivepolitika. net/index.php/component/k2/ item/696-salgin-durumu-uzerine
https://ozgurpolitika.com/koronavirus-ve-biyopolitika-tartismalari/