Rauf KARAKOÇAN
AKP-MHP faşist rejiminin izlediği Kürt karşıtı politikalar, yeni bir aşamaya gelip dayanmıştır. Türkiye’nin siyaseti, ekonomisi, dış politikası Kürt karşıtlığı üzerine kurgulandığı öteden beri bilinen bir gerçekliktir. En temel sorunların kaynağında da Kürt sorunu yatmaktadır. Can çekişen Türk ulus devleti kendi varlığını sürdürmek için, Kürt varlığını ortadan kaldırmaya odaklanmıştır. Kürt coğrafyasını kendi “hayat alanı” olarak görmektedir. Kürt coğrafyasını işgal etmekle yetinmiyor, işgal ettiği alanda Türklüğü yaymak, sosyal, kültürel, düşünsel anlamda kendisini var etmek, egemen ulus ideolojisini hakim kılmak istiyor.
Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar izlenen düşmanlık politikalarını kat be kat aşan politikalara tanık olmaktayız. AKP-MHP faşist blokunun iktidarı, Kürtler için büyük bir tehlike kaynağı haline gelmiştir. Bu tehlikenin mutlaka görülmesi gerekmektedir. Türk ulus devleti, Ermeniler başta olmak üzere imha ettiği azınlıklar üzerinde vücut bulmuştur. Egemen ulus yayılmacılığı önünde Kürtleri “bariyer” olarak görmektedir. Özelikle de modern Kürt hareketini, PKK önderliğindeki Kürt dirilişini, kendisi için büyük bir engel olarak görmekte ve bu engeli neye mal olursa olsun kaldırma arzusundadır. Şimdiki Kürt düşmanlığının temelinde aşırı yayılma istemi, yeni fetihlerle topraklarını genişletme, nüfus alanlarını oluşturmaktır.
“İdlib giderse Diyarbakır’da gider” söyleminin içeriği iyi okunmalıdır. “Libya’da ne işimiz var?” diyenlere “vatan haini” demelerinin altında da su katılmamış bir faşist yayılmacılık vardır. Bu uzun vadeye yayılmış bir savaş planıdır. Tıpkı Hitler Almayasının durumuna benzer bir yol haritası benimsenmiştir. Hitler’in 1924 yılında yayınladığı ve “Yamyamların Kutsal Kitap’ı” olarak ün salan Mein Kampf’da (Kavgam), kendi programını iktidara gelmeden önce oluşturmuştu. Pan-Germen programını gerçekleştirmenin de bir tek aracı vardı: Savaş. “Önce Avrupa sonra da dünyanın fethi”, “Brezilya’da bir Alman devletinin kurulması” gibi zembereğinden boşalmış katliamcı ruh hali içindeydi. Şimdi AKP’nin faşist şefi Erdoğan’da aynı ruh hali içindedir. Kürtleri bitirmeyene kadar bu savaş da bitmeyecektir. 2023 ve 2071 hedefleri Kürtleri bitirme aşamaları ve saf kan İslami Pan-Türkizm hayallerini gerçekleştirme hedefleridir.
Yine Erdoğan’ın tıpatıp benzerlik içinde olduğu Hitler’den bir alıntı daha “Hiç şüphe yok ki Almanya, dün olduğu gibi bugün de, şu iki seçenekle karşı karşıyadır: Yayılmak ya da yok olmak.” Erdoğan’da Türkiye için aynı duygu ve düşünceler içindedir. Kuzey Doğu Suriye coğrafyasını işgal etmesinin asıl nedeni, Türk ulus devletinin varlık sebebi haline getirmesidir. Rusya ile anlaşmalar yapmasına rağmen bu anlaşmalara sadık kalmayarak, Suriye’de işgali derinleştirmektedir. Cihatçı çeteleri savaş aracı gibi kullanarak, yayılmacı emellerine ulaşmak istemektedirler.
Faşist Erdoğan diktatörlüğüne karşı Kürtler dışında ciddi bir muhalefetin olmayışı onu daha da cesaretlendirmektedir. Var olan muhalif kesimlerin istenen düzeyde örgütlü olmayışları Faşizmin dizginsiz saldırmasına engel olamamaktadırlar. Hem içerde ve hem de dışarıda saldırganlık halindedir. Devletin bütün imkan ve olanakları savaşa seferber edilmiştir. Dünyanın gündemi salgın hastalık olmasına rağmen Erdoğan’ın gündeminde savaş vardır. Bütün muhalifleri dize getirerek sonuca gitme stratejisini esas almıştır. İmralı görüşmelerinde Başkan Apo bu uyarıyı çok erkenden defalarca yapmıştı. “Barış olmazsa büyük katliamlar gerçekleşir” demişti. Bu katliamlar başlamıştır. Siyasi soykırım operasyonları ile startı verilmiştir. Rojava işgaliyle devam etmektedir.
AKP’nin faşist şefi Erdoğan, şimdi de Koronavirüsünü fırsata çevirmenin gayreti içine girmiştir. Aşağılık senaryolar devreye sokulmaktadır. Salgın hastalığı siyasi çıkara, ekonomik ranta ve savaş aracına dönüştürmesi, insanlık düşmanı kişiliğini yansıtmaktadır.
Koronavirüsü savaş aracı haline getirildiğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Koronavirüsünden ne kadar insan ölürse ölsün “salgının doğal bir sonucu” olarak görülecektir. Kürtlerin bu konuda çok duyarlı olmaları ve kendi tedbirlerini kendileri almalıdırlar. Devlet, Kürleri bu salgın hastalıkla kırdıracaktır. Korona virüsüyle cezaevlerinde katliam provası yapmaya hazırlanıyorlar.
Her gün Kürtlerden bir parça koparılıyor. İmralı’da ağır tecrit uygulanıyor. Dağ-taş aralıksız bombalanıyor. Siyasi soykırım, fiziki soykırıma dönüşüyor. Buna karşı topyekun mücadele kaçınılmazdır. Bu bir var olma mücadelesidir.