
Daha vizyona girmeden bazı İslam ülkelerince yasaklanması doğmatizm ve önyargıdan başka bir şey değildi elbette. Bir sanat eserinin peşinen reddedilmesi Ortadoğu toplumlarının ve İslam ülkeleri rejimlerinin klasik değişmez doğmatizminden kaynaklı reflekslerinden biri.
Darren Aronofsky’nin yönettiği filmin kadrosunda Russsell Crowe, Jennifer Connely, Anthony Hopkins, Emma Watson, Logan Lerman gibi güçlü aktörler var.
Tam bir görsel şölen
İçerikten bağımsız olarak film değerlendirildiğinde, görsel efektlerin kimi zaman hayal dünyasının da üstüne çıkan bir başarısından söz etmek mümkün. Tanrının ‘Tufan’dan önce rüyasında Nuh’u uyarması ile ilgili bölümler, hayvanların gemiye girişi -özellikle iki beyaz güvercinin uçuş sahnesi-, yağmur ve yer altındaki su kaynaklarının patlayarak tufanı başlatmaları, sular altında kalan dünyanın üzerindeki gemi, dünyanın var oluşu gibi bölümler sınırları zorlayan cinsten. Sadece bu görsel şölen için bile film izlemeye değer denilebilir.
Oyuncuların ustalıkları, başarılı Cast’a da değinmeden geçmek olmaz.
Yine filmdeki gelgitler, Nuh’un Tufan’dan hemen önce, ve tufan sırasında gemide ailesiyle yaşadığı çelişkiler, karşılaştığı zorluklar psikolojik ve duygusal bir derinlik kazandırmış.
Dünyanın var oluşu, tufanla birlikte yok oluşu ve Adem’den sonra insanlığın ikinci babası olarak kabul edilen Nuh’un yaptığı gemi ile yeniden bir var oluşa öncülük etmesi çok derin bir felsefi altyapıya dayanmak zorundaydı. Ancak olması gereken veya bir izleyici olarak aradığım “İncil’den alınan bir iki bölüm ve aile içi çatışmalar üzerinden verilmeye çalışılan kimi mesajlar dışında’’ felsefi derinlik ve yaklaşım; aksiyon, akıcılık adına neredeyse görmezden gelinmiş.
Gerçeklikten kopuş
Üç semavi dinden birinden olanın veya dine az çok ilgi duyan bir insanın duyduğu, haberdar olduğu bir efsaneyi, dünyanın sonu olarak tasvir edilen bir olguyu sinemaya aktarmanın beraberinde getirdiği riskler de çok büyük olacağını tahmin etmek güç değil. Aslında üç semavi dinin kitaplarındaki ele alışın baz alınacağı bir sentez, bir içerik ve senaryo geliştirilebilinirdi. Bu senaryo da gelişmiş teknoloji ve kullanılan bütçe ile çok iyi uyarlanabilirdi. Ancak gişe kaygısı ile zorlama bir ‘aksiyon’un film boyunca izleyiciye dayatılması söz konusu. Bu zorlama aksiyon ise beraberinde gerçekten kopuşu getiriyor. Filmde peygamber olan Nuh; toplumu ıslah etmeye çalışan doğru yolu göstermeye çalışan birisinden ziyade, dağlarda ailesi ile kaçıp duran ‘gözü kara’ bir ebeveyn kimliğine büründürülmüş. Peşin bir hükümle üç dince de kabul edilen; ilk katili ‘Kabil’ soyundan gelen toplumun iflah olması zaten mümkün değildir, yargısına varılmış. Ve Nuh da bu ‘iflah olunmaz’ toplumdan adeta bir tecridi yaşıyor, aynı zamanda onlara karşı acımasız, yer yer canileşen bir kimliğe bürünüyor. İleri gelenlerinin ve güçlülerinin yoldan çıktığı bir toplumda, bu sapkınlığın kurbanları olan kesimler, ‘kadın, çocuk ve ezilenler’ de Nuh tarafından aynı kefeye konulmakta ve hepsinin ortak kaderi olarak ‘Helak’ı reva bulmakta.
İnananların, iman edenlerin kurtulduğu ve inkar edenlerin ise helak olduğu gerçeği yerine aksiyonun tercih edilmesi gerçekten kopuşun temel nedeni. Efsaneye göre Nuh’a inananlar gemide yer alırken, inanmayanlar yüksek dağlara çıkarak kurtulacaklarını düşünmüşler. Nuh’un bir oğlu da dahil bu inanmayanlar, sular yükselip onları yutunca gerçeğin farkına varmışlar ama iş işten geçmiş. Daha yağmur başlar başlamaz tüm insanların gemiye doğru kaçması, ve bunların ‘Kaya Adamlar’ şekline bürünmüş meleklerce öldürülüp engellenmesi sahneleri oldukça abartılı ve içerikten uzaklaşmanın en bariz örnekleri.
Efsaneden bihaber gençlerin ‘akıcı bir macera’ olarak nitelendirebileceği film, tarih ve dini bilgiye sahip kişilerde ise, içerik bakımından bir hayal kırıklığına yol açabilir.
Kostümler, semboller ve coğrafya
‘Büyük Tufan’ üç büyük semavi dinin çıktığı bölgenin efsanesi. Yani Ortadoğu ve Mezopotamya merkezli. En azından tufandan sonra geminin durduğu dağ ile ilgili Kur’an ‘Cudi Dağı’ndan söz ederken, Tevrat ‘Ararat Dağı‘ olarak ele alıyor. Ancak animasyonlarla oluşturulan mekanlarda sadece taş ve ağaçtan yararlanılmış. Herhangi bir sembol, herhangi bir işaret ve coğrafik tanımlama yapılmamış. Kimi sahnelerde kullanılan platolar ise, bilindik Hollywood sinemasının ‘büyük nükleer savaş sonrası’ dünyanın halini andıran tema unsurlarından yararlanılmış. Kaya adamlar, bazı manzara ve doğa görüntülerinde ise bariz bir şekilde ‘Yüzüklerin Efendisi’ ve ‘Avatar’dan ‘esinlenildiği’ hissini açıkça izleyicide uyandırıyor.
Filmin akışında Nuh’un (Russell Crowe) yaşlanmasına rağmen filmde Nuh’un eşi rolündeki Jennifer Connelly’in baştan sona kadar aynı yaşlarda görünmesi de gözden kaçan bir ayrıntı mı, bir tercih mi sormadan geçmek olmaz?
Yine kostümler filmin en bariz bir şekilde sırıtan yönü. Modern dünyanın biraz parçalanmış, hırpalanmış ve eskitilmiş giysileri kostüm olarak kullanılmış. Kadın ve erkekler pantolonlu, ayaklarında da en moderninden botlar anlatılan efsane ile örtüşmeyecek kadar sırıtıyor.
Film bitişinde ise, filmin kahramanı Nuh’un finaldeki yürüyüşündeki giysisine gönderme yaparak, “üzerindeki pantolonun kot pantolon olup olmadığını tam anlayamadım” dediğimde kopan kahkaha ve verilen tepkiden bir çok izleyicinin aynı hisse kapıldıklarını söylememek mümkün değil.
Cudi, Heftmal ve Nuh’un mezarı
Merak edenler için söyleyeyim. Kürdistan’da Cudi’de geminin bulgularını gördüğünü söyleyen insanlar var. Gemi Cudi’ye indikten sonra, 7 evden oluşan Cudi Dağı eteğindeki Heftmal Köyü’nün kurulduğu halk arasındaki yaygın söylencelerde halen yerini koruyor. Yine bu köyün de kalıntıları olduğu söyleniyor. Yine Nuh’un olduğuna inanılan Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde mezarı bulunuyor. Birkaç yıl önce şehir planındaki değişiklik gerekçe edilerek yeri değiştirilmiş. Yerideğiştirilen mezarı ziyaretimde, modernleştirme adına fayans ve çinilerle süslenen mezarın ‘yenileme’ adına yapılanın aslında özünden uzaklaştırma olduğunu gördüm. Nuh’un yeni mezarındaki doğal yapının ortadan kaldırılması, ‘modernleştirilmesi’ adı altında yapılan değişiklikleri gördüğümde de filmi izledikten sonra sinema salonundan çıkarken yaşadığım burukluğu yaşamıştım.
AZİZ OÐUR