Genç bir yüz.
Alnı açık adam.
Bıyıkları, 70’li yıllardaki sosyalistlerin kesimi.
Gözleri, Küba’ya köprü atar gibi, uzağa odaklı.
Gülmüş, umudu milyonlara yetecek kadar.
Genç adam;
Onu seveceklere, tiranlara inat bir yaşam hırsı bırakır pozu;
Arkasında bir halk ordusu var gibi, vakur.
Ölüm makinelerini harekete geçirecek kadar, barış yüklü;
Eğer kıyarlarsa bedenine, yüzyıllar boyu iz bırakacak simanın adı:
Hurşit Külter.
Seni doğuran annen ne kadar sevmiş;
Baban seninle ne kadar gurur duymuş;
Kardeşlerin senin gibi olmak için ne kadar yol arşınlamış;
Sevgilin olmak için biri, nasıl aylarca beklemiş;
Dost, yoldaş olmak için, ne kadar aramışlar seni;
Sohbetini özleyen sayısız adam, seni ne kadar içten kucaklamış.
Seni o ön saflara iten bilenmiş kavga hırsın, yaşamana dayanmayan ne kadar katil suratı harekete geçirmiş.
Seninki kötü haber.
Nasıl oldu da o kadar ürküttün adamları?
Nasıl yaptın da, hareketlendirdin, kendilerini hükümdar ilan edenlerin tetikçilerini?
Ne yaptın ki, ütopyamıza yeni bir ufuk açtın?
Nasıl baktın ki, çehreni unutturmayacak bir resim haresini hafızalarımıza işledin?
Kasırgaların koptuğu o atmosferde, birden belirdi siluetin.
Zamansızlığı zamanlı kılan sabrı taşıdın.
Yaşadığın toprakları cehenneme çevirmek isteyenlere karşı, bir inat gibi durdun.
Seni "cehenneme gönderdiklerini“ söylediklerinde, dünyalarına karanlık çöktü.
Dilleri tutuldu.
Konuşamadılar.
Yüreksiz adamlar, yüzüne bakıp, seninle konuşacak adam bulamadılar.
Biz de yaşamın hakkını veremeyen, sarayların gönüllü cellatlarını tanıdık.
Bir çakalın ne kadar çakal olduğunu unutmayanlar, ihaneti bir kez daha gördüler.
Seninki kötü haber.
Hala haberleşmeyen o haber, bir sır gibi dolaşıyor.
Kıtalar ötesi bir cürüm olarak işlendi gazetelere.
Hala ayaktasın genç adam.
Diyar diyar dolaşıyor seni taşıyan o yürek.
Sen gitmeyeceksin bizden.
Kalbimize dokunandır umudun.
Bilincimizi hareketlendiren duruşun.
Seninki kötü haber.
Cehennemin sonunu getirecek kadar;
Aydınlık günleri müjdeleleyecekleri harekete geçirecek kadar "kütü haber“.
Velhasıl, ellerimi bir bilinmeze doğru uzatıyor ve senin o gülen çehreni kendime ulaşılmaz bir zenginlik addediyordum.
Doğruyu söylediğimin işareti olarak hep "Karl Marks“ üzerine yemin ederdim.
Bu defasında, "Hurşit Külter“ üzerine yemin ettim.