‘Kötülüğün hayal gücü”nün ne denli geniş olduğunu tasavvur edebilmek için en iyi örnek muhtemelen Hitler faşizmidir. Aynı Hitler faşizmi bu hayal edilmesi zor olan yola ise 2 Şubat 1933 yılında Almanya parlamentosunu fesh ederek girmişti. Parlamentoyu fesh etmesiyle birlikte tüm muhalifleri bir bir terörize eden, tutuklayan, sokakları ele geçirerek tek partiye yol açarak; “Tek Führer, Tek Halk” rejimin taşlarını döşemişti. “Tek Führer, Tek Halk’ın ise insanlığa neler getirdiğini ikinci dünya savaşına yol açarak milyonlarca insanın ölmesinde görmüştük. Ancak bu yıkımdan yeterince ders çıkartılmamış olacak ki, aynı ve benzer yola bu kez Türkiye, “Tek devlet, tek vatan, tek bayrak tek millet” girmiştir.

Şimdiden kötülüğün hayal gücünün ne olduğunu hep birlikte 24 Temmuz 2015’ten bu yana yaşayarak görüyoruz. Şehirlerin yıkılması, cenazelerin yakılması, insanlığın ayaklar altına alınması, mezarlıkların tahrip edilmesi, başkalarının topraklarının işgal edilmesi, siyasetçilerin tutuklanması, belediyelere el konulması ve parlamentoya el konulması… 

“Kötülüğün hayal gücünü” eğer sınırlandıramazsak, önüne geçemezsek, barikat olup durduramazsak gerçek manada hem Türkiye hem Kürdistan hem de Ortadoğu’da bizleri bugüne nazaran daha da kötü günlerin beklediğini dile getirmek büyük öngörü gerektirmiyor. Amiyane tabirle, “görülen köy kılavuz istemez.” İstemez çünkü kötülüğün hayal gücüne karşı zamanında karşı çıkılmadığında, gerekli tepki ve refleks gösterilmediğinde, bir şeyler yapıp önü alınmadığında, “bana ne” deyip köşesine çekildiğinde, olacak olan zamanında Hitler faşizmine karşı ses çıkarmayan Martin Niemöller’in dedikleri olacaktır. 

Martin Niemöller’in: 

“Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. 

Sosyal demokratları içeri atıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim. 

Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim. 

Benim için geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı” dediğini düşündüğümüzde, kötülük bir yolunu bulup mutlaka bize şöyle ya da böyle ulaşacaktır. 

İşte onun için diyoruz ki, kötülüğün hayal gücüne karşı iyiliğin hayal gücü olabilmek için şimdiden kollarımızı sıvamamız gerekmez mi? 

Düşüncelerimizin, yaşamlarımızın, bakışlarımızın ve hatta eylem çizgilerimizin farklı oluşuna bakmadan, kötülüğün herkese zarar vereceğinin bilinciyle bir cephede buluşmayı gerektirmez mi? 

Karşı koyuşlarımızın irili ufaklı oluşuna, meydanlarda sokaklarda yapılışına, mahallelerde salonlarda gerçekleştirilmesine de bakmadan, önemli olanın karşı koyuş olduğunu düşünerek, bir fiske de bizim vurmamız gerekmez mi? 

Artık bir saniye, bir dakika bile gecikmeden kötülüğe karşı bir şeyler yapma zamanı diyerek, kötülüğün karşısına çıkma zamanıdır. Kötülük ve karanlık her geçen gün biraz daha karanlığa daha doğrusu batıklığa doğru evrildiğini bugün olup bitenlerden daha iyi görüyoruz. Kötülük ve karanlık bu bataklıktan çıkmak için tedbirler üstüne tedbirler almak için çırpınıyor. KHK’ların sıklığı, ekonomik iflasın verileri, sokaklardaki rahatsızlık, kadınların gür karşı sesleri, Türkiye’nin bir zindana çevrilmesi hep buna işaretler değil midir? 

Yelkenlerimizin referandum süreciyle bağlantılı olarak daha fazla rüzgar alacağı, alması gerektiğinin de bilinciyle karanlığın hayal gücünü frenlemenin ve iyiliğin, güzelliğin hayal gücünün ne olduğunu insanlığa gösterme zamanı değil midir?