Nedeni şu ki; Türkiye Kürdistan'ının son otuz yılı geçmişinde Newroz'ların anlamı çok büyük! Adeta Newroz’un mana ve ehemmiyetine binaen "yeniden varoluşun" siyasal ad konması gibi bir reel duruma denk düşüyor Newroz / Newroz'lar…

Sanki dönemin siyasal kodları Newroz'lar üzerinden veriliyor gibi.
Umuyor ve diliyorum ki, strateji merkezleri, aklın ve mantığın ilkeleri doğrultusunda davranarak bu analizleri bihakkın yaparlar.
Ya da aklı başında akademisyenler çıkar da Amed / Diyarbekir şehri üzerinden Newroz'ların sosyolojisini irdeler. Toplumsal, kültürel ve siyasal açıdan neye tekabül ediyor çağdaş Newroz kutlamaları, araştırır, tahlil ederler.
Ben size bu yazıda daha naif, belki de kültürel dokuya karşılık gelen bir fiili kabullenmeden söz etmek istiyorum. Bunu sıcağı sıcağına Newroz günü bir televizyon kanalına da paylaştım.
Newroz kutlamalarının prime time diye vurgulayacağımız öğlen saatinde alan istiap haddini hayli aşmış ve coşku tavan yapmış, sahnedeki sunucu birazdan Birêz Abdullah Öcalan’ın heyecanla beklenen mesajının okunacağını ve o esnada kitlenin sessizliğini mutlaka koruması gerektiğini dillendirirken! Mesaj öncesinde sahneye bir grubu davet etti.
Müzik grubu Karadeniz horonu ve ezgilerini gayet ustaca ve Kazım Koyuncu'nun izleğinden paylaştı. Bu olması gerekendi ve gayet güzeldi.
Ama insan, ister istemez düşüneduruyor.
Kürdü hep "Kürtçülük, Bölücülük, Vatan Hainliği" ile yaftalayanlara sormak gerekmiyor mu? Kürdün, Türkiye siyasetinde yaptığı / yapmaya çalıştığı ruhuna kadar enternasyonal duruşun hâli pür melali değil mi(ydi)?
Neden mi, açıklayayım.
Yedi, sekiz yıl kadar önceydi. Ailece özel arabamızla Burhaniye, Akçay, Ören, Ayvalık şeridinden başlayıp, Cunda, Dikili ve Bodrum’a kadar inen bir Ege sahil turu yapmıştık. Mevsim Temmuz-Ağustos ayları olduğundan bütün sahil şeridi yerleşim yerlerinde pıtrak gibi müzik dozu hayli yüksek festivaller yapılıyordu. Bir kaçına denk geldik, kimilerinin de afişlerine rastladık.
Eşime, yüksek sesle dillendirdim. "Dikkat ediyor musun, bir tekinde bile Kürt sanatçılar yok. Halbuki Kürtler bu mücadeleyi her defasında sadece Kürt halkı için değil, aynı zamanda Türkiye’ye demokrasi gelsin diye de veriyorlar. Mesela bizim festivallerin hemen hepsinde bütün kimlikler kendi dilleriyle şarkılarını söylüyorlar."
Sahiden, öyle değil mi?
Newroz'larda Karadeniz horonu varlık buluyor. Sırrı Süreyya Önder’in Amed Newroz'unda Sayın Öcalan’ın mesajını okumaya başlamadan önce vurguladığı gibi "Kürt Halayı ile Karadeniz Horonu" birbirine el veriyor.
Ama bana göre bu el veriş tek taraflı bir birliktelik. Eğer Kürtler en prestijli bayramlarında Kürt olmayanlara sahnelerini açıyorlarsa, halkların dayanışmasını ete kemiğe büründürüyorlarsa, ama öte yakada Karadeniz’de, Behra Reş’te, kara politikalarla bırakınız Kürtçe müziğin sesinin dillendirilmesini, halkların sesi kesiliyor, örgütlerinin tabelaları indiriliyor, siyasetçiler infaza tabi tutuluyorlarsa; ortada bir yanlış olduğu aşikâr. Bu durumda sizce de Dağların çocukları ile Denizin Çocuklarının mücadelesi ortak sözü bir miktar afakî kalmıyor mu?
Kardeşlik, dostluk insani manada iki ayak üzerinde yürür. Bu yürüyüşte denge esastır. Ötekisi "kötürüm" kardeşliktir. Kastım elbette insan tekinin fiziki manada "engellilik" hâli değil, yanlış anlaşılmasın.
Ama bir tarafın kardeşliği, inadına somutlaştırdığı politikalar orta yerde duruyorken, diğer tarafın meydanı cahil cühela sürüsüne, it-kopuk taifesine terk ettiği kötürüm kardeşlik maalesef ilanihaye sürmez. Gün gelir sorgulanır. İşte benimkisi de tam da bu.
Baki selam ile kalın.


ŞEYHMUS DİKEN