Kürt Halk Önderliği Abdullah Öcalan’ın 21 Mart Newroz’unda yaptığı çağrı ile başlatılan demokratik siyasal süreç ile silahların susması ve gerillanın Kuzey Kürdistan’dan çekilmeye başlaması ile birlikte 2. Aşamaya girmiş bulunuyor. Kürt tarafının atmış olduğu adımlara parelel normalleşme sürecinin gelişmesi için atılması gereken adımların başında yıllardır Kürdistan’da süren savaşın izlerini silmektir. Özel savaşın Kürdistan’da bıraktığı en kirli izlerden birisi de Kürdistan’ı insansızlaştırmak için boşaltılan köyler ve yerleşim yerleri gelmektedir.
Kürt ve Türk halkları arasında yıllardır süren savaşın izlerini silmek ve normalleşmenin gelişmesi için Kürt tarafının beklentisi köyleri boşaltılan ve yakılan insanların mağduriyetlerinin giderilmesi ve köylere dönüşün sağlanmasıdır. Zira başlatılan demokratik sürecin ön koşullarından birisi de gerillanın çekilmesi ile boşalan alanların özel savaş güçleri tarafından doldurulmaması için halkın yerlerine dönüş imkanlarının yaratılmasıdır.
Kürt Halk Önderi Öcalan’ın 2013 yılı Newroz’unda verdiği mesajın hemen ardından Amed’de binlerce kişi, köylerine dönüş için, devletin ilgili kurumlarına başvuru yaptı. Ancak, özellikle içinde bulunduğumuz ve tarihi öneme haiz dönemde köylere dönüş sorunu, gerçekten doğru ve yeterli düzeyde ele alınıyor mu? Olumlu cevap vermek mümkün değil. Sorunun doğru çözümlenmesi, onun doğru tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu çalışmamızda köylere dönüşün neden gerekli olduğu, köy ve dolayısıyla doğal toplumun Kürt halkı açısından ne anlam ifade ettiği, köye hangi amaçla dönüleceği, köy toplumunun ekolojik demokratik toplum gerçeğinde ne anlam ifade ettiği konuları üzerinde duracağız. Kürtler köylere geri dönerek nasıl bir yaşam inşa edecekler? Geçmişte köy toplumu Kürtler için ne ifade etti, günümüzde köye dönüşler ne anlama geliyor konularını araştırmak ve doğru bir sonuca ulaşmak önem kazanıyor. Lakin Kürtler köylerine dönmek istiyor, dönüş için gerekli yasal ve güvenlik koşulları henüz oluşmuş değildir. Nasıl bir dönüş ve nasıl bir bakış sorularının cevabını dizimizin ilerleyen bölümlerinde bulunabilinir?

İmha konsepti ve köylerin boşaltılması

Türk egemen sisteminin ulus-devlet dayanaklarından biri olan inkar ve imhanın en temel halkalarından birisi köylerin boşaltılması ile Kürtleri eritmekti.  Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ilk icraatlarından birisi Kürdistan’daki köylerin boşaltılması olmuştur. Bu yaklaşım dolaylı-doğrudan, yerel-bölgesel, açık-gizli yollardan günümüze kadar sürdürülmüştür.  Yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, Türk devleti sınırları içindeki Kuzey Kürdistan’da 1980-2000 yılı arasında 4000’in üzerinde köyü boşalttı.
Köy-tarım-yerleşik yaşam kültürünün yaratıcısı olan Kürdistan toplumu ve insanı, köyden göçertilmenin toprağından, tarihinden, kültüründen, ekonomisinden, insanlığından, doğasından kopartıldığının derin bilincindedir. Bu nedenle köyüne dönme istemi hiçbir zaman tükenmemiş, en küçük bir imkan bulduğunda köyüne dönmeye çalışmıştır. Kürt sorununda çözümün, kapıdan içeri girdiği günümüz gündeminde köylere dönmekle birlikte nasıl dönüleceği yaşamsal önemdedir.

Köy nedir, tarihte işlevi nedir?

Köy ne anlama geliyor, hatırlayıp, hatırlatmaya çalışarak bu çerçevede doğru bir tanıma ulaşalım. Genel anlamda köy, tarım-hayvancılık faaliyetleri yürüten küçük toplulukların yaşadıkları yerleşim birimi olarak tanımlanır. Ancak bu tanımlamayla sınırlı kalmak toplum doğası, yaşam ve köy gerçekliğinin oldukça yanlış ve yetersiz anlaşılmasına yol açar. 
İnsanlığın ilk kök kültürü ve toplumsallaşmasında en büyük niteliksel sıçrama köyde olmuştur. İnsanlığın ilk, gerçek, sonuçları en kapsamlı ve kalıcı olan büyük devrimi köyle birlikte gerçekleşmiştir. İnsanlık yüzbinlerce yıllık deneyimlerini, birikimlerini, bilgilerini, değerlerini köyle birlikte bir toplumsal sisteme dönüştürmüştür. Bu yönüyle köy toplumsallığı ve kültürü, evrensel kültürü ve tarihsel toplumu ifade eder.

Sürekli göçerlikten yerleşik yaşama geçiş köyle olmuştur. Yerleşme, yerleşilen alanın yaşanılacak duruma getirilmesi, daha da güzelleştirilmesi, korunmasını gerektirdiğinden, ilk yurtlaştırma, yurtseverlik, özgür yurttaşlık da köyle başlamıştır.


Köy kişiliği ahlaki ve doğaldır
Toplumsal doğa olarak da adlandırılan, ahlaki-politik toplum örgüsü; bunun kişiliği, toplumsal ilişki tarzı, yaşam tarzı, duygu, düşünce ve davranış biçimi köy toplumunda, günümüzde bile oldukça güçlü biçimde yaşatılmaktadır. Köy toplumunun kendine yeterliliği, doğaya yakınlığı ve ortak yaşam anlayışı, köy insanında da güçlü bir kişiliğin oluşumuna yol açar. Köy toplumu ahlakın temel bileşenleri olan emek, sevgi, üretme, güzellik, doğruluk, iyilik, sadelik, paylaşım, toplumsal sorumluluk, duygusal zeka, sevinç, erdemlilik, bilgelik, coşku gibi değerler üzerine kuruludur.
Köy insanı, kendine güvenir, dolambaçlı değil doğrudan konuşmak, açık sözlü olmak buradan gelir. Birbirine takılır, ama küçük görme, hor görme-görülme, onurunu incitme gibi eğilimlere yer yoktur. Köy insanı, duygusaldır, kızar, tepesi atar, kavga eder, küser. Ancak kin gütme, komplo kurma, intikamcılık, fitne gibi kötülükler köylünün doğasına yabancıdır. Toprağı işlerken, sebze-meyve üretirken ve hayvan yetiştirirken gösterdiği sevgi, emek ve özeni, toplumsal ilişkilerde de göstermesi gerektiğinin derin bilincindedir. Her ne kadar dıştan bakınca sert mizaca sahip gibi görünse de özünde yumuşak huyludur, insancıldır, sade ve temizdir.
Köy insanı yüksek sesle konuşur, bağırır, çağırır, kalabalık yapar. Ancak bu özelliğin, görgüsüzlük ve kabalık olduğunu iddia etmek, cehaletin kendisidir. Köylünün bu yönü, onun doğallığını, canlılığını ve yaşam sevincini yansıtır.

Büyük köy evleri, köy meclisleridir?

Empoze edilen algının aksine, köy insanı ilişki biçiminde, sosyal yaşam tarzında, düşüncede oldukça açık, serbest ve esnektir. Yaşamda doğal bir toplumsallık işler. Köy evlerinin büyük salonları aynı zamanda köy evleri, köy meclisleridir. Köyde her akşam doğal toplantı halini alan bir iki ev dolarak.  Bu  toplantılarda düşünceler, acılar, sevinçler, coşkular paylaşılır, kararlar alınır. Yaşam ve faaliyetler örgütlendirilir,  sanat, edebiyat, marifet, maharet ve huner sergilenir.
Evlerde, tarlada, meydanda, dağda, bayır ve çayırda oynanan oyunlar doğal sporlardır. Para, bahis, toto-lotonun adı bile geçmez. Köydeki oyun ve sporlarda yaşam aşkı, coşkusu, yaratıcılığı faaliyetlere yansır. Sağlıklı, eğitici ve zevklidir.     
Kadına meta, cinsel nesne veya hizmetçi olarak yaklaşmak köy toplumun doğasında olmadığı gibi, burjuvazinin, kentsiz kentliliğin biçimsel eşitlikçiliğine de rastlanmaz. Kadına cinsel obje olarak bakılmadığı gibi, kadın da kendisini makyajla, süslerle, parfümlerle erkeğe sunmaz. Köy toplumunda, kadının kutsallığı ve saygınlığı yaşamın ve toplumsal ilişkilerin her alanında hissedilir. Köy-tarım toplumunda kadının kendine güveni tamdır; mağrurluk ve asalet köy kadınında ilk göze çarpan yanlardandır. Bu özelliği itibariyle kadın toplum içinde oldukça rahattır, sözleri ve davranışlarıyla özgürlük estirir. Yaşam, kadın ve erkeğin birlikte katılımıyla inşa edilir, örülür, sürdürülür.

Köy toplumunda kadın kutsaldır

 Evin idaresi, topluluk yaşamının devamı ve işleyişinde belirleyici olan kadındır. Köy toplumunun doğuşunda önderlik ve öncülük eden kadının yeri, günümüzde bile önemli oranda korunur. Köy toplumu ve kültürü kadın ağırlıklıdır. Köy yaşamında kadının rengi, sesi, emeği, göz nuru her alanda görülür. Köyler ve aşiretlerin kendi içlerindeki ve aralarındaki kavgalar kadın tülbentini yere atınca durur. Suçlu olanın yüzüne kadın tükürdüğünde suçlu en büyük tövbeyi eder. Kadının ayıplaması en caydırıcı cezalardandır.
Köy toplumunun yaşamı ahlaki olduğu kadar, varlığına yönelik saldırılar da yine ahlaki yaklaşım ve yöntemlerle etkisizleştirilir. Ahlaki yaşam tarzı karşısındaki eğilimleri ve davranışları şaka, eleştirme, yerme, ayıplama, konuşmama, tecrid etme gibi yöntemlerle önlemeye çalışır. En büyük ceza köyden kovma, toplumdan atmadır.
Köy toplumunda yaşamın kendisi, toplumsal ilişkiler, ortaya çıkarılan değerler bir bütün olarak estetiktir; boyalamaya, cilalamaya, fosforla parıldatmaya gerek yoktur. Günümüzde bile, stranlar, kilamlar, türküler, şarkılar, dilanlar, govendler, horonlar, halaylar, hoyratlar, gazeller köy-tarım toplumun yaşam tarzını, değerlerini, ilişkilerini dile getirir, motifleri hep köy ve toplumunu işler. 

Köy toplumu doğayla uyumludur

Köy, tarım ve hayvancılık faaliyetlerine dayandığından, insanın kendi doğasına, toplumsal doğaya uygun yaşam imkanının en gelişkin olduğu alandır. Toprağı işlemek, sulamak, bakımını yapmak, ekin ekmek, ağaç dikmek, hasat kaldırmak ya da hayvan yetiştirmek ancak çok derin bir doğa sevgisiyle, hassasiyetiyle mümkündür. Köy yaşamı, gerçek anlamda ekolojik yaşamdır. 
Köy toplumu ve insanında doğa bilinci köklüdür; her doğa olayını hayra yorar; yağmurun, karın, rüzgarın, güneşin bereket, bolluk, güzellik, mutluluk anlamında olduğunu bilir.  Doğal toplumun canlıcı doğa anlayışı hala çok derin yaşandığından, bu değerleri materyal, kaynak, para olarak görmez. Ekinlerine, tarlasına, ürettiği değerlere fena halde zarar vermedikçe hayvanlara vurmaz. Köy toplumu ve insanı  bitkilerin ve hayvanların insana emanet edildiği gerçeğini derinden hissederek ve bilince çıkararak yaşar. 
Köyde üretilen gıdalar doğal olduğundan her şey kendi doğal tadı ve kokusunu verir. Kentsiz kentin marketlerinde satılan gıdalar ise kendi kokusu ve tadını vermedikleri gibi en önemli hastalık kaynağı işlevi görürler. Kanser, aids, verem gibi kapitalist kent hastalıklarına, psikolojik sorunlara, intiharlara, bunalımlara, davranış bozuklukluklarına depresyonlara ve insanı bitiren daha birçok fiziksel yıkım türleri köy toplumu ve insanında yaşanmaz. 

Köy insanı kendisine yetiyor

Köyde aç ve aşsız, açıkta ve damsız, soğukta, aylak ve işsiz kalmaya yer yoktur. Köy insanı ve toplumu temel yaşam gereksinimlerini karşılayabilir, kendine yeterlidir. Köyde durumu uygun olan herkes çalışır, işsizlik denen bir olaya rastlanmaz. Kadını, erkeği, çocuğu ya da yaşlısı herkes, yapabildiği bir işi bulur. Kimse aç-muhtaç kalmaz; kentlerin temel sorunlarından biri olan açlıktan ölümler ve açlık gibi sorunlar köy toplumuna yabancıdır. Herkesin başını koyabileceği bir yuvası vardır.
Köylü kendine yeterli olmayı, israf etmemeyi esas alır. En küçük bir malzemeyi, en basit gibi görünen bir değeri korur. Maddiyatçılığın, egemenliğin, bireyciliğin, toplum-kırımın sembolü ve en önemli aracı haline getirilen para, köy toplumunda önemsenmez. Kirayla ev tutmak, suya para vermek, gıdayı satın almak, parayla çalışmak gibi yaklaşımlar köy toplumuna yabancıdır, ahlak dışı olarak görülür. Bu ilişki biçimleri, kapitalist modernitenin köy toplumuna dayatmasıdır. Maharetli ve marifetlidir köy toplumu ve insanı; yaratıcı ve üreticidir. Sanat, kültürün ifade biçimiyse eğer, köy toplumu ve insanı hem kültürün yaratıcısı ve hem de yaratımı en güzel ifade edendir. En basit malzemelerden ve çok kıt maddi imkanlara rağmen, birçok araç-gerecini, malzemesini kendisi üretir. Sabanını, semerini, kulavını, kilimini, kumaşını, ayakkabısını, aşını-ekmeğini, yiyeceğini-içeceğini kendisi üretir ve işler. Evini kendisi yapar, köprüsünü, yolunu, değirmenini kendisi yapar, hatta elektriğini bile kendisi üretir.
Kısacası, köy mekanı anlam üzerine kuruludur. Anlam üretir, kültürü, toplumu, insanı ve yaşamı.

Köyler neden ve nasıl boşaltılmakta?

Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruluş yıllardından itibaren, Kürdistan’daki köy, tarım ve koçerlik geleneğine dayalı kültürün tasfiye edilmesini temel strateji ve politika olarak benimsemiştir. Bu yaklaşımın hayata geçirilmesini, birkaç dönem biçiminde değerlendirmek mümkündür.
1923-50 arası dönem: 1923-50 arası dönemin temel stratejisi ve politikaları, Kürdistan’ın askeri temelde işgal edilmesi ve ulus-devletin siyasi-idari sisteminin tesis edilmesine dayanır. Bu nedenle köylerin boşaltılmasında da açık askeri zor, şiddet, toplu biçimde sürgün etme, fiziki ve kültürel katliama tabii tutma yöntemleri benimsenir. Bu dönemde gerçekleştirilen köy boşaltmaları, büyük bir titizlikle hazırlanan planlar ve kanunlar temelinde açıktan ve devletin resmi uygulamaları biçiminde gerçekleştirilir.
1505 nolu Azınlıklar Yasası (1924), Takrir-i Sükun kanunu; (4 Mart 1925), Şark Islahat Planı (24 Eylül 1925), Mecburi İskan Kanunu (14 Haziran 1934), Tunceli Kanunu (25 Aralık 1935) başta olmak üzere bir çok kanun ve plan çıkarılır. Askeri ve idari zora başvurarak coğrafik, sosyal, ekonomik, kültürel işgal bu kanun ve planlar temelinde hayata geçirilir. Kürdistan’daki köylerin boşaltılması, toplumsal yapının ve aşiretlerin parçalanarak dağıtılması, arazilerin, ormanların ve diğer yeraltı-yerüstü zenginliklerinin gasp edilmesi, sürgün edilenlerin değerlerine el konulması ve yerlerine dışardan “Türk asıllı” göçmenler getirilmesi, Kürt kültürünün ve dilinin yasaklanması başta olmak üzere tüm ayrıntılar belirtilmiştir.   Ayrıca Kürdistan toplumu, coğrafyası ve kültürü ile ilgili gerçekliklerin resmi kayıtlardan silinmesi, 1927 yılından itibaren temel devlet politikası olarak hayata geçirilir.
Yapılan araştırmalar 1923-50 yılları arasında, Kuzey Kürdistan genelindeki köylerin ve koçer aşiretlerin yaklaşık olarak yarısının göçertildiklerine, dağıtıldıklarına ve eritildiklerine işaret etmektedir.
1950-1985 arası dönem: T.C. devletinin kapitalist moderniteye entegre edilmesi adımları 1950’li yıllardan itibaren başlar. Devlet sistemindeki değişim, göçertme siyasetine de yansıtılır. Silah ve yasa zoruyla açık, kitlesel göçertme politikası dondurulur. Bunun yerine koçer aşiretlerini yerleşik yaşama zorlama siyaseti sürdürülür. Başta ekonomik zor olmak üzere diğer zor biçimlerine öncelik verilir. Tarım-hayvancılığın devlet kapitalizmi temelinde endüstriyalistleştirilmesi, köylerde alt ve üst yapı konusunda bilinçli-planlı ihmal, medya, sanat, spor, eğitim gibi araçlarla kent yaşamı ve bireyciliğin özendirilmesi, köylerde jandarma zulmü ve daha bir çok örtülü zor biçimleriyle köylülerin “kendi rızalarıyla” yerlerini-yurtlarını terketmeleri siyaseti esas alınır.
1985-2000 Yılları Arasındaki Dönem: PKK öncülüklü toplumsal mücadele, 1980 askeri darbesiyle tasfiye edilemeyince devlet, kapsamlı ve sistematik göçertme-sürgün politikalarını devreye koyar. Bu döneme kadarki tüm göç-sürgün yöntemleri harmanlanarak zamanın koşullarına uyarlanır ve yenileri de eklenerek hayata geçirilir. Amaç, yine Kürdistanı Kürtsüzleştirmek ve Kürtleri “Türkleştirmek”tir. Ancak bu sefer tam işgal ve tam sömürgeleştirme iç içe ele alınır. Bu çerçevede, silahlı açık zor, yasa-asker-korucu ve özel timlerin baskıları, koruculaştırma, askeri bölge ilanı, ormanlar-ekili arazilerin-evler ve diğer maddi değerlerin yakılması, köylerin ağır silahlarla vurulması, gıda ambargoları, faili örtülü cinayetler, tutuklamalar, köylülere fiziki ve psikolojik işkence gibi yöntemler esas alınır.
ANAP-Özal hükümeti döneminde köylerin ve kentlerin boşaltılmasına yönelik özel politikalar hayata geçirilir. Daha sonra deşifre edilmiş olan özel göç planında köylerin hangi amaçla ve yöntemlerle boşaltılacağı, çok ince biçimde düzenlenmiştir. Örneğin; “En sorunlu kuşaktan başlayarak, dağlık bölgedeki köyler ve mezralar kademeli olarak boşaltılmalıdır… Dağlardaki yerleşim yerlerinin boşaltılması ile terörist örgüt izole edilmiş olacaktır. Güvenlik güçleri bu tip bölgelere derhal girmeli ve tam bir kontrol sağlamalıdır. Yörede uygun yerlere çok sayıda baraj yapılması ayrıca bir alternatif olabilir…” gibi ayrıntılar çarpıcıdır.
Bu planla bağlantılı olarak, dağınık Kürt köylerinin merkezi köylerde birleştirilerek kontrol edilmeleri de planlanmıştır. 1985 yılında Avrupa devletleri ile anlaşmalar yapılarak, önemli görülen alanlardan, özellikle gençler olmak üzere büyük sayıda nüfus Avrupa’ya taşırılmış, köy Koruculuğu yeniden örgütlendirilmiştir. DEVAM EDECEK


HESEN GERDÛN