Êzîdî Kürtler, diğer bir deyişle Zerdeştî Kürtler, Asuriler ve Süryaniler, hem kimliklerinden, hem de inançlarından dolayı Türkiye ve Kürdistan’da yıllarca baskı ve şiddete maruz kaldı. Son 30 yılda ise buna bölgede Türk devleti tarafından yürütülen kirli savaş ve onun paramiliter güçlerinden koruculuk sistemi de eklenince, Êzîdîler ve Asuri-Süryaniler için, Kürdistan’dan zorunlu çıkış, tek çare oldu.
70’lerden sonra akın akın Avrupa’ya göç ettiler; artlarında köylerini, evlerini, arazilerini, kutsal mekanlarını bırakarak... “Bir gün dönüp geliriz” diye ayrıldılar ama öyle olmadı. Çakılıp kaldılar, geldikleri Avrupa’da. Son yıllardaysa Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önerisiyle, köylerine dönmeyi tekrar gündemlerine aldılar. Bu amaçla çalışmalara başladılar. Bu çalışmaların en önemli unsuruysa, köylerin kurduğu meclisler... Biz de bu önemli çalışmayı değerlendirmek adına, üç köyün derneğiyle görüşme imkanı bulduk. Ayrıca Asuri-Süryanilerin bu yönlü çalışmalarını merkezileştiren Tur Abdin Kalkındırma Federasyonu yetkilileri ile görüştük.

‘PKK sayesinde yanlışımızı anladık’

Avrupa’daki Êzîdîlerin kurduğu ilk meclislerden biri olan Bacinî Köyü Meclisi sözcüsü Carcur Cemil, meclislerini ve köye dönüş projelerini anlattı. Çıra TV stüdyolarında yakaladığımız, Êzîdî Federasyonu’nun da eski yöneticisi olan Cemil, dönüşlere ilişkin umutlu olduğunu anlatıyor ve şöyle devam ediyor:
“Meclisimizin faaliyetlerini anlatmadan önce neden böyle bir ihtiyaç duyduğumuzu belirtmek isterim. Bilindiği gibi Êzîdî Kürtleri 1970’lerden itibaren topraklarından, köylerinden göç etmeye zorlandılar. Buraya ilk gelenler işçi olarak geldi. Ardından durum değişti ve aile halinde göçler başladı. O zamanlar ben çocuktum, hatırlıyorum: Köyümüze Türklerle beraber Alman heyetler geliyordu. 75-80 yılları arasıydı. Gitmek isteyenleri Almanya’ya götürmek için geliyorlardı. O zamanlar köyümüzde, babam da içinde olmak üzere, yaklaşık 30 kişilik bir grup Almanya’ya geldi. Ardından Kürt Özgürlük Mücadelesi başladı. PKK’nin başlattığı mücadele sonrasında Êzîdîler, artık aileleri ile birlikte, gruplar halinde göç etmeye başladılar. Ancak Avrupa’ya yerleştikten bir süre sonra, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin de etkisiyle, bu gelişlerin yanlış olduğunu anladık. Bana sorarsanız, o dönemin büyükleri, şimdiki yaşlılarımız, neden böyle yanlışa düştükleriyle ilgili özeleştiri vermeliler. Şimdi biz bu yanlışı düzeltmenin arayışı içindeyiz. Yani bu bir hata da değil, suçtur aslında. Almanların, Türklerin demesi ile köyünü boşaltıp buralara gelmek, suçtur.”

‘Kürt Halk Önderi Öcalan’ın önerisiydi’

Köye dönüş projelerinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önemli katkıları olduğuna vurgu yapan Cemil, sözlerini şöyle sürdürdü: “Genelde tüm Kürtler, özeldeyse Êzîdî ve Süryaniler için 2000’lerden önce dönüş mümkün değildi. Gerek koruculuk sistemi, gerekse de savaş koşulları geri dönüşe elvermiyordu. Ardından Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın başlattığı süreç devreye girdi. Herkes gibi biz de bu süreçten istifade ettik. Böylece köylere dönüşler için çalışma başlatmaya karar verdik. O dönemler Êzîdî Federasyonu’nda görev alıyordum. Bu proje öyle, kendiliğinden ortaya çıkmadı. Sayın Abdullah Öcalan’ın önerisiydi. Biz de federasyon olarak bu öneriyi destekledik ve 2008’de karar alarak köye dönüşleri pratikleştirme çalışmalarına başladık. Bu çalışma kapsamındaysa meclislerin oluşturulmasını gündeme aldık. İlk olarak da diyebilirim ki, Mardin bölgesinin en büyük Êzîdî köyü olan Bacinî ile başladık. Ardından Batman, Nusaybin, Viranşehir bölgelerine yayıldı. Şu andaysa Avrupa’da yaklaşık 10 meclis oluştu.
Projelerinin istedikleri gibi yürümediğini de söyleyerek özeleştiri veren Cemil, bireysel hareketlerden kaçınmak gerektiğini söylüyor.

‘Köye örgütlü biçimde geri dönmeliyiz’

Köye dönüş projesinin geç kalınmış bir proje olduğunu belirten Cemil, Kürdistan’da gidenlerin doğru biçimde kanalize edilmesinin de önemine vurgu yapıyor. En önemli hedeflerinden birinin Amed’de ‘Mala Êzdiya (Êzîdî Evi)’ açmak olduğunu söyleyen Cemil, şöyle devam ediyor: “Kurduğumuz meclisler yardımıyla köye dönüşlerimizi iyi organize etmezsek hatalara neden olabiliriz. Çok dikkatli olmalıyız. Açık söyleyeyim: Birçok insan da hak verecektir ki, Kürdistan’da giden Êzîdîlerin bir bölümü insani kurumlarla, bir bölümü AKP’yle ilişki kurarsa, biri gider korucu olursa, bu iş olmaz. Kendimizi boşa çıkarırız. Çelişkiye düşeriz. Bunun önüne de ancak örgütlü hareket ederek geçebiliriz.”
Kürdistan’ın Gundê Feqîra, Elîh/Çinêrîya ve Bacinî bölgelerinde üç ayrı ‘Êzîdî Evi’ açtıklarını anlatan Carcur Cemil, önümüzdeki dönemde daha fazla kurum açmak niyetinde olduklarını söylüyor. Bu evlerle kendilerini halka anlatmak istediklerini söyleyen Cemil, “Kürt Özgürlük Mücadelesi başlamadan önce Sünni Kürtler, Êzîdîleri yanlış tanıyordu” diyor.
Kürt Halk Önderi’nin başlattığı sürecin başarıya ulaşması halinde dönüşlerin önünde engel kalmayacağına vurgu yapan Cemil, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Her şey yasak! Dil, kültür yasak; dini özgürlük yok. İster istemez dönüşler imkansızlaşıyor. Bu koşullarda halkımızın yönünü Kürdistan’a çevirmemiz zorlaşıyor. Fakat süreç ilerlerse, inanıyorum ki, Avrupa’daki Êzîdîlerin de yüzde 60’ı dönmeye hazırdır. Meclis oluşumundan sonra da bir ruh oluştu. İnsanlar 30-40 yıl boş kalan, evleri harabeye dönmüş köylerine girmeye, elektrik ve su götürülmesini sağlamaya başladılar. Tabii ki bunlar formalite icabı yapılmadı.”
Anlatımlarının sonunda Bacinî Köyü Meclisi’nin kongre çalışmalarından bahseden Cemil, bir de çağrı yaptı: “Meclislere bir çağrım var. Özellikle gençlere ve kadınlara yer verin. Erkek meclisi oluşturulmamalı.”

Kiwex köylüleri de meclisleşti

Avrupa’da meclis oluşturan bir diğer Êzîdî köyü ise Şirnex Idil’e bağlı Kiwex. Kiwex köylüleri, Avrupa’da yaşamalarına rağmen köyleriyle ilişkilerini koparmıyorlar. Son zamanlarda ise kurdukları dernekle köye dönüşü tartışıyor, pratikleştirmeye çalışıyorlar. Kiwex köylülerinin geri dönüş çalışmalarını da, 1970’te Kiwex’te doğan Toprak Mühendisi Şêxmus Akçay’la konuştuk.
Akçay da köye dönüşlerinin sürece bağlı olduğunu ve umutlu olduklarını dile getiriyor. Derneklerinin işleyişinden bahseden Akçay, yaptıkları çalışmalara ilişkin şunları anlatıyor: “Bizler köyümüzü koruculuk dayatması nedeniyle terk ettik. Biz ayrıldıktan sonraysa, köyümüz korucular tarafından işgal edildi. Ancak verdiğimiz hukuki mücadeleyse, 2004 yılında, korucular köyü boşaltmak zorunda kaldı. Korucular köyü boşalttıktan sonra, köyümüzü boş bırakmadık. Yaklaşık bir yıl süresince adeta köye Avrupa’dan nöbetçiler gönderdik. 2005 yılından sonraysa, 10-12 kişi yerleşmek amacıyla köye döndü. Gidenler köyün arazisinin tapularını çıkardılar. Harabeye dönen evleri tamir ettiler. Fakat ancak bir yıl dayanabildiler. Bazı kişiler ve korucular tarafından yapılan baskılar neticesinde tekrar Avrupa’ya döndüler. O dönemler derneğimiz de yoktu. Sonrasında dernek aşamasına geldiğimizde daha örgütlü çalışmalar yapmayı hedefledik. Hedeflerimiz, köyümüzü korumak, elimizden gitmesini engellemek, köyü dönüşü sağlamak ve tahrip edilen, yok olmayla yüz yüze kalmış köyümüzü yeniden inşa etmek...”

‘İnsan kimliğini ülkesiyle anlatır’

Zerdeştî inancında toprağın kutsallığına vurgu yaparak köye dönüşlerin kendileri için ifade ettiği anlamı belirten Akçay, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Ülkemize dönmek hiç aklımızdan çıkmadı. Avrupa’da yaşıyoruz ama aklımız orada. İnsanın ülkesi anası, namusu, onuru, kimliğidir. Bir insan kimliğini ülkesi ile anlatır. Yahudiler, 500 yıl sonra ülkelerine geri döndüler. Biz de ülkemizi hiçbir zaman terk etmeyeceğiz. Bu ülke sevgisi, hasreti içimizde hep yaşadı. Biz Zerdeştîler de özel olarak, ülkemizi terk edemeyiz. Çünkü dinimizde toprak, su, ateş kutsal değerlerdir. Bu değerlerimizi kimseye teslim etmeyiz. Bu anlattıklarım herhalde ülkeye dönüşün gerekçelerini anlatmak için yeterlidir.”

‘Bu koşullarda nasıl dönelim?’

Dönüşün önündeki en önemli engeli sorduğumuzdaysa, Akçay, koruculuktan dert yanıyor: “Dönüşlerde birinci engel koruculardır. Devlet adına, devletten aldıkları güçler, aslında hem bize, hem devlete, hem de kendilerine zarar veriyorlar. Bölgede devleti temsil eden kurumlar, özellikle askeri kurumlar, bölgenin toplumsal gerçekliğini, hassasiyetlerini dikkate almadan hareket ediyorlar. Bazı köylülerimizse, ne yazık ki, kendi çıkarları için bölgedeki söz sahibi korucubaşlarıyla ilişki kuruyorlar. Bu engeli, kendi aramızda diyalogla, elimizden geldiğince çözmeye çalışacağız. Dönüşler için önemli bir başka engel de demokratikleşme sürecinin bir türlü sonuca ulaşmaması ve dolayında farklı dinlerin halen yasal olarak tanınmamasını söyleyebiliriz. Bölgede de maalesef hala Kürt yurtseverleri dışında kalan kesimin gayrimüslim kesimlere, özellikle de Zerdüştlere karşı olumsuz tutumları devam etmektedir. Bu da bizi düşündüren bir başka konudur.”
Geri dönüşlerinin ancak bir zihniyet dönüşümüyle mümkün olabileceğinin altını çizen Akçay, Türk devletine de çağrıda bulunuyor: “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın büyük çabasıyla başlatılan demokratik çözüm sürecini anayasal bir zeminle buluşturun. Bu değişim hem Türkiye’yi, hem de Kuzey Kürdistan’ı kapsayacaktır. Bugünkü koşullarda bizim dinimiz din olarak bile kabul edilmiyor. Bu Türkiye’nin büyük bir ayıbıdır. Bu koşullarda nasıl dönelim?”

Bir başka meclis Taqa’da

Avrupa’daki meclisleşen bir diğer Êzîdî köyü de Mêrdin Midyad’a bağlı Taqa Köyü. Taqa köylülerinin topraklarına kavuşma umuduyla kurdukları meclisin çalışmalarını da, sözcülüğünü üstlenen ve aynı zamanda Kürtçe öğretmeni olan Rezan Demir’le konuştuk.
Demir, meclis çalışmalarının başlangıcını şöyle anlatıyor: “Biz Avrupa’da yaşayan Taqa köylüleri olarak, 2009 yılında dernekleşme girişimlerine başladık. 2010 yılının Mayıs ayında ise resmi olarak derneğimizi kurduk. Ardından başlayan ‘köye dönüş projesi’ nedeniyle ise meclisleşme ihtiyacı duyduk. Böylece, 33 kişilik Taqa Köyü Meclisi’ni kurduk. Meclisimizde Gözlemci Komisyonu, Toplumsal Barış Komisyonu, Mezarlık Komisyonu, Köy Komisyonu gibi komisyonlar var. Tabii meclisimizi kurarken köyümüzün hassasiyetlerini ve farklı renklerini, aşiretlerini de gözettik. Burada kurduğumuz derneğin Midyad’da da şubesini açmayı düşünüyoruz.”

‘Önce topraklarımızı aldık...’

Bu çalışmaya neden başladıklarını sorduğumuzdaysa, Demir, şöyle cevap veriyor: “Köyümüz yıllar önce boşaltılmıştı. Oradaki feodallerin eline geçmişti. Köyün arazisini kiraya veriyor; ekili arazilerimizi kendileri ekip biçiyorlardı. Dernek ve meclis çalışmalarından sonra, köye bir heyet yolladık. Bu insanlarla konuşup, ‘Artık yeter! Bu kadar yıl köyümüzü kullandınız. Biz artık geri döneceğiz. Topraklarımızı boşaltın’ dedik. İtiraz etmeden çıkıp gittiler. Onlar gittikten sonraysa köye 4 aile gönderdik. İlk etapta köyümüzü onların elinden aldık; şimdiyse geri dönüş için çaba harcıyoruz. Dönen aile sayısını artırmaya çalışıyoruz.”
Köye dönüşlerinin Türk devletinin mantığıyla uzlaşamayacağını anlatan Demir, şunları söylüyor: “O yıllarda sadece biz değil, tüm Zerdeştî köyler boşaltıldı. Şimdiyse bu projeyle Kürdistan ve diaspora arasında köprü oluşturmak istiyoruz. Çocuklarımıza Kürdistan gerçekliğini tanıtmak istiyoruz. Kürdistan denilince çocuklarımız şaşırıp kalmasın. Yıllar önce Almanya’ya gelenler köydekilere ‘Almanya cennettir! Burada ne işiniz var? Kalkın, gelin Almanya’ya’ propagandası yaptılar. Biz şimdi tam tersini yapmaya çalışıyoruz. Kolay değil tabii. Gençler burada okumuş, meslek sahibi olmuş, yerleşmiş. Bunları alıp geri götürmek kolay değil. İşimiz zor.” DEVAM EDECEK


MURAT MANG/BIELEFELD