‘Masayı Kral Arthur’un şövalyeleri ile toplantı yaptığı yuvarlak masaya benzetti ve ‘Hiyerarşi yok, bize daha uygun’, dedi gülerek.“
İşte bu cümleler bir dönem İmralı’da kalan Sait Yıldırım arkadaşa aitti. Kürdistan Halk Önderi Öcalan bütün halkların kurtuluşu için bir araya geldiği yoldaşlarıyla yuvarlak masaya oturduğunda bu cümleleri söylemiş ve Sait Yıldırım da bu sözleri tarihe geçirmek için yazıya aktarmıştı. Öcalan’ın yoldaşları ile bir araya gelişini; kimilerine İsa ve havarilerini, kimilerine PKK’nin ilk gruplaşma sürecini ve kimine göre de Kral Arthur ve şövalyelerini anımsatmıştı.
Kral Arthur, halkının geleceği için iktidarın temsili o büyük kaleye yol alıyor. Kapıya vardığında etrafı karabacaklılar ile sarılıyor. Her taraf simsiyahlara bürünen erkeklerle dolu. Arthur’un elini tutuyorlar, karabacaklılardan birkaç kişi geliyor ip ile ellerini birbirine kavuşturup, iktidarın temsili kralın yanına götürüyorlar. İşte bu sahne Öcalan’ın Roma’ya çıkışını, Yunanistan seferini, uçakta gözleri bağlı halini ve en son gemide yürürken ellerini bağlayan askerleri anımsattı. O sahneyi ben daha doğmadan lanetlenen 99 Şubat’ına benzettim. İlk fark ediş o zaman oldu. Bunun gibi onlarca örnekle dolu film. İzlerken Öcalan’ın düşünceleri, hareketleri, bakışları, bağlılığı ve mücadelesi aklıma geldi. Zehir olan yerde panzehir de vardır diyor filmde Arthur’a destek sunan bir kadın. Ve zehirli olan iktidarı öldürecek olan panzehirin Arthur olduğuna inanıyor. Kral Arthur yıllardır babasının sırtında duran kılıcı, gücünün farkında olmadan her iki eli ile kavradığında gerçekle yüzleşip yere düşer. Bu Öcalan’ın „Kürdistan sömürgedir“ gerçeği ile ilk karşılaşmasıdır. Bu kılıcı ilk çıkarma ve taşıma gücünü gösteren doğuştan kraldır. Ve Kürdistan ülkesinin sömürgeleştiğinin farkına varandır bu ülkenin önderidir.
Arthur’un babası ve annesi öldürülünce Kral Arthur sokakta kadınlar tarafından bulunuyor. Ve kadınlar Arthur’u alıp, büyütüyorlar. Bu, Arthur’un kadına olan saygısını, sevgisi ve güvenini de ortaya çıkarıyor. Zamanla Meyc’i tanıyınca da ilk önce onun yasa dışı olduğu tanımını getirir sonra da kadının doğasal gücüne olan inancı daha da derinleşiyor ve uyanış kadınla oluyor. Bu, Öcalan’ın kadının gücüne olan inancı, enerji akışının ve doğasal güçlerin hala kadında var olduğuna inanır. Ve yasaların tanımadığı bir varlığın aslında Tanrıça olduğu, evrenin yaratılışının onun her çektiği sancıda kendini yenilediğine vurgu yapar. Bu büyüdü ve şehit verdikçe Öcalan’ı doğruladı, direndikçe Öcalan‘ı doğruladı ve bugün herkesi ayağa kaldıran, dört parça Kürdistan’da an’da devrimi hızlandıran Leyla Güven’e kadar getirdi. Belki de Kürdistan’ın dört parçasını bir araya getirecek ve ruh birliğini yaratacak güçlü eyleme tanıklık ediyor şu anda gören tüm gözler. Ve bu Öcalan’ın uyandırdığı kadınların gözleriydi. Kral Arthur’un yanındakiler sürekli ona; „bu insanlar senin adına, senin için savaşıyorlar“ her dediğinde o kılıcın onda olduğuna üzülür ve her gece uyuyunca kendisi için öldürülen, ölen insanların yüzlerini hatırlar.
Özgürlük uğruna toprağa filiz veren her şehit Öcalan’dan bir parça alıp götürdüğü gerçeği ve PKK ideolojisinde „unutmak ihanettir“ ilkesi ile bağdaşlaştırılır. Kral Arthur konuşmanın bir silah olduğunu ve eğitimin savaşçılarında taktik ve strateji üreteceğine inanır. Öcalan yıllarca; „benim silahım dilimdir“ demesi ve eğitimin yaşamın kendisi olduğu, militanlarına kendilerini beslemeleri gerektiğine her an değindiği gerçeğini ortaya koyar. Arthur zaferin, halkı sokağa dökmekle geleceğini savaşçılarına aktarınca, Kürdistan ve Türkiye’nin kana bulandığı, sokakların tanklarla kapatıldığı dönemlerde „savaşan halk gerçeğini yaratın“ diyen talimatı geliyor aklıma Öcalan’ın.
Kral Arthur’un masasında farklılıkların zenginliğe dönüştürdüğü hakların zaferi var işte Kürdistan Halk Önderi Öcalan’da Hakikat Dergahın’da ortaya koyduğu felsefeyle bir araya getirdiği, yuvarlak masa etrafındaki halkların özgürlüğü tezidir. Kral Arthur bütün bir mücadeleyi dostlarıyla kazanınca sarayda, herkesin merak ettiği örtüyü kaldırıyor ve „bakın bu bir masa, hadi oturun“ diyor ve İngiltere demokrasi masasını temsil eder şekilde savaş arkadaşlarıyla masanın etrafını sarıyor. Kapılar açıldığında çocuklar önde kadınlar da yan yana durmuş, asil duruşlarıyla içeri geliyorlar. İşte tarih tekrar Ortadoğu Halk Önderini doğuruyor sayfalarının içerisinde ve İmralı’da duruyor. Kürt halkının zaferi kazanacağı ve halkıyla buluşturacağı günlerin en yoğun inancındayız.
Kadının inancının yarattıklarını görmek için Meyc’i hatırlayıp, yüzümüzü Leyla Güven’e dönelim…
Halkının geleceği için savaşan Kral Artur’u hatırlayıp, rotamızı İmralı’ya döndürelim…