Başbakan Erdoğan’ın Kenan Evren’e en çok benzeyen yanlarından birisi, beğenmediği her şeyi “ideolojik” bulması.
İdeoloji nedir? Hangi tutum ideolojik, hangisi değildir?
İsterseniz soruları daha farklı bir yerden ve konuya özel soralım. Dünyada ideolojik olmayan bir şey var mıdır ya da  paranın rengi, dini, ideolojisi olur mu?
S&P isimli meşhur kredi derecelendirme kuruluşu Türkiye’nin notunu pozitiften durağana çevirince Başbakan Erdoğan tarafından “tanınmama” cezasına çarptırıldı. Kredi derecelendirme işleri ne kadar objektif ve tarafsız yapılır, uluslararası gelişmelerden bağımsız ele alınabilir mi, konusu başlı başına uzun bir tartışmayı gerektirir. Türkiye ekonomisi gerçekten ne durumdadır, Başbakan’ın iddia ettiği gibi her şey çok iyiye gidiyorsa, söz konusu kuruluş böyle bir tavrı sergileme ihtiyacını neden duymuştur?
Bu kadar soruyu cevaplamaya bizim “aşırı ideolojik” aklımız yetmez her halde.
İktisat bilimi ile ideoloji, uluslararası politika ile ideoloji arasındaki ilişkiye dair onlarca kitap ya da hiç olmazsa makale okumuş olsanız da Başbakan’ın kurduğu cümleleri anlamakta zorlanabilirsiniz. Ben kendisini suçlamıyorum zaten. Başbakanlar her konuyu bilmek zorunda değiller elbette. Ama bir başbakan siyasetin en temel kavramlarından birisi olan “ideoloji” üzerinden ciddi bir konuşma yapıyorsa önce  danışmanlık mekanizmaları ele alınır. Onun önüne konulmuş bir uzman değerlendirmesine dayanıyorsa bu konuşma vay halimize.
Yok sadece siyasi alışkanlıklarımızın eseri bir durumla karşı karşıya isek, yani kızdığımız her yeri ideolojik davranmakla suçlayarak işin içinden çıkmayı tercih etmişsek başka bir vaka söz konusudur. Bu ruh hali ile 2012-2014 arası yaşayabileceğimiz muhtemel gelişmeleri nasıl atlatacağımızı oldukça merak ediyorum doğrusu.
Son derece ideolojik olan mevcut anayasayı malum ideolojiden kurtarmaya cesaret edebilecek miyiz, örneğin. Suriye’yi Baas ideolojisinden kurtarma çalışmalarını yürütürken sergilediğimiz performans, İran’ı da kendi ideolojisinden kurtarma noktasına gelip dayandığında nasıl bir tercih içine gireceğiz?
Sıfır sorun olmasa bile “sıfır ideoloji” eksenine dayalı bir bölgesel dış politika mümkün müdür? Suudi Kralı, Libya lideri Kaddafi’den daha mı ehven bir ideolojiye mensup bizce? Irak Şiilerinin temsilcilerinden Sadr ideolojik değil ama Maliki daha ideolojik olduğu için mi bizim hedef tahtamıza oturmuş durumda? İçine sürüklendiğimiz ortamı doğru okuyabilmek için bu sorular bile yetmez biliyorum ama ne yapayım sormadan da edemiyorum işte. Ekonomiden dış politikaya tüm işlerimizi “ortaya karışık” mantığı ile sürdürmeye devam edeceğiz anlaşılan. Bu durum da bizim “kafa” karışıklığımızı derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmayacak elbette.