Kriz derinleşecek
Türkiye’deki ekonomik krizin derinleşeceğini belirten aktivist Stern:”Kim Türkiye’ye yardım etmek istiyor ise Erdoğan hükümetine olan ekonomik, askeri ve siyasi desteğin durdurulması için elinden geleni yapmalı. Güçlenmek için biraz daha zaman kazanmak isteyen ve kendisini pazarlayan fanatik, terörist bir siyasetçinin, Berlin’e gelmesine ihtiyacımız yok.”
NİHAL BAYRAM
MAINZ
Türkiye’de yaşanan kriz ABD ile yaşanan gerilime bağlansa da, AKP’nin ekonomi politikalarındaki çöküşü her geçen gün daha fazla hissediliyor. Dolar ve eurodaki artış, ithalat ve ihracatı etkilerken, bunlara bağlı girdi fiyatlarındaki yükseliş gıda fiyatlarına, üretici fiyatlarına artış olarak yansıyor. Krizin yükü ise şimdiden emekçilere, yoksullara fatura edilmeye başlandı. Yaşanan ekonomik krizin nedenlerini, AB ve Almanya’nın krize yönelik tutumunu Internationale Bündnis (Uluslararası İttifak) Köln-Bonn-Leverkusen Temsilcisi Simon Stern ile konuştuk.
Türkiye’deki güncel ekonomik krizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bunu tetikleyen nedenler hangileri? Türkiye’nin geleceği için hangi sonuçları bekliyorsunuz?
Bugün gördüğümüz büyük bir ekonomik krizin ön belirtileridir. TL’deki değer kaybı başlayınca krize dikkat çekildi. Fakat sorunun kökleri daha da derindir ve Türkiye’nin tüm kapitalist ekonomisini bağlıyor. Krizin en temel yükünü bugün zaten işçiler ve yoksullar yani toplumun büyük bir çoğunluğu taşıyor. Bu durum gıda fiyatlarındaki yüzde 25’lik fiyat artışta, maaşların düşüşünde, işsizlik oranının yüzde 11’e yükselmesinde ve iş alanlarında en vahşi sömürülerin yaşanmasında kendini göstermektedir.
Bir çok medyada tehlike arz eden bir “Bankalar sıkıntısından“ bahsediliyor ve ABD ile Türkiye arasındaki fikir ayrılıkları bu “ekonomik sorunlara“ gerekçe gösteriliyor. Faşist Erdoğan hükümeti krizi, Amerikan papazı Brunson’un tutuklanması ile ilgiliymiş şekilde lanse ediyor. Fakat bunların her ikisi de yanlıştır. Brunson aylardır tutuklu fakat bu, hiç bir zaman büyük bir konu edilmedi.
Türk oligarşisi ve Erdoğan’ın “Sultan“ olma hayali Suriye’de ABD’nin jeostratejik hedefleri ile çatışıyor. Özellikle İdlib’ten Cerablus’a, oradan Rojava’ya kadar. Rusya ile milyar dolar değerinde silah anlaşmaları imzalıyor. NATO’dan çıkışı ile ilgili tehditlerde bulunsa da, Beyaz Saray’da ve “Wall Street“de bunları savunmak büyük bir güven gerektiriyor. Çünkü Türk sömürgeci ordusu, NATO’nun ikinci büyük ordusudur.
Erdoğan, yeni bir Türk imparatorluğu rüyaları nedeniyle ola ki ABD, Kuzey Suriye istilasına engel olursa, Trump’a bir Osmanlı tokadı atma tehdidinde bulunuyor. Bunun yanında ayrıca Rusya ve İran ile ekonomik ilişkilerini geliştiriyor.
Kapitalist globalizm dünya çapında ve Türkiye’de de son 10 yılda hızlı bir sermaye artışına imkan verdi. Fakat bunun yanında sayısız yeni sorunları da beraberinde getirdi. 500 milyar dolara varan dış borçlar sorunun sadece bir kısmıdır. Fakat bu borç dağı hızlı bir şekilde büyüyor ve yavaş yavaş Erdoğan hükümeti ile onun oligarşik dostlarının üzerine çöküyor.
Erdoğan’ın girişimcilik üzerinden kurduğu ekonomi siyaseti, tüm retoriklerine rağmen bugün tutmadı. Erdoğan’ın gitgide azalan taraftarı şunu anlamaya başladı ki, ağaçlar gökyüzünde büyümüyor!
Erdoğan’ın yeni bir Osmanlı İmparatorluğu üzerine kurduğu fantastik vizyonu, gün geçtikçe ekonomik alanda kaybediyor. Bu nedenle Türk toplumunun sınıf içi çatışmasına daha büyük bir değer biçilecektir. Bu sadece maaşların artmasının savunulmasında ve çalışan çoğunluğun ekonomik taleplerini dile getirmeleriyle elbette. Aynı zamanda gelecek ekonomik krizde diktatör ve faşist önlemler, kesin artacak ve böylece ‘yeni imparatorluk’ adlı diktatörlüğün çöküşüne dair demokratik talepler daha da çok dile gelecek.
Başbakan Merkel bir açıklamasında “Türkiye’nin ekonomisinin bozulması bizim çıkarımıza değil” dedi. Ancak her siyasi krizde Türkiye’ye başta silah ve tank olmak üzere birçok satış gerçekleştiriyor. Merkel’in Erdoğan ve Türkiye politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu aynı zamanda bir ikiyüzlülüktür. Çünkü AB ve Almanya elbette dış ticaretini ve tüm ekonomik ilişkilerini, Türkiye’den uzun vadede elden geldiği kadar para süzmek/çıkarmak için yürütecek. Ve böylece krizin oluşumuna ortak oluyor. Türkiye’nin ekonomik gelişmesinde, yapılan yatırımların büyük bir kısmı, Avrupa’daki büyük bankalara aittir. Bunların başında İspanya, Fransa ve Alman bankaları var. Elbette bu bankalar - her gün daha yüksek faiz ve daha büyük krediler vererek - kredilerinin ellerinde patlamasını istemezler. Ancak bu şekilde borç krizinin daha da derinleşmesine katkıda bulunuyorlar.
En son Alman Federal Hükümeti sessizce Türkiye ile pazarlıklarda devlet kredi garantilerini “Hermesbürgschaften“ (Hermes garantileri) yükseltti. Çünkü kriz ile riskler büyüdü ve yükseldi.
Panzer, tüm panzer fabrikalarının satışları ve diğer yan savaş araçları ile Almanya ve Türkiye arasındaki ticarette milyarlarca gelir sağlanması hedefleniyor. Bununla beraber Almanya Suriye’deki savaşın dolaylı ortağıdır. Örneğin Efrîn saldırısında olduğu gibi. Türk ordusu tarafından atılan her kurşun, Almanya Federal Cumhuriyeti’nin kasasını arttırıyor. Yani maddi kazanç elde ediyor. Elbette bunu Merkel Hükümeti zarara uğratmak istemez. Çünkü silah lobileri onun (Merkel’in) politikasını etkiliyor. Bundan dolayı Erdoğan 29 Eylül’de dış gezi ziyareti olarak Berlin’e geleceği söylendiğinde, AB çerçevesinde alabileceği ekonomik yardımlar açıklandı.
Erdoğan Diktatörünün Almanya’da en az sevilen siyasetçi olduğunu gözönünde bulundurursak Almanya, bu birlik için çok fazla risk üstleniyor. Nedeni ise ekonomik ve askeri sorunların yanında başka sorunlar da var.
Almanya’nın esas kaygısı mülteci akını mıdır? SPD Almanya ile Türkiye arasındaki siyasi gerginliklere rağmen Türk hükümetine ekonomik alanda yardımcı olunabileceğini açıkladı. Almanya bu krizde de Türkiye’ye çıkarları için can simidi olur mu?
Konu edilen ekonomik yardımlar günümüzde bir can simidi ölçüsünde değil. Bu tahminen sadece IMF ve böylece ABD katılımı ile mümkün olabilir. Çin ve Rusya’dan da kolayca kısa sürede krediler alamayacak. Sadece yeni imparatorluk olan Katar en son birkaç milyarlık söz verdi. Bundan dolayı da Erdoğan, Almanya ve AB’yi – çoğu Suriye savaşından kaçan – milyonlarca mülteci için sınır kapılarını açmak ile tehdit ediyor.
Eğer bunların sayıları Güney Avrupa’da – 2015’de olduğu gibi - birden yükselir ise bunların sonucu Almanya için vahim olacak. Bu sapıkça ve dehşet bir oyundur ve burada milyonlarca insanın hayatı, borç pokeri gibi masaya atılmakta.
Almanya’da AfD, CDU, FDP, SPD ve Yeşiller ile bu konuda büyük bir koalisyon var ve bu insanlık dışı siyaset – örneğin bazı Yeşiller Partisi üyeleri bunu iyi bulmadıkları belirtilse de – bu koalisyon tarafından yürütülüyor.
Kim Türkiye’ye, Türk hükümetine yardım etmek istiyor ise Erdoğan hükümetine olan bu ekonomik, askeri ve siyasi desteğin nihayet durdurulması için elinden geleni yapmalıdır. Panzer satışı durdurulmalı, Alman Federal Ordusu geri çekilmeli. Güçlenmek için biraz daha zaman kazanmak isteyen ve kendisini pazarlayan fanatik, terörist bir siyasetçinin, Berlin’e gelmesine ihtiyacımız yok.
Almanya, Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülkeler arasında ilk sırada yer alıyor. En fazla ithalat yaptığı ülkeler listesinde de 3. sırada. Krizin, iki ülke arasındaki ekonomik ilişki ve işbirliğine yansımaları ne oldu/olacak?
Almanya Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı olduğu gibi Anadolu tarımı Alman ihracat bilançosunda 16’ncı sırada yer alıyor. Bu yeri Macaristan ve Rusya Federasyonu doldurmakta. Türkiye’de yaklaşık 6.500 şirket çalışır vaziyette. Bu şirketlerde 120.000 maaşlı işçi çalışmakta. Almanya her yıl Türkiye’ye 20 Milyar euro değerinde malzeme ihraç ediyor. Bu rakamlar bu kriz içerisinde gerileyecektir ki, kimileri gerilemeye başladı. Bu özellikle sanayi sektörü ve makine mühendisliği, otomotiv ve parçaları, plastik ve elektronik alanıdır. Alman savaş ekipmanlarına olan talep artacak. Çünkü Erdoğan dışa doğru ve içe doğru savaşı tırmandırıyor. Savaş kapitalizm için iyi bir iştir.
Kriz, Alman şirketlerinin Türkiye’ye bakışını nasıl etkiledi? Almanya’dan Türkiye’ye ihracatta gerileme ya da güven kaybı oldu mu? Mesela Türkiye’den çekilen Alman şirketler var mı? En çok hangi sektör etkilendi?
TL’deki düşüş ve güncel Türk Menkul Kıymetler Borsası’ndaki zararlar, dünya çapındaki şirketlerin azalan güvenleri demektir. Türkiye’ye gidecek yatırımların bu ortamdan etkilendiği görülüyor.
Birçoğu paralarını Türkiye’den en hızlı şekilde geri çekmekte ve ABD doları gibi Çin Yen’i gibi güvenilir limanlar aramakta. Büyük yatırımcılar, Türkiye’de büyük bir devlet iflasını ve çok uzun vadeli bir ekonomik krizi öngörüyor. “Ekonomist“ dergisi haberinde sunduğu gibi geçen yıl en az 8 adet küresel teknoloji ve internet şirketi, Türkiye’ye sırtlarını çevirdi. Bölge şubeleri ile birlikte Dubai’ye göç ediyorlar.
Alman enerji şirketi EWE geçen hafta geri çekileceğini açıkladı. Görünen o ki, askeri kapital satışı yapmak istiyorlar. Almanya ikametli en büyük uluslararası medya tekeli Springer bir kaç ay önce Türkiye’den geri çekildi. Çünkü Erdoğan’a yakın olan Demirören Grubu Türkiye’de tüm medyayı kontrol etmekte ve orada bir iş yapmak onlar için artık karlı değil. Siyasi güvensizlikler artık ekonomik kriz tarafından derinleşiyor ve bu geri çekilmeler sadece bir başlangıç olarak görülmekte.
Rejim değişikliğinin de tetiklediği bir ekonomik kriz var. Demokratikleşme süreci 2015’ten itibaren neredeyse tamamen bitti. OHAL ilan edildi, tam bitti denilirken daha da kalıcı hale getirildi. Demokratikleşme sürecinin bitmesi ve hukukun tamamen AKP’ye bağımlı hale geldiği, kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı bir düzlemde, salt ekonomi paketleriyle bu krizden çıkılabileceğini bekliyor musunuz?
Erdoğan rejiminin ekonomik paketi – IMF ile de olsa IMF’siz de olsa - bütün yükü toplumun çoğunluğunun sırtına yüklenecek. Bu da düşük maaş, yükselen kiralar ve fiyatlar, sosyal hizmetlerin, emeklilerin ve işsizlik paralarının kısılması gibi adımlarla gelecek. Bundan dolayı yoksullar krizin yükünü – geçmişten daha fazla - taşımak zorunda olacaklar ki zaten savaş ve sömürü koşulları altında yıpranıyorlar. Bu tabii ki, Türkiye’deki sınıf mücadelesini hızlandıracak. Bu milli fanatizm, sınıf mücadelesine ve enternasyonalizme karşı olarak ayakta kalmaya çalışan Erdoğan hükümetinin sabit duruşunu sarsacak.
Fakat işçiler yeni ‘Sultan’ın imparatorluğu içinde kapitalist gerçeği ne kadar sert görürlerse o kadar sözlere ve demogojiye kulak verecektir. Erdoğan’ın hükümeti özellikle ekonomik siyasi alanı, dost ve aile fertleri ile doldurması da bir sorun haline gelecek. Hükümetin akraba ekonomisi (Vetternwirtschaft), yolsuzluk, gösteriş, küstahlık, antidemokratik ve faşist uygulamaları beraberinde, Kürt ve Suriye halkına karşı sömürge savaşını getirdiği gibi, Erdoğan rejimini de birçok sorunun kucağına itmiştir. Bu ekonomik kriz de giderek boyutlanıyor. Bu krizden çıkış yolu var.
Fakat bu sadece toplumun, işçilerin, kadınların, farklı cinsel tercihi olanların, sömürülenlerin, küresel çapta baskı altında olanların, ilerici ve dayanışma bilinci olan insanların kitlesel eylemleriyle olur. Bu kesimlerin eylemi, rejimi çöküşe, savaşın ve işgalin sonlanmasına, tüm kapitalist toplum ilişkilerinden kurtulmaya yol açar. Yoksa Yunanistan’da olduğu gibi kriz, sadece ‘Darlık Yaşayan Bankalar’ için geçerli olacak.