17 AB ülke hükümetinin onayladığı Merkel-Sarkozy planına İngiltere’nin karşı çıkmasından sonra Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, “Alman Başbakanı Angela Merkel ve ben, İngilizlerin anlaşmanın tarafı olması için her şeyi yaptık” diyerek “iki Avrupa var” tanımını yaptı. Le Monde gazetesine verdiği demeçte Sarkozy; “başka bir Avrupa’nın doğmakta olduğunu görmek gerekiyor” diyerek “ekonomilerin amaç birliği, bütçe ve vergi kurallarının hakim olduğu” Avrupa’nın Euro Bölgesi olduğunu söyledi.
Krizle birlikte AB bünyesinde bulunan büyük emperyalist güçleri ikili bir kavga süreci bekliyor. Birincisi “Ulusal egemenliğin” kaybolacağı endişesi temelinde ülkeler içerisindeki tartışmalar ve planı desteklemeyen ülkelerin tutumu. İkincisi ise yapılan planlar ve merkezileşmeyle krizin faturasını üzerine yıktıkları geniş yığınları tavrı!
Fransa ve Almanya’nın planın temelini mali birlik kavramı belirliyor. Bunun anlamı Euro Bölgesinde bulunan ülkelerin bütçelerinin merkezi kontrole tabi tutulmasıdır. İşin özü artık finans üzerindeki yerel inisiyatif tamamen AB’nin üst organlarına bırakılacak. Ülkelerin ihlalleri durumunda yine bir üst kurum olan AB’nin yargı ve adalet kurumları devreye girecek. Bu aşamada Brüksel’de bulunan seçilmemiş bürokratların iktidardaki payı artacak. Merkel-Sarkozy planı, AB bünyesindeki ülkelerin “ulusal egemenlik”lerinin büyük bir bölümünden vazgeçmeleri ve bunu AB merkezi otoritesi ve mekanizmalarına devretmesi ve Brüksel’deki bürokratların iktidardaki payı Sarkozy’i sıkıştıran en önemli noktalardan biri olarak duruyor. Sarkozy “iki Avrupa” kavramından ve planın arkasındaymış gibi demeçler verse de seçilmemiş bürokratların daha fazla iktidar sahibi olmasına karşı olduğunu da açıklamadan edemiyor. Çünkü Fransa içerisinde “ulusal egemenliğin” AB’ye devretilmesine karşı çıkanların basıncı giderek yükseliyor.
Tüm bu tartışmalar önümüzdeki dönem daha da yoğunlaşarak devam edecek. Bu aşamada Sarkozy’nin Merkel-Sarkozy planını kabul edenler ve etmeyenleri “iki Avrupa var” şeklinde ifade etmesi başka bir gerçeğin altını çiziyor. Sarkozy’nin aksine bu bölünme ülkeler arasında bir bölünmeden çok finans kapitalin temsilcileri ve geride kalan işçi-emekçiler ikileminin daha da derinleşmesi olarak algılanabilir. Krize müdahale, ülke bütçelerinin AB tarafından denetlenmesi vb süreçlerin merkezileşmesi hız kazanırken krizin faturası altında ezilen milyonların oluşturduğu kamp yerel olmaktan çıkıp bütünleşiyor. Sosyal haklar, ücretler, işten çıkarmaların kararları merkezileşirken Avrupa’da yaşayan işçi ve emekçilerin kader ortaklığı, mücadeleyi bütünleştirme ihtiyacı da bir o kadar yakıcılaşıyor. Bu süreçte birleşik bir eylem hattı ya da ortak bir direnişin ortaya çıkıp çıkmayacağı Avrupa’daki toplumsal muhalefet dinamiklerinin gücüne bağlı.
Sarkozy şahsında somutlanan politika ise AB içerisinde payını büyütmek isteyen Fransa’nın diğer ülkeler üzerindeki egemenliğini pekiştirme telaşıdır. Bir taraftan AB içerisindeki güç ilişkilerinde egemenlik ihtiyacı, diğer taraftan Ortadoğu’da pay yarışı derken kapıdaki Cumhurbaşkanlığı seçimleri... AB içerisindeki dalaş büyüyor, Sarkozy Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hesaplayarak Ermeni Soykırımı Tasarısı’nı yeniden gündeme getiriyor, Suriye’ye yaptırımlar Türkiye üzerinden plan dahilinde işletiliyor... derken iktidar ve güç ilişkileri sarmalı ve onun yaratmış olduğu kriz derinleştikçe dalaşlar büyüyüyecek...