Bir taraftan savaş harcaması, öbür taraftan beton ekonomisiyle bu noktaya varıldığını belirten HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, “Cari açık kapanamaz durumda. Bu sektörel çarpılmayı düzeltecek yeni kaynak alanı yok. Borç bulursa da ancak borçları çevirebilecek. Topyekun bir yolsuzluk ekonomisi; büyük bir soygundur” dedi.

 

BİLAL SEÇKİN / MELİKE CEYHAN / MA / İSTANBUL

Türkiye’nin inşaat sektörü çarpıklığında büyürken aynı zamanda yandaş sermaye alanının yaratıldığını kaydeden HDP Eşbaşkanı Temelli, yandaş sermayenin kendisini beslerken siyaseti de finanse ettiğini söyledi. Temelli, artık yolsuzluk, israf, yanlış ekonomi politikaları ve kötü gidişatın saklanamadığını belirtti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Sezai Temelli, MA’nın sorularını yanıtladı. Öönceki hafta Fransa ve Almanya’da gerçekleştirdikleri ziyaretlere değinen Temelli, Avrupa’daki temaslarının çok kapsamlı ve yoğun geçtiğini dile getirdi. Gerçekçi bir Türkiye fotoğrafını yansıtmak ve Ortadoğu’daki gelişmeleri tartışmak amacında olduklarını söyleyen Temelli, “Çünkü tek yanlı, Dışişleri Bakanlığının anlattığı bir Türkiye’nin olmadığını, Türkiye gerçeklerini olabildiğince nesnel bir şekilde yansıtmak istedik. Bütün bunların arkasında yatan durumun otoriter, baskıcı Erdoğan rejimini anlattık. Erdoğan’ın otoriter rejimi görmezden gelinip Alman Hükümeti’nin giderek meseleyi ticari ilişkilere sıkıştırdığı bir yerden ne Türkiye açısından ne de Avrupa açısından olumlu bir gelişme yaşanabilir. Türkiye’de sıkıntılar arttıkça, baskı rejimi devam ettikçe bu sürecin Avrupa’ya da yansıdığını anlatmaya çalıştık” dedi.

Mülteci meselesinin çözümü

Avrupa’nın gündemindeki konulardan birinin mülteci hakları meselesi olduğunu belirten Temelli, mültecilerin bir pazarlık konusu yapılmasının Akdeniz’i mülteci mezarlığına çevirmeye neden olabileceğini ifade ettiklerini söyledi. Mülteci meselesinin çözümünün Suriye barışından geçebileceğinin altını çizen Temelli, “Suriye barışı, Suriye halklarının ortak çözümünden geçer. Bu konuda da eğer Avrupa Birliği bir inisiyatif geliştiremezse Suriye çok daha fazla acı çekecektir. Suriye’nin çektiği acılarının da en büyük bedelini yine Türkiye ve Avrupalı halklar ödeyecek ya da göğüsleyecektir. Suriye barışı ile Türkiye ve Avrupa demokrasi, huzuru arasında çok sıkı bağlar var. Bunun görülmesi gerekiyor. Ancak Erdoğan iktidarı bütün bu meseleleri bir pazarlık anlayışı içerisine sürüklüyor. Buradan iktidarının ömrünü uzatmak için çeşitli manevralar yapıyor. Eğer AB, Almanya tuzağa düşerse bu manevraların bedelini Türkiye, Suriye halkları öder’’ şeklinde konuştu.

Temelli, HDP’nin Avrupa ülkelerinde çok daha fazla diplomasi çalışması yürütmesi ve bu çalışmaları politikleştirmesi gerektiğinin altını çizdi.

Yanlış yatırım politikaları

 Temelli, Türkiye’nin 3. Havaalanı, Kanal İstanbul gibi devasa yatırım projelerine ihtiyacının olmadığını söyledi. Gelinen noktada ülkedeki ekonomik krizin en önemli nedenlerinden birisinin de yanlış yatırım politikaları olduğunu vurgulayan Temelli, “Bu yanlış yatırım politikalarıyla ekonomi içinden çıkılmaz bir yere doğru sürüklendi. Türkiye AKP döneminde 600 milyon dolara yakın cari açık vermiş ve bu kadar fonu betona vermiş. Bir taraftan savaş harcaması, bir taraftan beton ekonomisi. Ülke bütün geleceğini yitirmiş durumda. Cari açık kapanamaz bir duruma doğru sürüklenmiş. Artı bu sektörel çarpılmayı düzeltecek bir yeni kaynak alanımız kalmamış. Borç bulursa da ancak borçları çevirebilecek’’ dedi.

Topyekun bir yolsuzluk ekonomisi

 Türkiye’nin inşaat sektörü çarpıklığında büyürken aynı zamanda yandaş sermaye alanının yaratıldığını sözlerine ekleyen Temelli, yandaş sermayenin kendisini beslerken siyaseti de finanse ettiğini söyledi. Türkiye’de siyaseti yönetenlerin zenginleşmesinin arkasında siyaset finansmanının yattığına dikkat çeken Temelli, “Bu topyekun bir yolsuzluk ekonomisidir. Büyük bir soygundur. Şimdi bu deşifre oluyor. Yolsuzluk, israf, yanlış ekonomi politikaları ve bu kötü gidişat saklanamıyor. Bu durumu işçiler yaptıkları eylemle dile getirdiler. Türkiye’de işçi cinayetleri, ölümlerin en fazla en sıklıkla yaşandığı yer 3. Havaalanı şantiyesidir. Türkiye’de ortalama her gün 6 işçi resmi kayıtlara göre yaşamını yitiriyor. Bu 6 işçinin 2’si bu şantiyede ölüyor. Burada ölümlerin saklanmasından tazminatların hasıraltı edilmesine, sağlık koşullarının ortadan kaldırılmasından iş sağlığı ve güvenliğinin olmamasına kadar inanılmaz bir sorunlar listesi var. Orada göçmen, sendikasız işçiler var. Yani neo liberalizmin fikir babaları bile böyle bir vahşeti hayal etmemişlerdi” diye konuştu.

Bu hepimizin mücadelesi

 3. Havalimanı işçilerinin kötü çalışma koşullarına karşı haklı bir eylem yaptığını vurgulayan Temelli, haklı eylemin otoriter rejim tarafından yine şiddetle bastırılmaya çalışıldığını belirtti. Temelli, “29 Ekim’e havaalanının açılışı yetiştirilecek diye Latin Amerika’da köle plantasyonları filmleri gibi çalışma koşullarına sahip işçilerden emekçilerden bahsediyoruz. İşçiler ‘köle değiliz, işçiyiz, emekçiyiz hakkımızı istiyoruz’ sloganını atıyor ve bu önemli bir slogan’’ dedi. Temelli, olayların devlet güçleri tarafından terörize edildiğini, işçilerin, sendikacıların hatta partileri HDP’nin dahi suçlandığını belirterek, şunun altını çizdi: “Fakat biz işçilerin haklarını savunmaya devam edeceğiz. Çünkü bu hepimizin mücadelesidir.”

 

Sokağın kürsüsüdür

Erdoğan’ın işlevsiz bırakmak istemesine karşı Meclis’i halkın kürsüsü haline getirmeye çalışacaklarını ifade eden Temelli, şöyle devam etti: “Elbette Meclis’te de muhalefeti güçlendireceğiz. Bunu yaparken muhalefeti duvarları içerisine sıkıştırmak yerine Meclis’in duvarlarını aşan, toplumla buluşan ve bütün emek güçleriyle, kadınlarla, gençlerle halklarımızla beraber sokakta, mahallede ve iş yerinde muhalefeti yükselten bir yol yürüyeceğiz. Mücadelemiz ne Meclis içine sıkışacak ne de tümüyle Meclis’i terk edeceğiz. Zaten Erdoğan’ın istediği, Meclis  işlevsizleşsin, kimse değer vermesin ben de her şeyi Beştepe’den yöneteyim. Biz buna izin vermeyeceğiz. Beştepe’nin bu anlayışına muhalefetimizi güçlü bir şekilde yapacağız.”

 

Buluşmalarda üç başlık

HDP’nin ileriki günlerde “Demokratik Muhalefet Buluşmaları” adıyla gerçekleştireceği toplantılara değinen Temelli, şöyle konuştu: “Buluşmaların birkaç tane önemli karşılığı var;

  • Her şeyden önce muhalefet yapma anlayışını güçlendirmek, cesaretlendirmek. Koşullar her ne kadar kötü olursa olsun biz itirazlarımızı yükseltmeli, bu itirazlarımızı yan yana gelerek güçlendirmeli ve bunu bizatihi toplumsal muhalefet zemininde örgütlemeliyiz.
  • Diğer taraftan yan yana gelenlerin Meclis’te de sesi olacağız.
  • Üçüncü bir başlık da yerel seçimler geliyor. Bu merkezi iktidara karşı yerelin iktidarını, yani halkın iktidarını var etmeliyiz. Madem ki merkez bu denli otoriter, vesayetçi o zaman yerel bizatihi kendi haklarını savunan, hak mücadelesini yükselten, merkezi kuşatan siyaseti güçlendirmek gerekir. Buradan herkese çağrı yapıyoruz: Gelin bu rejime karşı hep birlikte yerel demokrasi, yerel yönetim anlayışımızda buluşalım. Kendisini dayatan değil, kendisini de içine katan birlikte süreci ören bir siyasi anlayışla bu buluşmaları başlangıçta 40 merkez olmak üzere çok hızlı bir şekilde hayata geçireceğiz.”

Herkese açık çağrı

 Son olarak yerel seçim stratejilerinden söz eden Temelli, Türkiye halklarına şu çağrıyı yaptı: “Yeni bir yerel yönetim anlayışını savunuyoruz. Diyoruz ki, alışılagelmiş belediyecilik değil, yerel demokrasiyi savunacağız. Merkezi siyasete bağımlı kılınmış, vesayet altında biçimlenmiş bir yerel yönetim anlayışı değil, adem-i merkeziyetçiliği daha ileri bir aşamaya taşıyan yerel demokrasi anlayışını var edeceğiz. Bu herkese açık çağrıdır. Seçim stratejimiz ve adaylarımız buna bağlı olarak ortaya çıkacak.

Önce yan yana gelinmeli, gerekirse her yerel kendi manifestosunu çıkarmalı. Nasıl ittifak, nasıl bir yerel yönetim sorularının yanıtını vermeli. Bu manifestolara bağlı olarak adaylar çıkmalı. Bu adaylar farklı partilerden olabileceği gibi bütün partilerin üzerinde anlaşabileceği isimler de olabilir. Halkımız bizim kırmızı çizgimizdir. Bu hassasiyetimizi görmeyen bunu yok sayan bir yerden ittifak kurmayız. Bugün Kürt halkının anadilinde eğitim hakkını kabul etmeyen bir anlayışla sırf seçimi almak için yan yana gelinebilinir mi? Halkın adayları, toplumun üzerinde ortaklaşabileceği adaylar olsun istiyoruz. Madem ki yerel demokrasi, taban demokrasisi diyoruz o zaman tabanı harekete geçirme zamanıdır.’’

 
 

Oluç: Kemer sıkmak yerine savaş harcamalarını azaltın

   

HDP Sözcüsü Saruhan Oluç, açıklanan Yeni Ekonomik Program’la birlikte kemer sıkma politikalarını uygulanacağını belirterek, “Kemer sıkmak yerine uçak almaktan vazgeçin, F-35’leri, S-400’leri almayın, savaş harcamalarını azaltın” dedi.

HDP Sözcüsü Saruhan Oluç, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sırasında parti Genel Merkezinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Oluç, ilk olarak Türkiye’deki siyasi ve ekonomik krize değindi. Oluç, “Konuştuklarımız aynı zamanda tesadüfen Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın açıklama yaptığı saatlere denk geldi. Bizim bugün konuştuğumuz konunun başlığı: ‘Kriz miriz var.’ Kriz miriz yok diyenlere cevap olsun. Türkiye’de en önemli şirketler artarda konkordato ilan ediyorlar, kriz miriz var. Türkiye’de tüketici güven endeksi yüzde 13 düşmüş durumda. Yani güven kırılmış, kriz psikolojisi yaygınlaşmış. Dolayısıyla ‘kriz miriz yok’ diyenler yanılıyor. Halk onları yalanlıyor ve ‘kriz miriz var! diyor. Kriz miriz yok da mı 1 milyon dolarlık vatandaşlığın ücretini 250 bin dolara indirdiniz. Dolara ihtiyacınız var. Çünkü Türkiye’nin önümüzdeki 12 ay içinde çevirmesi gereken borç miktarı cari açıkla birlikte 220 milyon dolardır. Bu borcu çevirmek için nereden ve yüzde kaç faizle borç bulacaksınız. Bu borç ekonomisi elbette doların yükselmesine sebep olur. Önümüzdeki aylarda krizin daha da yükseldiğini göreceğiz, bu çok açık” şeklinde konuştu.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın buğu açıkladığı Yeni Ekonomik Program’ı da gündemine alan Oluç, kemer sıkma politikaları uygulanacağına işaret etti. Oluç, şu değerlendirmede bulundu: “Kemer sıkmak yerine uçak almaktan vazgeçin. Sadece o hibe edildiği söylenen uçaktan bahsetmiyoruz, F-35’leri almayın, S-400’leri almayın, savaş harcamalarını azaltın. Bakan bey dedi ki kayıt dışılığı azaltacağız. Nereden başlayacaksınız merak ediyoruz. Biz bir tanesini hemen söyleyelim. 3’üncü Havalimanı inşaatı. Bu firmaların kayıt dışı konusunda yaptıkları çok açık ortada. Bunu işçiler söylediler. İşçiler 13-14 taleplik bir listeyle protestolarını gerçekleştirdiler. Bu listedeki bir maddeydi bu. Diğer maddeleri hatırlıyorsunuz, tahta kuruları, pireli yataklar, insanca olmayan koşullar. Bu işçilerden 24’ü tutuklandı. Neden tutuklandılar? Kayıt dışılığı açıkladıkları için tutuklandılar. Kölelik koşullarında, adeta 19’uncu yüzyıl İngiltere’sinde çalıştıklarını açıkladıkları için tutuklandılar. Bakan beye sesleniyoruz, kayıt dışılıkla mücadele etmek istiyorsanız 3’üncü Havalimanında aleni bir şekilde kayıt dışılığı sürdüren bu firmaların üzerine gidin, hukuki adımları atın.”