İklim krizi kadınları orantısız şekilde etkiliyor, ama kadınlar çözümde de kilit
- BM'ye göre iklim nedeniyle yerinden edilen her beş kişiden dördü kadın ve kız çocuğu. Şiddetli afetler, cinsel ve üreme sağlığı gibi temel hizmetleri aksatarak bu eşitsizliği derinleştiriyor.
- İklim krizine yönelik etkili her müdahale, kadınların eşit katılımını gerektirir. Çünkü kadınlar yalnızca bu krizden en çok etkilenen gruplardan biri değil; aynı zamanda sürdürülebilir çözümler üretme konusunda önemli bilgi, deneyim ve becerilere sahip aktörlerdir.
Ruhi Bhasin* - Çeviri: Yeni Özgür Politika
İklim krizi, kadınların ve kız çocuklarının maruz kaldığı ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Sağlık hizmetlerine, eğitime, istihdama ve temel ihtiyaçlara erişim giderek zorlaşırken, bu yük en çok kırılgan grupların omuzlarına biniyor. Özellikle kırsal bölgelerde yaşayan kadınlar, geçimlerini büyük ölçüde tarım ve doğal kaynaklara dayalı olarak sürdürdükleri için iklim krizinin etkilerini en ağır hisseden kesimler arasında yer alıyor. Aşırı hava olayları daha sık ve daha yıkıcı hale geldikçe, kadınların mevcut yaşam koşulları üzerindeki baskı da katlanarak artıyor.
Birleşmiş Milletler’in de vurguladığı üzere, iklim krizi toplumsal cinsiyet açısından tarafsız bir mesele değil. Kadınlar, kız çocukları ve çocuklar, aşırı hava olaylarında erkeklere kıyasla 14 kat daha fazla ölüm riskiyle karşı karşıya kalıyor. Bunun yanında, yerinden edilme oranları da çok daha yüksek. Bilgiye erişim, hareket özgürlüğü ve ekonomik kaynaklar üzerindeki yapısal eşitsizlikler, kadınların kriz karşısındaki kırılganlığını daha da artırıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle yerinden edilen her beş kişiden yaklaşık dördü kadın ve kız çocuklarından oluşuyor. Şiddetli afetler, cinsel ve üreme sağlığı hizmetleri de dahil olmak üzere temel hizmetleri sekteye uğratarak bu eşitsizliği daha da derinleştiriyor.
İklim krizi kadınları ve kız çocuklarını nasıl etkiliyor?
Aşırı hava olayları, birçok kadın ve kız çocuğunu bir gecede son derece kırılgan koşullara sürükleyebiliyor. Bunun çarpıcı örneklerinden biri, 2022’de Pakistan’da yaşanan yıkıcı sellerdi. Şiddetli yağışlar 1.700 kişinin ölümüne neden olurken, milyonlarca insan da doğrudan etkilendi. İklim değişikliğiyle bağlantılı bu felaket, büyük yıkıma yol açtı; ancak en ağır bedeli Sajida gibi kadınlar ödedi.
Sajida, UNICEF’e yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “15 gün boyunca yiyecek hiçbir şeyimiz yoktu. Bütün ailem sıtmaya yakalandı ama Khairpur sular altında kaldığı için ilaca ya da hastaneye ulaşamadık.” Okula döndüğünde derslerini takip etmekte zorlandı, sınavlarını geçemedi ve bir üst sınıfa geçemedi. Ailesinin ekonomik durumu, onun aynı sınıfı yeniden okumasına da izin vermedi. UNICEF’in aktardığına göre, doktor olmayı hayal eden Sajida, yoksulluk ve tekrar eden iklim felaketleri nedeniyle bu hayalinden uzaklaştı; güvenli bir sığınak arayan bir mülteciye dönüştü.
Pakistan’daki seller yalnızca eğitim fırsatlarını ortadan kaldırmadı; yaklaşık 650 bin hamile kadının sağlık hizmetlerine erişimini de engelledi. Bu durum, birçok kadını tıbbi destek almadan doğum yapmak zorunda bıraktı. Üstelik araştırmalar, aşırı sıcakların ölü doğum oranlarını artırdığını; küresel sıcaklık artışının ise sıtma, dang humması ve Zika gibi vektör kaynaklı hastalıkların yayılmasını hızlandırdığını ortaya koyuyor.
İklim kaynaklı afetler, ‘çocuk yaşta evlilikleri’ de artırıyor. Geçim sıkıntısı yaşayan aileler, kriz sonrası ağırlaşan yoksulluk nedeniyle kız çocuklarını erken yaşta evlendirmeyi bir “çıkış yolu” olarak görebiliyor. Bu süreç aynı zamanda çatışma bağlantılı cinsel şiddet ve insan ticareti riskini de yükseltiyor. Lezbiyen feminist insan hakları savunucusu Matcha Phorn-in, insani yardım programlarının çoğu zaman heteronormatif bir çerçeveyle kurgulandığını ve cinsiyet çeşitliliğini dikkate almadığında ataerkil yapıları daha da güçlendirebildiğini belirtiyor.
İklim krizi, kadınların ve kız çocuklarının mücadele ettiği eşitsizlikleri yalnızca görünür kılmıyor; aynı zamanda onları daha da ağırlaştırıyor. Bu durum, afetler sırasında ve sonrasında toparlanmak için gerekli destek, istikrar ve kaynaklara erişimi birçok kadın için neredeyse imkânsız hale getiriyor.
İklim çözümlerinde cinsiyet perspektifi şart
İklim politikalarının etkili olabilmesi için kadınların eşitliği ve güçlendirilmesi, karar alma süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olmalı. Bu da kadınların yalnızca etkilenmesi değil, karar mekanizmalarında doğrudan yer alması anlamına geliyor. Kadınların bilgiye, finansmana ve kaynaklara erişimi artırılmadan iklim adaleti sağlanamaz.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) göre, ülkeler ulusal iklim planlarına toplumsal cinsiyet perspektifini entegre ederek kadınlar ve erkeklerin farklı ihtiyaçlarını daha iyi ele alabilir ve iklim uyumunun faydalarının daha adil paylaşılmasını sağlayabilir.
Kadınlar, birçok gelişmekte olan ülkede tarımsal iş gücünün büyük bölümünü oluşturuyor ve gıda üretiminin yüzde 80’ine kadar katkı sunuyor. Buna rağmen pek çok kadın çiftçi; arazi, finansman, teknoloji, eğitim ve iklim verilerine eşit erişimden yoksun. Bu eşitsizlik, verimliliği düşürürken kadınların iklim krizine karşı savunmasızlığını artırıyor.
Kadınların tarımsal kaynaklara ve bilgiye daha güçlü erişim sağlaması, özellikle yerel düzeyde daha dirençli iklim çözümlerinin geliştirilmesine katkı sunabilir. Özellikle yerli kadınların orman yönetiminde daha aktif rol alması, ormansızlaşma ve iklim değişikliğine karşı daha kalıcı ve etkili çözümler yaratabilir.
Kadınlar iklim mücadelesinin vazgeçilmez gücü
İklim krizine yönelik etkili her müdahale, kadınların eşit katılımını gerektirir. Çünkü kadınlar yalnızca bu krizden en çok etkilenen gruplardan biri değil; aynı zamanda sürdürülebilir çözümler üretme konusunda önemli bilgi, deneyim ve becerilere sahip aktörlerdir.
UNDP’ye göre, kadınların siyasi temsili arttıkça çevresel sürdürülebilirliğin de güçlendiği görülüyor. Kadınların yerel bilgi birikimi ve topluluk liderliği; iklim değişikliğinin etkilerini azaltma, uyum sağlama ve dayanıklılığı artırma süreçlerinde kritik önem taşıyor. Su yönetiminden gıda güvenliğine, doğa temelli çözümlerden döngüsel ekonomiye kadar birçok alanda kadınların katkısı belirleyici.
Bunun somut örneklerinden biri Kenya’daki Paran Kadın Grubu. Maasai ve Ogiek topluluklarından kadınları bir araya getiren bu yerli örgüt, kurak arazileri yeniden üretken hale getirerek sürdürülebilir tarım, arıcılık ve yerli fidanlıklar üzerinden yeni geçim kaynakları oluşturdu.
Kadınlar aynı zamanda tüketim alışkanlıkları üzerinden de dönüşüm yaratıyor. Araştırmalar, yüksek gelirli ülkelerde satın alma kararlarının yüzde 70 ila 80’inin kadınlar tarafından verildiğini gösteriyor. Geri dönüşüm, israfın azaltılması, su ve enerji tasarrufu gibi konularda da kadınların daha yüksek katılım gösterdiği görülüyor.
Birleşmiş Milletler’e göre kadınlar, davranış değişikliği ve tüketici tercihleri üzerinden sektörler arası dönüşümü hızlandırabilir. Siyasi düzeyde ise kadın öncülüğü ile güçlü iklim eylemleri arasında açık bir ilişki bulunuyor. Parlamentolarında daha fazla kadın temsil edilen ülkelerin, uluslararası çevre anlaşmalarını onaylama ve daha iddialı iklim politikaları uygulama olasılığı daha yüksek.
İklim krizinin derinleştiği bir dönemde, kadınların çevresel karar alma süreçlerine ve yerel dayanıklılık çalışmalarına katılımı artık yalnızca temsil meselesi değil; etkili çözüm üretmenin de temel şartlarından biri.
1970’lerde Hindistan’ın Himalaya bölgesinde yaklaşık 2.000 ağacın kesilmesini engellemek için ağaçlara sarılarak direnen Chipko hareketinin kırsal kadınlarından, 2016’da Dakota Erişim Boru Hattı’na karşı protestoların ön saflarında yer alan yerli kadın aktivistlere kadar, kadınlar çevre mücadelesinin her döneminde öncü oldu. İklim adaleti tarihi incelendiğinde, kadınların direnişi ve liderliğinin bu mücadelenin merkezinde yer aldığı açıkça görülüyor.
* Hindistanlı gazeteci ve editör Ruhi Bhasin, Independent Media Institute bünyesinde siyaset, hukuk, sosyal sorunlar ve iklim krizi gibi küresel konular üzerine yazıyor.
Bu makale, Independent Media Institute'un bir projesi olan 'Herkes İçin Ekonomi' (Economy for All) için hazırlanan metnin çevirisidir.