METİN YOKSU/MA/İSTANBUL

Dövizdeki önlenemez yükseliş ve Merkez Bankası’nın (MB) örtülü faiz artırımıyla müdahalede bulunması beraberinde tartışmalar yarattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bağımsızlığını eleştirerek faturayı MB’ye keserken, uzmanlar iç ve dış politik risklere dikkat çekiyor. İktidarın ekonomi politikasının duvara tosladığını belirten Akademisyen Özgür Müftüoğlu, asıl nedeninin askeri harcamalar olduğunu vurguladı.  

 İktidarın "Ekonomimiz iyi" açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını dile getiren Müftüoğlu, "Ekonominin temel göstergelerine teknik olarak bakıldığında ihracat ve ithalat oranlarına bakmamız gerekir, cari işlemlere, büyüme oranlarına bakarız. İnsani boyutta baktığımız zaman ise kişi başına düşen milli gelire, işsizlik durumuna, enflasyon ve gelir eşitsizliğine bakarız. Her iki açıdan da baktığımız zaman, Türkiye ekonomisinin tam anlamıyla istikrarsızlık olduğunu görüyoruz" dedi.  

 

Asıl nedeni askeri harcamalar

İktidarın ekonomik politikalarının siyaseti gibi istikrarsız olduğunun altını çizen Müftüoğlu, dış ilişkilerde her gün başka bir ülke ile sorun yaşandığını hatırlattı. Suriye'de süren savaşa müdahil olunduğunu, iç barışın sağlanamadığını ve masası devrilmiş bir çözüm sürecinin askeri harcamaların artmasına neden olduğunu vurgulayan Müftüoğlu, "İktidar silah alımlarını çoğaltıyor ve bütçesinin önemli bir kısmını da silaha ayırıyor. Merkezi bütçesi de savaş bütçesi şekline dönüşmüş durumda olduğu için ekonomisi genel olarak kötüleşiyor" diye konuştu.

Siyasi istikrarsızlık nedeninden bağımsız olarak da Kemal Derviş yasaları olarak anılan yapısal uyum programının bir dönem AKP iktidarı tarafından iyi bir şekilde uygulandığına işaret eden Müftüoğlu, "Kemal Derviş getirdi bu yasaları, AKP de bir dönem çok iyi uyguladı. Ama bu dönem bu politikanın işlemediğini görüyoruz. Yani AKP'nin yapısal uyum programı aslında duvara toslamış durumda" dedi.

 

Üretken ekonomi yok

Ekonominin üretime dayalı olmadığını kaydeden Müftüoğlu, Türkiye ekonomisinin köprüler, yollar, tüneller vb. üzerine dayandırıldığını ifade etti. Tarımda gün geçtikçe kötüye gidildiğini vurgulayan Müftüoğlu, gelinen aşamada et, meyve, sebze dahil bir çok ürünün ithal edildiğini ve dışa bağımlığının arttığını söyledi. Sanayi üretiminin yan sanayi gibi bağımlılık ilişkisi olduğunu, teknolojinin son derece zayıflığından da ekonominin emek yoğunluklu bir üretim tarzı olduğunu vurgulayan Müftüoğlu, şunları dile getirdi: "Emek yoğunluklu bir üretiminiz olduğunda daha düşük değer yaratılır. Bu da dış ticaret rakamlarına yansır, ihracat rakamlarınız düşük olur. Tüm bunlar da bütçenizin açık vermesine neden olur. Bütçeniz açık verdiği için ücret baskılaması politikası uygulanıyor. Maliyetleri düşürmek amacıyla bu sefer ücret düşürülüyor. Çalışma koşulları ağırlaştırılıyor, esnek ve güvencesiz çalışma koşulları yaygınlaştırılıyor. Küresel rekabette emek yoğun üretim ile yaptığınız zaman da demokrasisi son derece zayıf, gelir düzeyinin son derece eşitsiz olduğu Bangladeş, Mısır, Kamboçya gibi ülkeler ile rekabet etmek durumundasınız." 

 

Yardımlarla yürüyen ekonomi

Kişi başına düşen milli gelirin 2013’ten bu yana gerilediğinin altını çizen Müftüoğlu, eşitsiz dağıtılan gelir nedeniyle insanların yaşayabilmek adına günde 12-14 saat çalışmasına rağmen karnını doyuramadığını anlattı. Sosyal devlet anlayışı adı altında yardımlarla yürütülen bir ekonomi politikasının da varlığına dikkat çeken Müftüoğlu, "Yardımlar ile yürüyen bir ekonomi var. Siyasi iktidar bunu da kendisine siyasi rant yaratmak için kullanıyor ve bu yüzden bütçe de ciddi açıklar ortaya çıkıyor. Bunu da genel bütçe ve işsizlik fonundan karşılıyor" diye belirtti. 

 

En kırılgan para birimi

 Döviz kurlarındaki artış için ise Müftüoğlu, şunları söyledi: "Döviz yükseliyor diyoruz asıl Türk Lirası değer kaybediyor. Bunun dış etkenleri var. İstikrarsızlığa bağlı en oynak en kırılgan para birimi olarak Türk Lirası görülebilir. TL'nin değer kaybetmesinin dışında üretiminiz gerçekten sağlam değilse sizin bastığınız para da gerçekleştirdiğiniz üretim ile paralel bir değer kazancı ya da kaybı yaşanır. Üretken yatırımlar yapamıyorsanız taşı toprağı betona çevirerek ekonomik kalkınma sağlayamazsınız. Dünya ekonomisi çok ciddi kırılganlıklar olsa da siz zayıf olduğunuz zaman daha çok değer kaybederseniz. Türkiye'de para politikası uyguluyorsunuz, başarısızlık ekonomi yönetiminin başarısızlığı değil siyasi politikalarının da başarısızlığıdır. Krizlerden çıkmak için yürüttüğünüz politikalar bir dönem başarı sağlarken toplumsal alanda ise insanlar gittikçe fakirleşiyor. Merkez Bankası'nın müdahaleleri sadece geçici çözümler üretir. Dövizin geçici olarak ateşi alınıyor, fakat uzun vadede kayıp devam eder. Bu işten ciddi anlamda çok para kazanan kesimler de var. Çünkü hızlı değişen bir döviz kuru var."

 

Demokrasi olmadan olmaz

Demokrasi olmadığı sürece uygulanan ekonomi politikaların işlevsiz kalacağına dikkat çeken Müftüoğlu, tek kişinin kararları yerine parlamenter bir sistem içinde, odaların, meslek örgütlerinin, sendikaların, siyasi partilerin kısacası toplumun tüm kesimlerinin ekonomi üzerinde söz sahibi olmasına da vurgu yaptı. Müftüoğlu, toplumun sesinin kısıldığı durumda 82 milyonun geleceğinin tek kişinin kararlarına bağlanacağını bunun da doğru olmadığının, yaşanan ekonomik sıkıntılar ile görüldüğüne vurgu yaptı. 

 

Tüketicinin güveni kalmadı

Tüketici güven endeksi art arda 4’üncü kez düşüş kaydederek, Kasım ayında yılın en düşük seviyesi olan 65,2 seviyesine geriledi. Tasarruf etme ihtimali ise yüzde 14,4 oranında azaldı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Merkez Bankası (MB) işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 3,2 oranında azaldı; Ekim ayında 67,3 olan endeks kasım ayında 65,2 oldu. Endeks ayrıca Şubat ayındaki 65,7 puanın altına inerek yılın en düşük seviyesini gördü. 

 

Beklenti azaldı

Hanenin maddi durum beklentisi endeksi bir önceki aya göre yüzde 2,8 oranında azalarak Kasım ayında 84,6 oldu. Bu azalış, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durumunun daha kötü olacağını bekleyenlerin artmasından kaynaklandı. Genel ekonomik durum beklentisi endeksi Ekim ayında 90,4 iken, Kasım ayında yüzde 3,7 oranında azalarak 87,1 değerine düştü. Bu azalış, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durumun daha kötü olacağı yönünde beklentisi olan tüketicilerin bir önceki aya göre artmasından kaynaklandı.

 

Tasarruf düştü

Tasarruf etme ihtimali endeksi yüzde 14,4 oranında azaldı. Ekim ayında 21 olan endeks, Kasım ayında 18 değerine düştü. Bu düşüş, gelecek 12 aylık dönemde tasarruf etme ihtimali olmadığını düşünen tüketicilerin bir önceki aya göre artmasından kaynaklandı.


Askeri sektör ilk sırada

Sosyoekonomik amaçlı kamu kesimi Ar-Ge harcamalarında "askeri" sektörü yüzde 20,5'lik payla ilk sırada yer aldı. Askeri alandaki cari harcamalar 361,2 milyon lira, yatırım harcamaları ise 117,5 milyon lira olarak gerçekleşti.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) yayımladığı 2016 Yılı Araştırma-Geliştirme Faaliyetleri Araştırması'na göre, Türkiye'de gayri safi yurt içi Ar-Ge harcamaları geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 19,5 artışla 24 milyar 641 milyon liraya yükseldi. Söz konusu harcamalarda mali ve mali olmayan şirketler yüzde 54,2 ile en büyük paya sahip olurken bunu yüzde 36,3 ile yükseköğretim ve yüzde 9,5 ile kar amacı olmayan kuruluşların da dahil edildiği genel devlet harcamaları izledi. Ticari kesim Ar-Ge harcamalarında ise aslan payı yüzde 57,2 ile imalat sektörünün oldu. 

Sosyoekonomik amaçlı genel devlet harcamalarına bakıldığında ise "savunma" adı altında askeri harcamalar yüzde 20,5 ile ilk sırada yer aldı. Bu alandaki cari harcamalar 361,2 milyon lira, yatırım harcamaları ise 117,5 milyon lira olarak gerçekleşti. Sosyoekonomik amaçlı kamu kesimi Ar-Ge harcamalarında tarım yüzde 18,4, yeryüzünün keşfi ve kullanımı yüzde 18, endüstriyel üretim ve teknoloji sektörü yüzde 12,1 paya sahip oldu. Bu alanda en düşük harcama yüzde 0,08 ile kültür, eğlence, din ve kitle iletişim sektöründe yapıldı. Kamu kesimi Ar-Ge harcamalarında uzayın keşfi ve kullanımı için ayrılan pay ise yüzde 1,1 olarak belirlendi.


Dolar 4’ü zorladı

Merkez Bankası'nın, önceki gün dövizdeki hızlı tırmanışı durdurmak için bankaların fonlama maliyetlerini yükselten adımıyla frenlenen dolar ve euro, düne rekor düzeylere yakın başladı.

 Dolar dün piyasa açılışında başlayan hızlı tırmanışla 3.9764 lirayı, euro da 4.6774 lirayı görerek yeni tarihi rekor düzeylere çıktı. Dolar yeni güne 3.96 - 3.97 lira aralığında, euro da 4.65 - 4.66 lira aralığında başladı.

 Dövizlerdeki tırmanış hız kazandığı zaman Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada, "Merkez Bankası bünyesinde faaliyette bulunan Bankalararası Para Piyasası’nda bankaların borç alabilme limitleri 22 Kasım tarihinden geçerli olmak üzere gecelik vadede yapılan işlemler için (O/N) sıfıra düşürülmüştür. Aynı tarihten itibaren geçerli olmak üzere gün içi limit (GİL) işlemleri için bankalara tanınan limitler 21 Kasım 2017 tarihinde geçerli olan BAL limitlerinin iki katı olarak belirlenmiştir" denildi.

 Böylece, bankalar tüm fonlamamalarını, daha yüksek maliyetlerle geç likidite penceresinden yapmak zorunda kalacaklar. Merkez Bankası'nın geç likidite penceresi faizi yüzde 12.25 düzeyinde bulunuyor.

 Dövizlerdeki tırmanışın da etkisiyle Borsa İstanbul Endeksi güne yüzde 0.74 düşüşle 103 bin 146 puandan başladıktan sonra gün boyunca dalgalanmasının ardından, dövizdeki rekorlara karşın günü yükselerek kapattı.

 Dövizdeki yükseliş, Türkiye'nin 5 yıllık kredi iflas takası (CDS) primlerini de yükseltti. IHS Markit verilerine göre Türkiye'nin CDS primleri, 4 baz puan artarak Nisan ayından bu yana en yüksek düzey olan 222 baz puana yükseldi.