
TOLHİLDAN OZAN / ŞENGAL
Şengalli çocuklar… Bir başkadır onların hikâyesi… Niye mi? Çünkü acılar, ölüm, yıkım, savaş ve ayrılık gibi duygularla en erken tanışarak büyüyen çocuklar onlar! Onlar ki; henüz anne kucağındayken annelerinden koparılarak yabancı ellere hiç tanımadıkları diyarlara kaçırılarak, en olmadık işkencelerin şahitleri! Acı ve ıstırapta yoğrulan kayıp ülkenin kimsesiz çocukları…
Onlar milliyetçi, ırkçı ve şoven zihniyetin kurbanı, geleceksiz bırakılan kirletilmiş bir yaşamın kıyısındaki melekler… Yaşananlara anlam veremeyecek kadar küçük, hak ettikleri yaşamdan paysız bırakılan periler… Ancak egemenliğin ulaştığı insansızlık hak etmedikleri bir yaşamı bahşedecekti onlara. Zengin ancak dünyanın en yoksulları!
Merhamet, güzellik ve ahlak yoksunları; kendilerine benzer, tüm ahlaki kurallardan yoksun bir topluluk yaratma peşinde. Onlar da biliyor ki; bunu yapmazlarsa yaşayacak bir alan bulamaz, köşeye sıkışıp kalırlar. Çünkü yaşamı elinden çalınan çocuklar bir gün büyüyecek ve onlardan hesap soracak!
Ve o gün! Yürek parçalayan, eşi benzeri olmayan acının izdüşümünde yanıp tutuşan kanlı bir tarih! Tüm Êzîdîlerin geleceğini çalan, güzel yaşanılası günlere hasret bırakan işte o gün; 3 Ağustos 2014! Cehennem kadar yakıcı, vicdan sahibi tüm insanları kahreden, belleklere kazınan takvim yapraklarından bir gün…
DAİŞ çeteleri çocuk yaşlı kadın demeden kıydı geçti üç nesile birden! Öldürebildikleri kadar öldürdüler. Geriye kalanlar ise ölümden daha beter olan bir ‘yaşama’ yani tutsak kılındı. Fırsatını bulan genç kadınlar Bese, Zarife ve Beritan gibi uçurumun kenarında kanatlanıp, ölümü DAİŞ yaşamına tercih ettiler. Kendilerini koruyamayan çocuklar ise rehin alınmaktan kurtulamadı.
Eyham’ın hikayesi…
Şimdi küçük ama yüreği derya bir çocuğun hikayesi başlıyor… Özgürlük savaşçıları tarafından DAİŞ’in elinden kurtarılan Eyham!
Gözlerindeki tebessümü tüm dünyaya bedel bir sevinçle korumuş… Burukluk var tabi, fermanın izlerini taşıyan…
Ferman günü olacaklardan habersiz. 3 yaşında henüz. O sabahın ışıkları onun için yaşama yeni gözlerini açan kardeşiydi. Yeni doğan kardeşle iki abisi ve Eyham dört kardeş olmuşlardı.
Bu mutlulukla başlamıştı fermanın yaşandığı güne… Til Bened’de oturan Eyham’ın annesi, fermandan birkaç gün önce babasının evine gitmek ister. Eşi Azad, 9 aylık hamileliğinden ötürü dikkatli olmasını isteyerek yolcular Eyham’la birlikte eşini… 3 Ağustos sabaha karşı doğum sancıları tutar ve Şengal’deki hastaneye kaldırılır Eyham’ın annesi.
Sabahın ışıklarını karartan barbarlar!
İşte o sabah Eyham, silah seslerine karışan çılıklarla ürperdi. Korktu önce. Sonra oyuncaklarında teselli aradı. O sırada silahlı yabancılar eve vahşiler gibi girdi. 3 yaşında Eyham, yeni doğan kardeşinin sevinciyle başladığı günün ilerleyen saatlerinde bir bebeğin de rehin alınacağını öğrendi. Annesinin esir alınarak başka bir ülkede satıldığını anlaması için hala zamana ihtiyacı var. O gün paramparça olan aileden sadece biriydi Eyham’ın ailesi. O güzel günün ışıklarını ve sonraki zamanı karartan barbarlar Eyham’ı hiç bilmediği yerlere götürdü. Onun gibi yüzlerce çocukla birlikte.

Yüzündeki ben sayesinde
Annesinin doğumu sırasında yanında bulunan teyzesi de DAİŞ’in esiridir. Suriye’ye götürülen teyze ve bebeğin götürüldüğü yer aynıdır. Teyze doğumdan bildiği bebeğin yüzündeki ben’den yeğeni olduğuna ikna olunca uzun bir zaman kaçma yollarını arar. Telefon temin eder önce, ailesi üzerinden de özgürlük savaşçılarına ulaşarak yerini bildirir. Çocuğun kurtarılması için epey bir çaba harcanır, sonuç alınamaz. Sonunda çocuk para ödenerek DAİŞ’ten alınır.
Eyham tüm bunlardan habersiz başka bir dünyanın içerisindedir. Günler, haftalar, aylar ve yıllar… DAİŞ barbarları o çocukları kimliksizleştirmek ve kendi halkına düşman yapmak üzerine planlar kurarken özgürlük savaşçılarının da planları vardır. Savaşçılar yüzlerce Êzîdî’yi kurtarmıştır o zamana kadar. Ve Eyham’ın özgürlüğüne, kendi topraklarının tozuna karışmasının zamanı! Savaşçıların kucağında uzanır tekrardan özgürlüğüne…

Buluşma heyecanı
Hepimiz büyük bir heyecanla Eyham’ı bekliyoruz. Babası, dayısı ve diğer akrabaları… Haberi önceden veren savaşçılar biraz gecikti. Eyham’ın yeni kıyafetlere ihtiyacı varmış meğer, ailesinin bu şekilde görmesini istememiş savaşçılar. Ve gecikmenin sebebi aslında Eyham’ın yeni elbiseleriymiş. ‘Olsun, tüm gecikmeler bu sebepten olsun’ diyorum içimdem. Hepimizi almış bir telaş. Baba kendisini tanıyıp tanımayacağından endişeli… Eyham görünüyor savaşçıların yanından ve koşarak babasının boynuna atlıyor… Dünya bu buluşma anında öylece asılı kaslın istiyorum!
Çok geçmeden anlıyoruz ki Eyham ve oradaki çocuklar özlerinden uzaklaştırılmak için sadece Arapça konuşmaya zorlanmışlar. Kürtçe birkaç kelime hatırlıyor Eyham! Babasıyla ortak dilini çalmış barbarlar! Buruk sevinçlerimiz, öfkeye dönüşse de tek bağ dil değildi elbet! Sevgi, yeniden kavuşmuş olmak tüm sıkıntıların üstesinden gelinmesine vesile olacaktı.
Doymuyordu babası öpmeye, koklamaya… Gözyaşlarını belki de hayatında ilk defa çekinmeden akıtıyordu. Sarılmaları ‘bizi bir daha asla ayıramayacaklar’ diye hay-kırıyordu adeta.

Eyham hayata tutunacak
Eyham 6 yaşında. O küçük dünyasına nasıl acılar sığdırdığını bir kendi bilir… Ama mutlu işte şimdi Eyham! Güçlü de aynı zamanda. Zorlu yollar onu çocukken buldu, hayatı hiçbir çocuğun bilmediği yollardan öğrenmeye başladı. Toprağında olmanın babasına kavuşmanın gücü de eklenecek acılarına. Ve Eyham hayata tutunacak, özgürlüğe, insanlığına…
“Keşke annesiyle birlikte dönebilselerdi” diyor derin bir iç çekerek babası. Eyham’la doyasıya hasret giderdikten sonra özgürlük savaşçılarına dönüyor baba Azad; minnettarlığını dile getirecek kelimeleri biraraya getirmekte zorlanıyor. Savaşçılar anlıyor onu, yüreklerine basıyorlar. Gözyaşları savaşçıların omzuna akıyor…
Acılara şahitliğimiz mutluluklarınkine nazaran misliyle çoktur. Benim böylesi bir tanıklığım ilkti. Sevinmek ve öfkenin perçinlenmesi bir aradaydı. Êzîdî halkımızın yaşadığı o ferman günleri film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Savaşçılara dönüyorum, gözlerimle minnettarlığımı hissettiriyorum. İyi ki varsınız mutluluğumuz, gururumuz Êzîdxan’ın savaşçıları…