
Kürt çocuklarını anlatıyor
Oyun küçük bir derede yaşayan fakat derenin dışında da bir hayatın olduğunu zamanla anlayan ve bu hayatı tanıma, anlama arayışına giren küçük kara balığın hikâyesi. Evrensel değerler üzerinden şekillenen oyun, Kürt çocuklarının yaşamıyla da önemli benzerlikler taşıyor. ‘Kürdistan coğrafyasındaki çocuk herhangi bir coğrafyadaki çocuğa benzemiyor. Erken büyüyor’ diyen Kırıcı oyunla en azından bu duyguyu çocuklara hatırlatmak istediklerini vurguluyor. Kırıcı, çocuk tiyatrosunun Kürt kültürünün kendi öz değerlerini yeni kuşaklara anlatması anlamında önemli bir yerde durduğuna değiniyor. Kürdistan’da hâlâ pek çok Kürt çocuğunun kendi diliyle bir oyun ya da film izlemediğine dikkat çekerek, ‘Bir yerde tiyatronun örgütlülüğü yoksa oradaki kültür sanat örgütlülüğü sorgulanmalı. Eğer sanatın yeni katılımcısını çocuk yaşta yetiştirmezsek çok büyük bir kısır döngünün içerisine gireceğiz’ uyarısında bulunuyor.
Metinde kadın bakışı
‘Kürdistan’daki özgürlük arayışının temeli Kürt kadını olarak tanımlanır’ diyen Kırıcı, oyunu kadının bakış açısıyla sahneye uyarladığını belirtiyor. Küçük Kara Balık’ın erkek karakter olarak kaleme alındığına fakat kendisinin kadın karaktere dönüştürdüğünü kaydeden Kırıcı, şunları söylüyor: Metin aynı zamanda kadın süzgecinden geçirildi. Onlar deniz canlısı ama sesleri erkekti. Özgürlük arayışını sürdürürken erkeklere de başkaldırıyor. Sen kadınsın sen nasıl benimle başa çıkacaksın diyen erkeklere nasıl başa çıkacağını gayet iyi gösteriyor. Küçük kara balığı kadın olarak karakterize ettiğimiz için “Masîreşê Biçûk” olan oyunun adı da “Masîreşa Biçûk” olarak değişti.
Birbirimizi güçlendiriyoruz
Festivalin Kürt tiyatrosunun gelişimi konusunda hayati öneme sahip olduğunu da söyleyen Kırıcı, şunları ifade ediyor: Kürtlerin ülkesi parçalara ayrılmış ve aynı parçada yaşayanlar da dağınık yaşıyor. İletişim olmadığı için herkes tiyatro tarihini kendinden başlatıyordu. Festival bu anlamda bir buluşmayı sağlayıp farkındalık yarattı. Aynı zamanda deneyimlerimizi paylaşıp birbirimizi değerlendirme ve güçlendirme şansı doğuruyor. Bununla birlikte bir de üretime teşvik ediyor. Festivaller Kürdistan’ın bir çok yerinde organize edilmeli.
Tiyatro yapmazsak yaşayamayız
Travmatik toplumlarda sanatın aynı zamanda yaraları sağaltıcı bir etkisinin olduğuna değinen Kırıcı, bu etkiyi verdiği bir örnekle şu şekilde aktarıyor:“2. Dünya Savaşı yıllarında Nazi kamplarında bulunan yetişkinler ve çocuklar her şeyi göze alarak resim yapıyor. Oradan kurtulan biri daha sonra diyor ki, biz o resmi yapmasaydık yaşayamazdık. Sömürge kültürü altında yaşayan bizler de kendi tiyatromuzu yapamazsak, yaşayamayız. Direnişimizi bütün alanlarda sürdüreceğiz.”
Kürdistan turnesine çıkacak oyun, 29 Nisan Silopiya , 30 Nisan Nisêbîn , 2 Mayıs Wêranşar , 3 ve 4 Mayıs’ta Amed’de sahne alacak.
ÖNDER ELALDI