Türkiye Ortadoğu’da krizlerin derinleşmesi ve savaşın yaygınlaşması için çalışıyor. Bu politikanın altında yatan asıl neden de Kürt düşmanlığıdır. Devlet olarak İsrail’le uzun yıllara dayalı derin ilişkileri de olsa özellikle dini çevrelerde köklü bir Yahudi karşıtlığı da var. Ortadoğu’da bu iki sorun çözülmeden bölgeye barış ve huzurun gelmesi mümkün değil. Bir yerde bölge barışının anahtarı bu iki köklü sorundur. Türkiye bu sorunların çözülmesini değil derinleşmesini istiyor.

Ortadoğu tarihi ve kültürel dokusuyla ulus devlet olgusunu kaldıramaz noktada. Dine ve etnik kökene dayalı milliyetçilik sorunları çözmek bir yana derinleştiriyor. Bu açıdan demokratik temelde tüm halkların ve inançların bir arada yaşayabildiği federal-konfederal bir Ortadoğu ekmek su kadar bir ihtiyaçtır. Düşünelim İsrail ve Filistin federal bir birlik kursa ve Kudüs ortak başkentleri olsa bu krizler ve kanlı oyunlara zemin kalır mı? İsrail ve Filistin çelişkisi ve savaşlarının maliyetini kimse çıkarabilir mi? Bu kaynaklar kalkınmaya ayrılsaydı iki halk da şimdi refah içinde yaşardı. Sadece onlar değil tüm Ortadoğu’nun kaderi değişirdi. Bölgedeki ulus devletlerin, despotik yönetimlerin silaha harcadığı kaynaklar halklara aktarılsaydı, Ortadoğu dünyanın en zengin bölgesi olurdu.

Ortadoğu’da başta Türkiye olmak üzere İran gibi devletler statükonun devamı için tüm güçlerini seferber etmiş durumdalar. Türkiye dünya tekçilik ve ırkçılık üzerine kurulmuş gibi Kürtsüz bir Ortadoğu yaratmak için çılgınca politika ve savaş yürütüyor. Bunun için çıkan tüm fırsatların üstüne duraksamadan atlıyor. Son günlerde Kudüs üzerine çıkan krizde olduğu gibi. ABD yönetimi Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağını duyurdu. Erdoğan hemen üzerine atladı. Onun için arayıp da bulamayacağı bir malzemeydi. Özellikle iç politika için altın bir fırsattı. Kürtlere karşı sürdürdüğü savaş ve faşist baskı rejimi tıkanmış, bir daha seçilmesi tehlikeye girmişti. Şimdi Yahudi düşmanlığını kullanarak içte siyasi bir ranta çevirmekle uğraşacak. 

ABD’nin asıl hedefi İran ve uzantılarıydı. İran’ın daha fazla tepki göstereceğini, Hizbullah gibi güçlerin öne çıkacağını hesaplamışlardı. Ancak Erdoğan herkesten önce kendisini öne attı. Bu da Kürtlere karşı sürdürdüğü savaşı perdeleme, yeni saldırıları için krizden yararlanmak içindi. Erdoğan bağırıp çağırsa da İsrail’e karşı yapacak fazla bir şeyi yok. Ayrıca Mavi Marmara örneğinde görüldüğü gibi İsrail’in ayağına gitmekten de geri durmaz. Sorunu Suriye’de ABD’yi sıkıştırarak Kürtlerle ilgili taviz koparmaya çalışmaktır. Ayrıca dikkatleri Kudüs’ün üstüne çekerek DAİŞ ve Nusra gibi güçleri dikkatlerden kaçırmak istemektedir. 

Türkiye İran’la birleşerek Irak’ı Kürtlere karşı harekete geçirdi. Kürtleri zayıflatmak için ne gerektiyse yaptı. Özellikle Kerkük konusunda yırtınıp durdular. “Kürt’ün anası gülmesin’’ anlayışını eksiksiz uyguladılar. Sözde Kerkük Türkmen şehriydi. Kerkük Kürtlerden alınınca Türkmenlik hikayesi bitti. Üstelik Kerkük petrolü şimdi İran’a veriliyor. Kürtlerin olmasın da kimin olursa olsun Türk ırkçılarının temel görüşüdür. Aynı zihni hastalık Suriye için de sürüyor. Efrîn’i kuşatarak, Kürtleri düşman ilan ederek Rusya ve İran’la görüşme üzerine görüşme yaparak destek almaya çalışıyorlar. Suriye’de her türlü melanetin içindeler. Yeter ki, Kürtlere karşı savaştırsın, yeter ki, Kürtleri ezsin, kazanımlarını ortadan kaldırsın.

Türk başbakanı İngiltere’ye giderek Kürtlere karşı destek almaya uğraştı. Bunun için her türlü tavizi veriyorlar. İngiltere’ye milyar dolarlık çıkar sunuyorlar. Rusya’yı Kürtlere karşı çıkarmak için vermedikleri taviz kalmadı. İran’la düşman kardeştiler. Şimdi İran üzerinden Esad’la yine kardeş olma arayışındalar. Suriye’de kim kazanır, hangi karanlık güçler harekete geçirilebilir, Türkiye için sorun değil. Yeter ki, Kürtlerin iradesi ve statüsü olmasın!

Demokrasi güçleri ve bölge halkları Erdoğan gibi ırkçı faşistlerin kanlı oyunlarına ve bölge sorunlarını suistimal etmelerine karşı uyanık olmalı. Bölge halklarının ihtiyacı demokrasi, özgürlük ve barış içinde birlikte yaşamaktır.