Kudüs üç Semavi Din’in “başkentiydi.” İsrail’in kuruluşundan bu yana adım adım “Yahudiliğin başkentine” doğru yol aldı. Uzunca süredir fiilen zaten başkentti. Bir başkentte bulunması zorunlu bütün kurumlar İsrail adına Kudüs’teydi. Şimdi Trump Kudüs’ü resmen İsrail’in başkenti olarak tanıdı.
İslam alemi bugüne kadar Kudüs’ün fiilen İsrail başkenti olmasını önleyemedi. Şimdi işin resmileşmesine karşı çıkmaya çalışıyorlar.
Geçmiş olsun.
Eskiden böyle bir krizle karşı karşıya kaldığımızda ne yapardık?
Kudüs sorunu da sosyalizm sayesinde çözülecek. Filistin halkı sosyalizmden yana. İsrail’de güçlü sosyalist akım var. Bunların yanında Sovyetler Birliği yer almakta. Mısır, Irak, Suriye, Yemen, milyonluk Sudan komünist partisi, bunların hepsi Sovyet yanlısı.
Yani stratejimiz kafadan sıkma bir “ütopya” değildi. Reel güç dengelerine dayanıyordu. Umudumuzun arkasında sosyalizmi gerçekleştirecek olan gerçek savaşçı güçler, partiler, hareketler vardı. O çağ Ekim Devrimi çağıydı; Ben Bellaların, Chelerin, Kastroların, Enkrumahların, Maoların, Ho Şi Minhlerin zamanıydı. Bizde Denizlerin, Mahirlerin, İboların devriydi.
Bütün ülkelerin işçileri kendi aralarında birleşecek, her ülkenin işçi sınıfı, sömürücüler kovulduktan sonra, o ülkenin ulusu haline gelecekti.
Öyle olunca Filistin işçi sınıfıyla İsrail işçi sınıfı birleşecek, Ortadoğu’nun bütün emekçi Hıristiyanları onlara katılacak, bütün dinlerin, mezheplerin halkları tek bir halk olacak ve Kudüs meselesi de böyle çözülecekti.
Sosyalist dünya devrimiyle…
Derken sabah oldu erken. Şimdi sosyalizmin yerinde yeller esiyor. Sanki bir iç deniz kurumuş, eski proletarya kalyonları kaybolup gitmiş, geride kumlara oturmuş bir takım filikalar kalmış. İmanlı sosyalist suların yükselmesini beklerken, serapa küreklere asılıyor, kumda yüzmeye çalışıyor.
Durum böyleyken, eski paradigmayla Kudüs’ün çaresi en azından bir yüz yıl için yok.
“Eski paradigmayla” yok.
Yeni olan ne?
Demokratik uluslaşma süreci…
Bu bir “masa başı ütopya” değil. Muazzam bir bölge analizine dayanıyor. Bilime… Üçüncü dünya savaşı Ortadoğu’da hüküm sürüyor. Savaşın iki ucu var: Barbarlık ya da devrim. Barbarlık gerçek. İşte DAİŞ. Ya devrim?
O da gerçek. İşte Rojava. Kürt Özgürlük Hareketinin öncülüğünde Kürtler, Araplar, Türkler, Ermeniler, Süryaniler, Hıristiyanlığın mezhepleri, Êzîdîler, Sünniler, Aleviler, Şiiler, ötekiler. Hepsi adım adım, elbette çok ağır bir tempoda, devrimci sürecin ana yatağında birleşiyor; ortaya yepyeni bir kuvvet çıkıyor: Demokratik Ulus.
İşte Kudüs sorununu bugünkü dünya ve bölge ortamında çözecek olan bu Demokratik Uluslaşma Süreci…
Göreceğiz: Gelecekte Filistin’in bir Arap devleti olarak kurulması, İsrail’in bir Yahudi devleti olarak ayakta kalması bütün anlamını yitirecek. Kudüs yalnızca Filistin ile İsrail arasında bölüşülecek bir şehir olmaktan çıkacak. Belki de üç Semavi Din’in buluştuğu bu şehir, tüm Ortadoğu ve Kafkas Konfederal Ortak Evimizin kabul odası, yani başkenti olacak…
O halde Kudüs sorununu şu anda kim ve nasıl çözmeye çalışıyor?
Kürt Özgürlük Hareketinin öncülüğünde adım adım tüm Ortadoğu’ya yayılan Rojava devrimi aynı zamanda Kudüs sorununu çözüyor.
Ondandır ki, şu anda “Kudüs” meselesinden hareketle, sorunların üstünü “İslamcılık” adına örtmeye çalışanları boş verin. Sokaklarda bağırıp çağıran ama iş Rojava devrimine gelince kafası karışanlara aldırmayın.
Bu mesele “sokak gösterisi” meselesi değildir.
Devrim meselesidir.
Rojava devrimine omuz verin.
Sonunda Kudüs kurtulacaktır.
Aynı zamanda Kudüs meselesini temeli sarsılan Saray’ı kurtarmak için aklınca kullanmaya kalkan Erdoğan rejimine karşı mücadele de Kudüs meselesini çözme mücadelesinin bir parçası.
Bizimki “fırsatı” yakaladı; Rusya ve İran’la birlikte maceraya yelken açarak kendini kurtarmak için Kudüs rüzgarından yararlanmaya çalışmakta.
Bu yelkende bir delik açın, Kudüs’e doğru demokratik yolu açarsınız.
Türk faşizmine karşı Rojava devrimiyle birlik, Kudüs için kurtuluş demektir.