‘’Ve benim korkunç öyküm
anlatılana değin
Şu içimdeki yürek yanmaya
devam edecek’’
Ama nasıl anlatılır ki? Şimdi, burada, uzaklarda, bunca yıldan, bunca yıllanmış sözcükten sonra... Sözcükler kuru ve çıplak, her biri birer maske, birer kabuk, o kadar. Çatlaklarında rüzgarın, çığlıkların uğuldadığı bir kabuk.
Şimdi, burada, uzun yollardan, çok uzun ölümlerden sonra... Çiğnenmiş, tel tel olmuş sözcükler, karanlıklardan, suskunluklardan dokunmuş... Her biri birer yankı, o kadar, sadece ölülerin sessizliğinde geri çekilen, taş kesilen... Korkunç bir öykü, orada, görünmez olmuş karşı kıyıda, zaman dışılığın insafında bekliyor. Bomboş bir yol, çoktan topraklaşmış bir mezar gibi, bütün zamanların insafında... İçinde herkesin ve her şeyin kaybolduğu bir yol gibi. Şu korkunç öyküm benim, orada, bırakıldığı yerde, aynı bitimsiz, dipsiz gecede bekliyor, karanlığa alışmış gözleriyle bana bakıyor. Sönmüş bir dünyaya bakarcasına... Sesleniyor, susuyor, hatırlıyor, unutuyor, düş görüyor. Çırılçıplak ve kan içinde... Sanki bir daha açılamayacak denli ağırlaşmış göz kapaklarıyla, yitirdiği her şeye bakıyor. Kabuk kabuk çözülüyor, bütün saatlere, bütün sözcüklere dağılıyor, geceninkinden ayırt edilemeyen bir karanlığa karışıyor. Suyun yollarını izleyerek toprağa akıyor. Katillerin ve kurbanların gecesini tanıyan toprağa...
Eğilip topluyorum sözcüklerimi, taştan, topraktan, çamurdan, dikenli çalıların, kırılmış dalların, birbirine dolanmış gölgelerin arasından... Görünmez olmuş karanlığından insanın... Bir avuç dolusu kül, yüreğimdekinin aynısı.
Kül, kemikler, suskunluk...
***
Masadan kalkıyorum, bir kez daha vazgeçerek... Öğle olmuş bile. ‘SAKATLAR KERVANI’ başlıklı yazı bomboş duruyor. Orada, karşı kıyıda... Gecenin dalga dalga taşıyıp bende bıraktığı sözcüklere bakıyorum, zırhlarına bürünüyorlar gün ışığında, bir kez daha kendi kanıma yenik düşüyorum.
Orada, yılların, yolların tozuna bulanmış, çamaşır suyu kokan bir boyunluk, şu benim korkunç öyküm, sessizce bekliyor. Sesleniyor, susuyor.
Kül, sözcükler, suskunluk... Bir avuç dolusu kül, yüreğimdekinin aynısı.
KÜL