Sanki “15 Temmuz” “tekerrür” etmiş gibi. Dünkü Pakistan gezisi esnasında izlediğimiz “resim”, 16 Temmuz’da izlediğimiz “resme” ne kadar da benziyor.
İlk resimde yine Hande Fırat ile “gırtlağı morarmış” Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar vardı.
Bu “resim” trajikti. Aslında ordu bir darbe için hazırlanırken, araya giren bir “doppel agent”, CIA’yı oyuna getirip, “darbenin düğmesine” henüz “güneş batmadan” basarak Akar’ın kendisini olmasa da “karargahını” perişan etmişti. Adil Öksüz adındaki bu “imam kılıklı” hem MİT’e, hem CIA’ya çalışan ve “20 Temmuz darbesiyle” Erdoğan’ı “tek adam” haline getiren casus, Türk tarihinin bu en büyük “tertibinin” ortaya çıkmaması için muhtemelen “sizlere ömür” haldedir. “Çift taraflı casus”, sonuçta “hizmet” erbabıdır. 15 Temmuz’da MİT’e hizmet ettiyse, yarın bir başka gün de CIA’ya hizmet edebilir. Mesleği böyledir. Ve böyle bir “hizmet” erbabı, “kullanıldıktan sonra”, eğer “uyanık” değilse, “uykuya yatırılır.” Bu da öyle olmuştur.
Neresinden bakarsanız bakın, sözünü ettiğim “resim” gerçekten trajiktir. Binlerce general, amiral, subay, asker, polis, yargıç, savcı hapistedir. Binlerce kamu çalışanı perişan olmuştur. Hani bunlar perişan olsa, neyse ne... Eşleri, anne babaları, çocukları sefalete yuvarlanmıştır. İntihar eden edene.
Bazan düşünüyorum da, eğer bu “darbede” Fethullah’ın bir rolü varsa, bu da böyle bir “darbe provokasyonuyla”, ordudaki Kemalistleri oyuna getirip temizleme rolü olmalıdır. Çünkü artık anlaşıldı ki, şu anda hapse atılanların ezici çoğunluğu Kemalist NATO subaylarıdır.
İkinci resme gelince...
Bu resimde de yine Hande Fırat ve Hulusi Akar var.
Karl Marx Bonapart’ın yeğeni tarafından yapılan “darbe” hakkında yazdığı kitapta şöyle demişti: “Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: ilkinde trajedi, ikincisinde traji-komedi olarak.”
İkinci resim “traji-komik”tir.
Birincisinde “gırtlağı” mor, “kahraman Akar” yer alırken, ikinci resinde “kulağını kaşıyan” adam ya da “kulağına kar suyu kaçmış, o nedenle su yüzüne vurup, kepçeyle avlanan balık” gibi bir “Akar” yer almaktadır.
Düşünün birinci resimde Yenikapı’da “üniformasıyla” “Başkomutanının” yanında “darbeyi bastıran, en kahraman aslan” gibi kükremektedir. İkinci resimde “kravatını” düzelten, kolunun “yeniyle” burnunu silen ve tam Reis “Genelkurmay başkanım da daha sonra açıklama yapacak” dediği sırada “duyduğuna inanmaz” gibi, parmağını kulağının deliğinden içeriye sokup, karıştıran, üniformasından arındırılmış bir “memur” suspus oturmaktadır. (“Kravat düzeltme, kolunun yeniyle burun silme, kulağının deliğine parmak sokma” imajlarını ben uydurmadım, Pakistan gezisi öncesinde yapılan basın toplantısının görüntülerini izleyin, bu “üç imajı” siz de görün.)
İşte böyle. Birinci resim “trajik”, ikinci resim “traji-komik”. Hey koca Marks hey. Sen neymişsin be usta..
Resimler böyle de hakikat ne?
“7 eleştiri, 7 cevap” manşetindeki “7” rakamına aldırmayın. İç sayfadaki “karargah rahatsız” manşetindeki “rahatsızlığın” bu “7” madde içinde yer alan bir tek madde yüzünden olduğunu size hatırlatırım. Bu da orduda “son yasağın” kalkmasıyla ilgilidir. Yani kadın zabitlerin başının örtülmesiyle ilgili karar rahatsızlık yaratmıştır. Rahatsızlık da, şöyle ifade edilmiştir: Bu karar Savunma Bakanının kararıdır, bize danışılmamıştır.”
Ne demektir bu?
“Karargah bu karara katılmamaktadır” demektir.
Belli ki, ordudaki Kemalist subaylar bu karardan “rahatsız” olmuşlardır. Onların bu rahatsızlığını da, tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi, Akar dile getirmiş, yine tıpkı 16 Temmuz’da olduğu gibi “ben rahatsız değilim” diyerek, bir kere daha “Başkomutan Reis”in yanına oturmuştur.
İkinci önemli olan ise şudur:
Nasıl 15 Temmuz günü güneş parlarken köprüye tank sürmeyi “darbedir” diye 20 Temmuz darbesinin bahanesi yaptı iseler, şimdi de, “manşet”i bir tür “darbe haberi” sayıp, bu fırsatı 16 Nisan günü artık kesinleştiği gibi, çıkacak “hayır“a karşı yeni bir “darbenin” ön hazırlığına çevirmişlerdir.
Ama bu defa “hayırı” bastırmak, “Akar’ı bastırmaya” benzemeyecek...