Kullandığımız dil bizi nasıl şekillendiriyor?

Toplum/Yaşam Haberleri —

11 Ekim 2020 Pazar - 22:00

  • Konuştuğumuz dilin cinsiyet yapısı öyle ya da böyle cinsiyet yargılarımızı belirler. Cinsiyetli dillerde, bir fiili çekerken ya da bir ad kullanırken cinsiyeti düşünmek zorundayız.

Tarihsel olarak tüm dünyada erkek cinsiyeti varsayılan cinsiyet sayılmıştır ve bu durum kullanılan dil ile pekiştirilmiştir. İnsanlığın kolektif kimliği maskülen ifadelerle anlatılmış ve anlaşılmıştır: Türümüzü ve “insanoğlunu” tanımlamak için, “adem/ademoğlu” sözleri birleştirici bir yol olarak kullanılagelmiştir. Caroline Criado Perez, Invisible Women, ‘Görünmez Kadınlar: Erkekler için Tasarlanan Bir Dünyada Veri Yanlılığı’ kitabında şöyle diyor: “İnsanlığı varsayılan olarak insanoğlu şeklinde tanımlamak, insan toplumunun yapısı için temel teşkil etmektedir. Kültürümüz ve dilimiz otomatikman maskülen bir çerçeve izler. Erkek yanlılığı ruhumuza o kadar işlemiş ki, mühendis ya da doktor gibi cinsiyetsiz sözcükler bile erkek olarak anlaşılır.”

Hukuk sisteminde eril ifadeler
Bazı durumlarda, tüm cinsiyetler adına maskülen form konuşur. Örneğin, Hindistan'ın hukuk sisteminde, belgeler, aksi belirtilmedikçe kadınları da kapsadığı düşünülen eril ifade dilinde yazılır. Birçok yönden, dil toplumda mevcut cinsiyet eşitsizliklerini hem yansıtır hem de yaratır. Nasıl konuştuğumuz, nasıl düşündüğümüzü ve etrafımızdaki dünyayı nasıl yorumladığımızı etkiler. Bu yüzden, cinsiyet etrafındaki kabullerimizi sıfırdan ele almaya ve toplumsal bilinci daha yüksek ve kapsayıcı bir kültür inşa etmeye çalışırken, dil üzerine de düşünmemiz gerekir.

Konuştuğumuz dilin cinsiyet yapısı
Nayantara Dutta’nın BBC Culture’daki, ‘Kullandığımız dil bizi nasıl şekillendiriyor?’ başlıklı makalesini özetledik:
‘’Diller cinsiyete göre üç kategoriye ayrılır: İspanyolca gibi cinsiyetli diller (adlar ve zamirler cinsiyetlidir), Mandarin gibi cinsiyetsiz diller (adlar ve zamirler belirgin bir cinsiyete sahip değildir) ve İngilizce (zamirler cinsiyetlidir ve adlar cinsiyetsizdir). Konuştuğumuz dilin cinsiyet yapısı öyle ya da böyle cinsiyet yargılarımızı belirler. Cinsiyetli dillerde, bir fiili çekerken ya da bir ad kullanırken cinsiyeti düşünmek zorundayız. O zaman, bu dillerde, cinsiyete dayalı kalıplaşmış yargıların ve cinsiyetli iktidar yapılarının cinsiyetler hakkındaki düşüncelerimizi ve görüşlerimizi etkileme olasılığının daha yüksek olması mümkün mü?

En çok konuşulan cinsiyetli diller
Dünyanın en çok konuşulan cinsiyetli dilleri, Hintçe, İspanyolca, Fransızca ve Arapçadır. Aynı cinsiyet kalıplarının çoğunu paylaşırlar: varsayılan gramer cinsiyeti erkektir, karma cinsiyetli gruplar için maskülen sözcükler kullanılır ve sözcüklerin kökeni erildir, dişi yapmak için ek alması gerekir.
Örneğin İspanyolca, bir öznenin erkek mi yoksa kadın mı olduğu belli olmadığında otomatikman erkek sayar; erkek arkadaş amigo’dur, kadın arkadaş amiga’dır, ama bir grup arkadaş amigo’dur. Aynısı sıfatlar için de geçerlidir: Bir grup kadın arkadaş buenas amigas’tır ama grupta bir erkek olduğu anda buenos amigos olurlar.

Arapçada, tüm sözcüklerin kökeni erildir
Arapçada, tüm sözcüklerin kökeni erildir. Örneğin katip erkektir, bir kadın yazardan bahsediyorsak, dişil ek ‘taa marbuta’ ekleyerek ‘katibah’ (katibe) demeliyiz. Ayrıca, grubun çoğunluğunun cinsiyetine bakılmaksızın, içinde tek bir erkek bile olsa, bu gruba hitap etmek için sözcüğün eril çekimi kullanılır. Yani, bir erkek yazar ve 100 kadın yazardan oluşan bir gruba atıfta bulunulduğunda, 'kadın yazarlar' (katibat) değil, 'erkek yazarlar' (kottab) denir.
Konuştuğumuz diller, toplumu nasıl inşa ettiğimizi etkiler ve hatta toplumsal sistemlerimizdeki cinsiyet eşitliğine emsal teşkil edebilir. 2011 yılında yapılan bir çalışmada, Jennifer Prewitt-Freilino, dilleri cinsiyetli olan ülkelerde daha yüksek cinsiyet eşitsizliği olduğunu keşfetti. Çalışma ayrıca, en eşitlikçi toplumların, sanılanın aksine dilleri cinsiyetsiz olanlar (örneğin Türkçe) değil, İngilizce gibi doğal cinsiyet dilleri konuşanlar olduğunu bulmuş.

Cinsiyetli sistem
BBC Culture'a konuşan Prewitt-Freilino, “Tarihsel olarak, cinsiyetsiz dil, özellikle belirtilmiyorsa, insanların aklının, atıfta bulunulanın erkek olduğu sonucuna atlamasına neden olabilir. Örneğin iş insanının otomatikman iş adamı olarak anlaşılması gibi. İşte bu yüzden doğal cinsiyet dillerinin eşitliği yansıtma bakımından daha iyi durumda olduğunu gördük, çünkü dili reforme ettiklerinde, cinsiyetli dilin içinde cinsiyetsiz yeni sözcükler icat ediyorlar ve bu da, cinsiyetli sistemin düzeltilmesine dikkat çekiyor ve yanlılığı anlamayı kolaylaştırıyor” diyor.

Daha kapsayıcı bir dile doğru
Dil reformu mümkün ama uzun süre gerektiriyor. Bu, mevcut sistemlerin tamamen ortadan kaldırılması anlamına gelmiyor, kapsayıcı seçeneklere yer açmak anlamına geliyor. Dilin dünyayı nasıl gördüğümüzü belirlemesine izin vermek yerine, dil seçimimiz aracılığıyla dünyamızı nasıl yansıtabileceğimizi sorgulayarak diğer yönde ilerleyebiliriz.
Prewitt-Freilino, “İçinde bulunduğumuz daha küreselleşmiş bağlamı düşünmeden dil sistemleri hakkında düşünmek zor,” diyor. “Bence hangi kavramların yaratıldığı; dilin nasıl değiştiği ve farklı şekillerde nasıl kullanıldığı bir uzlaşı meselesi. Benim için asıl ilginç olan dil ve kültür arasındaki etkileşim” diye konuştu. HABER MERKEZİ

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.