DBP Şirnex İl Yöneticisi Hurşit Külter 7 Mayıs’tan bu yana kayıp. Kontralar biz aldık diyor diğer herkes yok biz almadık diyor. Tanıdık bir zaman diliminin güncel halini yaşıyoruz. Umutla Hurşit arkadaşın bulunmasını, dönüşünü bekleyenlerdenim. Diliyorum bir haber alınır…
Araya küçük bir not sıkıştırmak istiyorum. Günlerdir gazetelerimiz haberi manşetten indirmiyor ve haklı olarak nerede diye soruyor. Fakat her okuduğumda „Külter” soyadını „Kürtler” olarak okuyorum. Beynim şartlanmış olarak cümleyi, spotu, manşeti öyle okuyor öyle yakalıyor. Cümleler „Kürtler kayıp”, „Kürtler nerede?”, „Kürtler hala bulunamadı”, „Kürtlerden haber alınamıyor” şeklinde akıyor dilime.
Bu gayri ihtiyar şartlanmanın kanımca haklı sebepleri var. Bilinçaltımın sürekli yönlendirmesi bundan. Doğrudur Külter kayıp peki Kürtler nerede? Bu kaybın ve kaybın yaşandığı mekanın gerçekliğinde haklı olarak çok farklı bir „varlık” tepkisi bekliyor insan. Çünkü bir avuç insan omuzluyor çoğu şeyi. Özenle belirtmem gerekir ki fedakar halka, kahraman direnişçi ve ölümsüz şehitlerimizin şahsında yaşanan hakikatı bir tarafa iterek, hiçbir şey olmamış gibi sorulan bir soru değil „Kürtler nerede?” sorusu. Tam da bu en katliamcı günlerin ortasında cevap bekleyen bir sorundur. Hurşit arkadaşın Şehit Hacı Lokman Birlik ile fotosunu görünce gazete Külter – Kürtler çağrışımından daha pek çok soru akın etti zihnime. Evet, kayıp olan hala bulunamayan kim? Gerçekten kim?
**
Balzac’ın başyapıtlarından „Goriot Baba“da unutamadığım bir sahne var. Yetmiş yaşına dayanmış Goriot Baba, bir pansiyon odasında, kahırdan ölümle savaşmakta, ölmek üzeredir. Ve biraz sonra tıp öğrencisi Bianchon aşağıda toplanmış, yemek yemek üzere olan pansiyon halkına haberi verir: „Goriot Baba öldü” … Birkaç saniye bir sessizlik olur. Sonra pansiyon sahibi Madam Vauquer’in sesi duyulur: „Haydi beyler sofraya! Çorba soğuyacak”…
Davutoğlu’nun yerine nasıl geldiğini şimdiden unutmuş Binali Yıldırım. Gerçekten o kadar yapay ve tüm demeçler o kadar Çin malı ki… iki şeyle görevlendirilmiş. Birincisi her şeyde Erdoğan’ı anmak ve her şeyi ona bağlamak; ikincisi hema sıkıştın mı „terörü” bitirmekten bahset. Cumhuriyet tarihinin en ezber ve bilinen repliğini haddinden fazla, cömertçe tüketen Binali’nin yolu, yapmakla övündüğü yollar gibi çöküntülü ve sallantılı. Yani yol, yol değil.
Davutoğlu darbe ile gittiğinde en fazla çaylar soğudu. Demem o ki, Binali de yarın öbür gün gittiğinde en fazla çorbalar soğuyacak.
**
„Servetin biriktiği yerde insan çürüyor.” Tespitini taa 1770’te yapmış Oliver Goldsmith. Bugünkü AKP’yi de çok güzel özetlediğini düşünüyorum. Geçen günlerde okudum. TR’de bu yıl zengin sayısı ikiye katlanmış. Muazzam bir işsizlik – yoksulluk yaşanırken, dünya krizlerle TR savaş ile uğraşırken zengin sayısının ikiye katlanması ne demektir? Gerçekten de savaş, sömürü ve işgal olmadan hükümetlerin faşist politikaları (başta iktisadi) uzun vadede nasıl başarılı olabilir?
**
Hintli yazar A. Roy gidip bir süre direnişçi gerillalar arasında kaldıktan sonra şunları yazar:
„İnsanlar gaddarca şiddete maruz kaldıklarında, acaba kendilerine bu şiddete karşı mücadele etmekten başka hangi ‘hayırlı’ uğraş bırakılmış oluyor? Sanki onların önünde başka bir dolu seçenek mi var?”
…
„Ülkenin kalbinde patlak veren silahlı mücadele, ölüm kalım kavgası vermekte olan umutsuz insanların ilk tercihleri değilse bile, kendilerine başka yol bırakılmamış son çareleriydi…”
…
„Silaha sarılmış olan insanlar, evlerini ve yurtlarını savunma hakları bulunduğuna inanıyorlar, adaleti hak ettiklerine inanıyorlar. Bundan ötürü mücadele ediyor, savaşıyorlar…”
…
„Hükümet, barış görüşmelerinden derinde yüzen balıkları su yüzüne çıkarmak ve daha sonra onları öldürmek amacıyla faydalanmaya kalktığında, barış görüşmelerinin nasıl bir geleceği olabilir?”