Şemdinli bir aydır gündemde. Gerillalar alanı kontrol altına almış durumda. Türk devleti karakollarından çıkamıyor. Uçak ve helikopterlerle gerilla mevzilerine saldırıyor. Bu da etkili olmayınca devlet mevcut duruma müdahale edemiyor. Kuşkusuz devlet hazırlık yapıp saldırı yaparak bu durumu değiştirmek isteyecektir. Ancak halk desteğini tümden kaybettiğinden artık alanda hakimiyetini eskisi gibi sürdürmesi zor görünüyor. Zaman zaman güç toplayıp saldırsa da alanda kalıcı bir hakimiyet kurması mümkün görünmüyor. Nitekim bu nedenle alanı iyi tanıyan eski bir general “Hakkari kaybedilmiş” değerlendirmesi yapıyor.
Gelişmeleri yerinde görmek için Emek Partisi, ÖDP, ESP ve BDP’liler bu alana gittiler. Alanda hakimiyeti olan gerillalar yola inerek gelen heyeti durduruyorlar. Bu karşılaşma duygusal anlara sahne oluyor. Özellikle anaların gerillalara sarılması gerilla gerçeğinin Kürt toplumu için anlamını bir daha gözler önüne serdi. Türk devleti bu karşılaşma gerçeğinde Kürt politikasını sorgulayacağına, yine şovenist damarları şahlandırıyor. Savcılık harekete geçiyor. Gültan Kışanak’ın belirttiği gibi, Kürt sorununu mahkemelerde çözmeye çalışıyor. Türk devletinin Kürt sorununu çözme politikası olmadığı için hoşuna gitmediği her şeyi mahkemeye götürüyor. Herhalde bu dönem kadar mahkemelerin çalıştığı bir döneme rastlanmamıştır. Kürtler için mahkemeler her gün uğranılan yer haline gelmiştir. Zindanlar ise ikinci evleri gibi.
Şemdinli’deki karşılaşma sonrası kültür bakanının söylediği sözler egemen zihniyetin Kürt’e bakışını ortaya koymaktadır. Kürtlere haddinizi bilin, sabrımızı taşırmayın tehdidi yapmıştır. Bir zamanlar Turancı Nihal Adsız’ın Kürtlere yönelttiği tehdidi hatırlatıyor. Nihal Adsız “sizleri kovar, yerinize Kırgız Türklerini getiririz” demiştir. Sabrımızı taşırmayın ne demektir? Türk devleti her türlü zulüm ve baskıyı yapmamış mı? Çocuklar ve gençler her gün öldürülmüyor mu? Türk devleti son teknikle saldırmıyor mu? Roboskî’de çocuklar, gençler paramparça edilmedi mi? Türk devleti daha ne yapacak? Ertuğrul Günay egemen zihniyetle tepeden bakarak konuşuyor. Açıkça Kürtleri katliamla tehdit ediyor. Sabrımızı taşırmayın sözü bu anlama geliyor. Kültür bakanının nasıl bir kültüre sahip olduğunu görüyoruz. Sosyal demokrat olarak bilinen bir kişi böyle bir egemen ve faşist karakterdeyse siz diğerlerini düşünün!
Halbuki haddini bilmesi gereken Türk devleti ve Ertuğrul Günay’dır. 21.yüzyılda bu kafaya sahip olanların haddini bilmesi gerekiyor. Bir halkın ülkesini işgal et, her türlü haktan mahrum kıl, Kürdistan topraklarını tapulu malın san, Kürtler üzerinde egemenlik kurmayı kazanılmış bir hak gibi gör ve buyurgan konuş! İşte 21.yüzyılda haddini bilmesi, ona göre konuşması ve davranması gerekenler bu kafada olanlardır. Kuşkusuz bunlar haddini bilmezse Kürt halkı bunlara haddini bildirecektir.
Hakkari’nin yüzde 80’i, Şırnak ve Mardin’in yüzde 75’i, Amed’in yüzde 65’i, Wan, Siirt, Batman, Muş ve Ağrı’nın çoğunluğu bu devlete yıllarca haddini bil diyor. Kürtlere eskisi gibi bakamazsınız diyor. Ama Türk devleti halkın bu iradesini dikkate alacağına askeri, polisi, mahkemeleri ve zindanlarıyla bu halkın iradisini kırmak ve susturmak istiyor. Ertuğrul Günay’ın konuşmaları da bu zihniyet ve uygulamaların açık dışa vurumu oluyor. Kürt halkı tabii ki bu yaklaşımlardan kendini koparacaktır. Duygu kopması var deniliyor. Bu zihniyetten tabii ki kopuş olur. Bu kopuş Kürtler için haklı ve gereklidir.
Bu devletin ve hiçbir kurumunun Kürdistan’da meşruiyeti yoktur. Kürtlere şöyle böyle demeye de hakları yoktur. Kürtler kardeşlik diyor, ama bu zihniyetle kardeşlik olmaz. Kardeşlik için bu egemen, buyurgan, aşağılayan ve tehdit eden dilin bırakılması gerekiyor. Kültür bakanı İzmir’de gavuru denize döktük, size de aynısını yaparız diyor. Şovenizmi kışkırtıyor. İmam böyle yaparsa cemaat bilmem ne yapar. Her gün bir yerde Kürtlere saldırı oluyorsa bunun nedeni Ertuğrul Günay gibi bir kültür bakanının olmasıdır. Herhalde bu şovenist ve saldırgan dilden sonra kısa sürede Kürtlere yeni faşist saldırılar beklenir. Çünkü böyle insanların konuşması sokakta bir talimat gibi algılanıyor ve şovenist-faşist ruh Kürtlere karşı harekete geçiyor.
Hükümetin bu politikaları polisin halka karşı daha sert davranmasıyla sonuçlanıyor. Polisler ve faşist gruplar işbölümü yapmış gibi saldırıya geçiyor. Bir taraftan polis, bir taraftan sokağın şovenist saldırılarıyla Kürt halkının iradesi kırılmaya çalışılıyor. Bu kadar saldırganlık, Kürt’ün irade kazanmasınadır; Türk devleti karşısında mücadele eder hale gelmesinedir. Şovenist zihniyet bunu kabul etmiyor, hazmedemiyor. Kürt nasıl karşılarında bu duruşu gösterir?! Ertuğrul Günay’ın öfkesi de esas olarak bunadır.
Mevcut durumda AKP’nin refleksleriyle MHP’nin refleksleri aynılaşmıştır. Hatta söylemleri de aynılaşmıştır. Öyle ki kim daha milliyetçidir yarışı yapılmaktadır. Boynuz kulağı geçer misali son zamanlarda Tayyip Erdoğan şovenizmde Devlet Bahçeli’yi geçmiştir. MHP tabanına milliyetçi mukaddesatçı lideriniz benim, mesajı veriyor. Giderek MHP tabanında Tayyip Erdoğan’ın etkisi artıyor. AKP Haziran 2011 seçimlerinde MHP’yi baraj altında bırakmak istiyordu. Herhalde seçim bugün olsaydı MHP oylarının üçte biri AKP’ye kayardı.
AKP’nin şu andaki Suriye politikalarını hiçbir milliyetçi hükümet izleyemezdi. Eğer bugün Suriye’de iç savaş varsa ve Suriye kan gölü haline gelmişse bunda Türkiye’nin payı çok büyüktür. Belki de hiçbir yerde dış bir güç bir yere bu kadar açık müdahale etmemiştir. Suriye’deki silahlı muhalefet esas  desteği Türkiye’den alıyor. Türkiye kışkırtıyor, Türkiye tam bir cephe gerisi olmuş. MİT Suriye muhalefetiyle iç içe geçmiştir. Bunun sonucu Suriye devleti Türkiye sınırındaki hakimiyetini kaybetmiştir. Esas savaş Türkiye’ye yakın alanlarda geçiyor. Türkiye Suriye’deki iç savaşın tam göbeğindedir. Birleşmiş Milletler iki taraf da insanlık suçu işliyor dedi. Bu suçu işleyenin bir tarafında Türkiye var. Suriye’deki kanlı savaş ortamının bir tarafı da Türkiye’dir. Bunu dünyada herkes biliyor. Bu nedenle Lübnan’daki Türkler kaçırılıyor. Çünkü Lübnanlılar bu savaşın asli tarafı olarak Türkiye’yi görüyor. Suriye devleti ne kadar insanlık dışı suçların bir tarafıysa, Türkiye de açık desteğiyle insanlık suçunu işleyen diğer tarafın suç ortağıdır. Türk devleti bu konumuna rağmen utanmadan Kürt Özgürlük Hareketi’ni Ramazanı ve kutsalı bilmemekle suçluyor. Biz biliyoruz ki Kürtler son birkaç bayramı hep acı içinde geçirdiler. Türkiye’deki hakim zihniyete göre kendileri bir kirli savaşın içinde olabilir. Türk devleti Ramazan ve bayram demeyerek insan öldürebilir. Çünkü bu öldürmeler Türkiye’ye haktır. Çünkü öldürdükleri hak etmişlerdir.
Türkiye savaş kurallarına uyan, savaş içinde hiçbir insanlık suçu işlemeyen PKK’ye her türlü hakareti yapıyor, ama eline geçirdiği insanları vahşice öldüren silahlı kişileri kutluyor. Başbakan her gün bu vahşeti işleyenler için zafer duası yapıyor. Türk devleti yıllardır Kürtlere karşı kirli savaş yürüttüğü için, hala bu kirli savaşa devam ettiği için müttefiki olduğu isyancıların vahşetini de normal görüyor. Belki de Türkiye onlara savaş içinde her şey mubahtır aklı veriyordur. Çünkü Türk devleti için amaca ulaşmak için her şey mubahtır.