HDP Heyeti’yle hükümet yetkilileri Dolmabahçe’de Kürt Halk Önderi’nin Kasım ayında hazırladığı demokratik müzakere taslağının özetini kamuoyuna sundular. Bu müzakere taslağı bütünlüklü bir Türkiye’yi demokratikleştirme ve Kürt sorununun çözüm projesidir. Ancak hükümet yetkilileri demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü atlayarak sadece Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin bırakılmasını ifade eden cümleleri tekrarlıyorlar. Günlerdir bu açıklamanın bütünlüğünü bir tarafa bırakıp sadece silahların ne olacağıyla ilgili yanını gündeme koyuyorlar. En son Tayyip Erdoğan “IRA silahları betona gömdü” biçiminde bir manipülasyon ve algı yaratma konuşması yaptı. IRA meselesinde de çözüm yanını atladı, sadece silahların gömülmesi konusunu gündeme getirdi. Bu yaklaşımın iyi niyetli olmadığı açıktır. Sadece algı yaratmaya yönelik bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Seçim öncesi silahları gömdük, bu sorunu bitirdik biçiminde bir propaganda argümanı yaratmak ve kullanmak istiyorlar. 

Türkiye’de temel sorun Türk devletinin ve AKP hükümetinin tek millet yaratmaya dayalı kültürel soykırım zihniyetini toprağa gömmemesidir. Türkiye’de Kürtleri asimile etme ve kültürel soykırıma uğratıp tarihe gömme yaklaşımı bırakılmıyor. Sözde Kürtlerden söz edilse de kültürel soykırım politikası sürdürülüyor. Eskiden Kürt sözcüğü kullanılmazdı; şimdi Kürt sözcüğü kullanılarak Kürtlük yok edilmek isteniyor. Erdoğan’ın her fırsatta tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet demesi bunun dile getirilmesidir. 

Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi defalarca makul bir çözüm olduğunda silahlı mücadelenin bırakılacağını deklare etmiştir. Ama Türk devleti ve hükümetleri bir defalığına olsun Kürtlerin varlığının anayasal ve yasal güvenceye alınacağını, Kürtlerin öz yönetiminin tanınacağını, anadilde eğitimin kabul edileceğini beyan etmemiştir. Kürt Halk Önderi en son silahlı mücadelenin bırakılabileceğini yeniden beyan etmiştir. Ancak AKP hükümeti şu adımları atıp Kürt sorununu çözeceğim diyemiyor. Çözüm için somut bir ifade kullanmıyor. Niyet beyanı olarak da olsa Kürt sorununu çözeceğini ortaya koymuyor. Sadece “çözüm süreci iyi gidiyor” diyerek bu işi sonuna kadar götüreceğini söylüyor. Sonlandıracağının ne olduğu da bu söylemlerde muğlaklaşıyor. 

Ancak AKP hükümeti ne derse desin, bugün Türkiye’nin gündemi esas olarak demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüdür. Bunu da sağlatan, Kürt halkının ve Türkiye halklarının onlarca yıldır yürüttüğü özgürlük mücadelesidir. Bundan sonraki süreci de halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesi belirleyecektir. Kürt sorununun çözümü ve barış da bu çerçevede gerçekleşecektir. Gerillanın Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırması da ancak bu çerçevede sağlanacaktır. İrlanda ya da başka yerlerde olduğu gibi silahlı direnişin sonlandırılmasıyla sorunların çözümü aynı sürecin parçası olarak gündemleşecektir.

Kürt Özgürlük Hareketi şimdiye kadar dokuz defa ateşkes ilan etmiş; 2013’te olduğu gibi gerilla güçlerini Türkiye sınırları dışına çıkarma iradesi ortaya koymuştur. Böylece Türk devletine adım atma zemini ve imkanı sunmuştur. Dolmabahçe’deki açıklama ve çözüm temelinde Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin bırakılması yönündeki niyet beyanı da bunun için yapılmıştır. AKP hükümeti bu açıklama karşısında beklemediği biçimde sıkışmıştır. Bunun için de demokratikleşme ve Kürt sorununun çözüm gündemini saptırmak için sürekli tek yönlü bir propaganda içine girmiştir. Erdoğan’ın son söylemleri de buna yöneliktir. 

Kürt Halk Önderi yaptığı siyasal hamlelerle Türkiye’de demokratikleşme imkanlarını arttırmakta ve Türkiye’yi böyle bir sürece sokmaktadır. Böylece AKP’nin otoriterleşme eğilimli politikalarını boşa çıkarıp demokrasi güçlerinin pozisyonunu güçlendirmektedir. Her ne kadar AKP hükümeti sadece silahlı güçlerin konumunu öne çıkarıp bu gündemi geriye itmek istese de bunu başarması mümkün değildir. Çünkü demokrasi güçleri Kürt Halk Önderi’nin ve Özgürlük Hareketi’nin yarattığı ortamı değerlendirerek Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda yeni bir dönem başlatacaktır. Bu açıdan Kürt Halk Önderi’nin siyasi adımları otoriterleşme eğilimine karşı demokrasi güçlerinin mücadelesi olarak görülmelidir. 

Kuşkusuz Türk devleti içinde AKP eğilimiyle başka eğilimler bir çatışma içindedirler. Her iki taraf da demokratik karakterde olmayan ve sadece kendi hegemonyalarını sağlamaya çalışan güçlerdir. Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi devlet içindeki bu mücadele ortamında demokrasi ve özgürlük güçlerinin güçlü çıkmasını sağlamaya çalışmaktadır. Bunu da silahlı bir çatışma ortamında değil de, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü gündeme koyan bir siyasal ortamda gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. 

Demokrasi güçleri bir tarafın yanında olarak ya da bir tarafı güçlendirerek değil, kendi pozisyonlarını güçlendirerek bunu sağlayabilirler. Bu açıdan da üçüncü taraf olarak demokrasi güçlerinin birliği ve ortak mücadelesi önemli olmaktadır. Bu nedenle seçimlere demokrasi güçlerinin ittifakı temelinde girmek tarihsel önemdedir. Devrimci demokratik güçler herhangi bir tarafın yedeğine düşmeden kendi alternatiflerini oluşturmaları tarihi sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Bu açıdan seçimdeki tutumları tüm demokratik devrimci güçlerin geleceğini belirleyecektir.