
Türk basınında ruhunu satmış, Fethullahçıların gönüllü propagandacısı olmuş, AKP Hükümeti’nin imkânlarından nemalanan bazı Kürtler bu durumlarını şimdi çeşitli tezlerle teorize etmeye çalışıyorlar. Kendilerine sunulan imkânlarla Kürt Özgürlük Hareketi’ne saldırıyorlar.
Türk basınının gerçek yüzü
Bilindiği gibi Türkiye basınında Kürt Özgürlük Hareketi’nin düşüncelerini yansıtmak yasaktır. KCK açıklamalarını vermek, bir KCK’liyle röportaj yapmak terör propagandası olarak görülmektedir. Bunlar da kapatma nedenidir. Bu nedenle Kürt basını otosansürle çıkmaktadır. Bazı ünlü isimlerin yaptığı röportajların gazetelerde yayınlanması bir istisnadır. Aynı şeyi alternatif özgür basın yaparsa hemen kapatma gerekçesi yapılır.
Taşları bağlayıp köpekleri serbest bırakmak biçiminde bir deyim vardır. Bu deyim tam da Türkiye’de basının durumunu ifade ediyor. PKK’ye küfretmek, PKK’ye karşı psikolojik savaş yürütmek, temelsiz eleştiriler ve suçlamalarda bulunmak serbesttir. Ama PKK’nin kendisini savunması ve düşüncelerini ifade etmesi yasaktır. Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi dolaylı veya dolaysız çeşitli biçimlerde kendi düşünce ve politikalarını yansıtıyor. Ancak Türk basınının gerçeğinin böyle olduğu açıktır.
Ruhunu satmış bir Kürt şimdi kafayı gerillaya takmış. Türk ordusunun yapamadığını o yapacak ve gerillayı teslim alacak! Kendine göre bazı Kürtlere sesleniyor, onları da bu koroya ortak etmeye çalışıyor. Bu kişinin ismini artık vermek istemiyorum. Çünkü şimdi başka bir psikolojik savaş yöntemi bulmuşlar. Kim Kürt Özgürlük Hareketi tarafından eleştiriliyorsa hemen hakkında ölüm kararı çıkarılmış gibi bir yalan uyduruyorlar. Ya da kendilerini AKP’ye satmak için PKK tarafından tehdit edildiklerini söylüyorlar. Dün nasıl ki PKK ve Önderine saldıranlar PKK ve Apo rantı elde ediyorlardıysa, şimdi de böyle bir rant kapısı ortaya çıkmıştır. Tek farkı, bu rantçıların karakteri ve sahiplerinin değişmiş olmasıdır.
Soykırım politikaları başarısız kalmıştır
Bu ruhunu satmış sünepe zübük bilmeli ki, Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin politikaları karşısında başarıya ulaşmıştır. Kuşkusuz Kürtlere statü kazandırma mücadelesi sonuçlanmamıştır, sürmektedir. Ancak AKP’nin Kürtleri kandırıp yeni koşullarda siyasi sömürgecilik ve kültürel soykırım sistemi içine sokmasına fırsat verilmemiştir. AKP hâlâ Kürtleri devlet adına yeni egemenlik sistemi içine sokup kültürel soykırıma uğratmak istiyor. Bunu yaparken de bazı zübük Kürtleri kullanmaya çalışıyor. Ancak ne AKP Hükümeti ne de zübükler başarıya ulaşmıştır.
AKP’nin başarısızlığının kanıtı binlerce demokratik siyasetçinin Türkiye tarihinin hiçbir döneminde görülmedik düzeyde tutuklanmasıdır. AKP politikleşmiş her Kürt’ü içeri atma politikası izliyor. Böyle bir politika izleyen hükümetin başarısından değil, başarısızlığından söz edilir. Son yıllarda yapılan her seçimde AKP, Kürt Özgürlük Hareketi karşısında başarısız kalmıştır. Anayasa referandumunda da AKP Kürdistan’da yenilgiye uğratılmıştır. Fırat’ın batısındaki Kürt şehirlerinde ezici olarak BDP başarılı olmuştur. Doksan yıllık baskı, asimilasyon ve kültürel soykırım ortamında Kürtlük bilincinin zayıflatılmasına dayanarak Fırat’ın batısı ve doğusundaki birkaç ilde fazla oy alması AKP’nin bir başarısı olarak görülemez. Asimilasyon ve psikolojik savaşın az etkili olduğu tüm şehirlerde Kürt demokratik hareketinin ezici üstünlüğü vardır. Zaten Amed Kürt’ün genel duruşunu ifade eder. Bunun da ne olduğu ortadadır.
İstanbul bir soykırım değirmenidir
Şimdi bu zübükler Türk devletinin doksan yıllık asimilasyon ve kültürel soykırım politikasının kimi sonuçlarını normalleştirmeye ve meşrulaştırmaya çalışıyor. Utanmazca ve pişkince “Kürtler siyasi statü istemiyor, Türkiye metropollerinde yaşamak istiyorlar” diyor. Bu tespit sadece bu zübüğün kendi niyetini ve ruh halini yansıtır. Kendisi açısından kimlik ve statü artık önemli değildir. Onun için önemli olan, çocuğunu kültürel soykırımın en iyi gerçekleştirildiği okullarda okutup Türkiye’deki sistemin dişlisi yapmaktır. Amiyane deyimle aş-iş bulmasını sağlamaktır. Zaten Türk devleti de Kürtlerin esas isteğinin sadece aş-iş olduğunu söylemiyor mu?
Doğrudur, Türkiye metropollerdeki Kürtlerin önemli bir bölümü savruldukları ve zorla göçertildikleri metropollerde yaşamını sürdürme telaşına girmişlerdir. Bu tabii ki ayıplanacak bir durum değildir. Ama sömürgeciliğin Kürtlere dayattığı bir durumdur. Kürtleri kendi toprağından koparıp metropollere atarsa daha rahat eriteceklerini düşünmüş, bu nedenle Kürtleri metropollere sürmüştür. Bazıları en büyük Kürt şehri İstanbul’dur diyorlar. bu doğru değildir. İstanbul Kürtleri öğütüp Türkleştiren bir soykırım değirmenidir. Bu, Türk devletinin Şark Islahat Planı’ndan beri uyguladığı bir stratejidir. Kürtler özgürlük için büyük bir direnişe geçince, Şark Islahat Planı’nın özü olan Kürtleri metropollere sürgün edip eritme politikası daha yaygın olarak devreye konulmuştur. Şimdi bazı Kürtlerin bu politika sonucu metropollerin acımasızlığı içinde kimlik ve statüden önce iş-aş derdine düşmesini Kürtlerin genel eğilimi gibi yansıtmak, olsa olsa sömürgeciliğin üzerinde başarılı olduğu bir ruh halini ifade eder. Kaldı ki aş-iş varlığını sürdürmek isteyen her insanın talebidir. Ancak bundan yola çıkarak Kürtlerin kimlik, özgürlük ve onur mücadelesinden vazgeçmiş olduğunu söylemek Kürt halkına yöneltilmiş en büyük hakarettir.
Kürtler statü istemiyor yalanı
Kürtler statü istemiyormuş! Dertleri Demokratik Özerklik değilmiş! Metropollerin imkânlarından yararlanmak esas istekleriymiş! Dil ve kültür taleplerini bir statü olmadan da karşılayabilirlermiş! Aslında bu düşünceler bu sünepe adama ait değildir. Fethullahçıların devlet zoru ve psikolojik savaşla Kürtlere dayatmaya çalıştığı bireysel haklar safsatasıdır. Yeri geldiğinde eleştirdikleri İlker Başbuğ’un ‘liberal demokratik çözüm’üdür.
Bu zübük gibi düşünen kimi Kürtler olabilir. Türk devleti yürüttüğü baskı ve psikolojik savaşla böyle bir kesim üretmiştir. Önüne ekonomik imkânlar atarak bazı Kürtlerin ruhunu satın almış, sistemin işbirlikçisi haline getirmiştir. Ama bunlar azınlıktır. Kürt orta sınıfının çoğunluğu bile bu zübükler gibi düşünmemektedir. Kürtler siyasi bir statü kazanma konusunda kararlıdırlar. Zaten Amed’de yapılan bir ankette toplumun yarısı Demokratik Özerklik istemiştir. Yüzde 15 bağımsızlık, yüzde 5 ise federasyon seçeneğini tercih etmiştir. Sadece yüzde 5 bir statü istememiştir. Aslında bağımsızlık isteyenlerin çoğunluğu da Kürt Özgürlük Hareketi’nin taraftarıdır. Türk devletinin bu yoğun baskı ortamında bu devletle yaşanılmaz diyenlerdir. Ama bunlar da Demokratik Özerklik gibi bir statüye karşı olmayanlardır. Bu gerçek ortadayken “Kürtler statü istemiyor, metropollerin nimetlerinden yararlanmak istiyor” demek, tam da devletin Kürtleri statüsüz bırakma kafasıyla konuşmaktır.
Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi, Türkiye sınırları içinde Demokratik Özerklik statüsü çerçevesinde birlikte yaşamaktan yanadır. Bunu da bu zübüğün mantığıyla değil, devletçi bir zihniyete sahip olmadığından savunuyor. Kürt sorununun demokratik ölçüler içinde çözülmesini istiyor. Dünyada demokratik zihniyetin olduğu yerlerde bu tür sorunlar Demokratik Özerklik çerçevesinde çözülüyor. Demokrasinin gereği olan bir çözümdür bu. Farklı kültürlere özerklik tanımak artık evrensel demokratik bir eğilim haline gelmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin Demokratik Özerkliği tüm Türkiye için istemesi ise demokratik karakteri gereğidir. Türkiye’nin diğer bölgelerinin de Demokratik Özerkliğe kavuşması Türkiye’de demokrasinin derinleşmesi ve kapsamlılaşması anlamına gelir. Ama bu durum sadece Kürdistan için kabul edilirse, bu da Kürtlerin reddedeceği bir durum değildir. Ama tercihi tüm Türkiye içindir. Bu anlayıştan dolayı istenen özerklik için neden Türkiye için istiyorlar demek gerçekten de tam bir zübüklüktür. Kürtler kendileri için demokratik bir siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik yaşam isterken neden bunu Türkiye için de istemesinler? Ancak Türkiye devleti bunu tüm bölgeler için kabul etmez, sadece Kürtler ve Kürdistan için tanırsa bu da bir çözüm yoludur.
Aslında bu zübüğün değerlendirmeleri için çok şey söylenebilir. Ancak bu tezlerin AKP’nin politikalarından bir farkı yoktur. Fethullahçıların her gün farklı biçimde dillendirdikleri şeylerdir. Kürt demokratik hareketi ve Kürt Özgürlük Hareketi bu tezlere karşı tutumunu ortaya koymakta ve mücadelesini yürütmektedir.
Gerilla silaha sarılmak zorunda bırakılmıştır
Bizim için cevaplandırılması gereken esas konu, gerillaya silah bırakma dayatması yapılmasıyla ilgilidir. Kürtler çok istekli olduğu için silaha sarılmamışlar, silaha sarılmak zorunda bırakılmışlardır. Kürt Özgürlük Hareketi 1993 yılından beri demokratik çözüm arayışı içindedir. Kürt Özgürlük Hareketi 1999-2005 arası dönemde altı yıl tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Ancak karşılığında atılmış hiçbir olumlu adım görmemiştir. AKP iktidarı döneminde de yedi defa ateşkes ilan etmiştir. Bazı misilleme eylemleri dışında AKP iktidarı döneminin büyük kesiti de tek taraflı ateşkes ortamında geçmiştir. Ancak AKP bu fırsatları değerlendirmemiş, aksine demokratik çözüm zihniyetinde olmadığını ortaya koymuştur. En somut örnek, 29 Mart seçimleri sonrasında demokratik çözüm için ortam doğmuşken, hükümetin siyasi soykırım operasyonları başlatmasıdır. Hem de PKK’nin 13 Nisan’da tek taraflı ateşkes ilan etmesinden bir gün sonra! Daha sonraki tutuklamaları dile getirmek bile istemiyorum. AKP Hükümeti’nin demokratik siyasal alana yönelik bu saldırıları bile onun zihniyetini göstermektedir.
Kürt sorununda demokratik çözüm zihniyeti olan bir hükümet mevcut politikaları uygular mı? Failleri belli olan Roboskî katliamının sorumlularını korur mu? Bu zübükler hiç tepinmesin, gerilla bu saldırılar karşısında bir savunma gücüdür. Kürt sorununun varlığı güvenceye alınmadan da kimse tek taraflı bir silah bırakma beklememelidir. Demokratik zihniyetin olmadığı bir Türkiye’de bırakalım ordu ve polisi, korucular bile Kürt halkı için bir tehdit durumundadır.
Gerilla çözümün teminatıdır
Türk devleti asker ve polis gücüne dayanarak Kürtleri sindireceğini ve taleplerinden vazgeçireceğini düşünmektedir. Gerilla da bu politikaların başarılı olamayacağını direnişiyle Türk devletine göstermektedir. Gerilla bir yönüyle de tek çözüm yolunun demokratik siyasal yollardan olacağını gösterme gücüdür. Türk devletinin ordu ve polis egemenliği ortamında Kürtleri çok yönlü yöntemlerle Türkleştirme ve Kürdistan’ı Türk ulusal yayılma alanı haline getirme politikası son bulmamıştır. Kürtlerin ulusal varlığı güvencede olsa gerilla mevcut direniş içinde olmaz.
“Gerilla silah bıraksın, AKP Kürt sorununu çözmezse biz AKP’ye karşı çıkarız” demek de kendine olmadık güç vehmetmektir. Dünyada böyle bir çözüm zihniyetinin ve güvencenin olduğu görülmüş müdür? Bunlar ancak beyni olmayanlara söylenecek sözlerdir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin örgütlülüğü ve direnişi olmazsa senin gibi zübüklerin Türkiye için beş paralık değeri olmaz. Bugünkü köşeni de, televizyonlardaki konuşmanı da sadece Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşıtlığına borçlusun.
AKP, Kürt sorununun çözümünde adım atmış da kim engel olmuş? Aksine Kürt Özgürlük Hareketi defalarca fırsat tanımış, AKP bu fırsatları oyalama için kullanmıştır. Anlaşılıyor ki şimdi AKP’ye bu oyalama da yetmiyor, artık teslim olun deniliyor. İşte bu zübükler AKP’nin bu isteğini seslendiriyorlar.
Silah bırakılmalı demenin anlamı yoktur
AKP, kendi politikalarını KDP’ye ve diğer siyasi güçlere de dayatıyor. Gerillanın silahsızlandırılması düşüncesi KDP ve YNK’ye değil AKP’ye aittir. Bu zübük de bilmeli ki, hiçbir güç Türk devletinin politikalarını Kürt Özgürlük Hareketi’ne dayatamaz. Güney Kürdistan’da peşmergelerin silah bırakması bir yana, bazı yerlere Irak askerlerinin gönderilmesi bile bir savaş nedeni haline gelmiştir. Bu nedenle bazı Güneyli siyasi güçlerin PKK silah bırakmalı sözlerinin hiçbir anlamı yoktur. Sadece Türkiye’yi memnun etmek için söylenmektedir. Kendileri dünyanın en büyük askeri gücünün koruması altındayken ve peşmergeler konusunda haklı olarak hiçbir taviz vermezken “PKK silah bıraksın, Türkiye hak verecekmiş” gibi bir istekte bulunmaları söz konusu bile olamaz. Bunu herkes bilmelidir. Türk devletinin bu taleplerini Kürt Özgürlük Hareketi’ne dayatmak olsa olsa bilerek maraza çıkarmak anlamına gelir. Herhalde bu zübük de kendine göre AKP Hükümeti gibi Güneyli güçlerle PKK’yi savaştırmak istemektedir. Ancak bu hevesleri kursaklarında kalır. Çünkü böyle bir şeyi isteseler de sağlamaları mümkün değildir.
Herkes de bilir ki, dünyada sorunlar taleplerden dolayı yaşanır. Kürt Özgürlük Hareketi en makul yaklaşımı göstermesine rağmen Türkiye çözüme yanaşmıyorsa, bunun nedeni Türk devletinin zihniyetidir. Kürtler üzerindeki hedeflerinden vazgeçmemesidir. Tek engel budur.
MUSTAFA KARASU