
Kelle avcılarını da bu milislere eklemek gerekir. Kaç insanımız bu gerçeği bilir? Türk devleti isyancı dediği Dêrsim aşiretleri üyelerinin başına para ödülü koymuş, böylece kelle avcılığını teşvik etmiştir. Kadın, çocuk, genç, ihtiyar, silahlı savaşçı ayrımı yapmadan, her kesik baş için mutlaka bir ödeme yapmıştır. En yüksek para ödülünü silahlı aşiret savaşçılarının başı için vermiştir. Bu aşağılık tipler kaçıp dağlarda saklanan insanları kolayca bulup içlerine sızmayı başarmışlardır. Sadece Dêrsimli olmaları sürek avına çıkmış işgalci güçlerden kaçanların bunları kabul etmelerine yetmiştir. Fırsat kollayan bu adamlar uygun anı yakaladıklarında silahsız pek çok insanı katletmişler, başlarını kesip ordu yetkililerine teslim etmişlerdir. İnsanları kelle avcılığına özendiren dönemin CHP iktidarıdır.
Dêrsim Soykırımı sırasında Seyit Rıza ile birlikte Elazığ’da idam edilen aşiret önderleri arasında Kureyşan aşiretinin seçkin simalarından Seyit Hüseyin de vardır. Bu güzel insan büyük bir yurtseverdir ve başta Kureyşan aşireti olmak üzere Dêrsim aşiretlerini soykırıma karşı direnişe ikna etmek için yoğun çaba harcamıştır. Geçmiş direniş geleneğini çağdaş direniş ruhuyla birleştiren Dêrsim’in isyan kızı Sakine Cansız da bu aşirete mensuptur. Aynı aşiretten olup da bedenini ve ruhunu halkının özgürlük davasına adamış daha nice soylu devrimci vardır. Onlar bizim gerçek kutsallarımızdır, her zaman izleyeceğimiz gerçek pirlerimiz ve rehberlerimizdir.
TC gibi özel savaşta müthiş uzmanlaşmış bir devletin toplum üzerinde otoritesi olan aşiretleri boş bırakması düşünülebilir mi? Elbette ki hayır! Tüm Kürdistan’da olduğu gibi ajanlaştırma daha 1938 öncesinde Dêrsim’de uygulanan bir politika olmuş, aşiret ileri gelenlerini ajanlaştırmak için yoğun çaba harcanmıştır. Nitekim Dêrsimlilerin halis Türk oldukları ve Horasan’dan geldikleri devlet etkisinde olan bazı kesimler dillendirmektedir. Bu tez başta Mehmet Bayrak olmak üzere Alevi akademisyenler tarafından çürütülmüştür.
CHP’de genel başkanlık koltuğuna oturtulan Kılıçdaroğlu ile milletvekili Hüseyin Aygün’ün işlevleri özünde soykırımı sonuca götürmektir. Devlet bu adamlar üzerinden Kureyşan aşiretini devlet politikasının destekçisi yapmaya çalışmaktadır. Bu iki adamın söylemleri ve eylemlerine bakın: Bunların ‘tertele’ yıllarının milislerinden bir farkları var mıdır? Dêrsim’in geçmiş pratiğinde gördüğümüz milis, kendi soydaşlarını yok etmek üzere soykırım kuvvetlerine öncülük eden ‘keklik soylu’ bir yaratıktır. Eskinin milisleri kanlı soykırıma katılmışlardı, yeni dönemin milisleri ise kültürel soykırıma öncülük ediyorlar. Kılıçdaroğlu ve Aygün bu yeni dönemin milisleridir. İnfaz müfrezelerin makinalı tüfeklerinden çıkan kurşunlarla can vermek onurluydu ve bu biçimde toprağa düşenler bizim ölümsüz şehitlerimizdir. Ancak kültürel soykırımla gelen ölümün hiçbir onuru yoktur.
Dêrsimli olduğunu söyleyen hiçbir ihsan bu iki keklik soylunun peşinden gitmemeli, özellikle Kureyşanlılar duruşları ve tutumlarıyla onurlu insan Seyit Hüseyin’in ve büyük devrimci Sakine Cansız’ın takipçileri olduklarını göstermelidir. Pir bilge insandır, hakikatin sözcüsüdür; rayber yol göstericidir. Bizim inanç sistemimizde yol çok önemlidir. Yoldan çıkmak düşkünlüktür. Pirin ve rayberin görevi herkesi doğru yolda tutmak, toplumun kendi kutsallarına bağlı olarak yaşamasını sağlamak, yoldan çıkanları yeniden yola sokmak için çaba harcamaktır. Pirin ve rayberin yolunu kaybettiği yerde toplumun doğru yolda olduğunu söylemek imkansızdır. CHP’yi izlemek hakikatten kopmak, doğru yoldan sapmak, yalana mahûm olmaktır.
Kılıçdaroğlu’nu yakından izleyenler iyi bilirler. Bazılarının ‘rayberimiz’ dedikleri bu adam bir kez için olsa bile Kürt olduğunu söylemedi, tersine Türk olduğunu iddia etti. Aile olarak Ahmet Yesevi soyundan geldiklerini belirtti. Alevi olduğunu açıklamaktan bile imtina etti. Tam da CHP’nin soykırımca ruhuna uygun bir tavır! Kendisini dinlediğim zaman hep yüzüm kızarmış, bir Dêrsimli olarak hep utanç duymuşumdur. Bir insan ancak bu kadar keklik soylu olabilir. Bizi ayaktaki ölü canlar topluluğu haline getirmek isteyen bu adam hepimizin utancı olmalıdır.
Dêrsim’de CHP’nin yeniden canlanmasında Kılıçdaroğlu faktöründen söz edilir. Kendi kimliği ve kültürüne bağlı bir insan için bu belirleme son derece acıdır. Bu saptama sadece eski kabile geleneğinden kalma yanlış bir anlayışın hala etkili olduğunu kanıtlar. O da istediği kadar affedilmez suçlar işlesin, yine de böylesi kişilikleri kendinden saymaktır. Kılıçdaroğlu aslını inkar etmiş, Dêrsim soykırımına imza atmış bir partinin başına geçmiş, önemli değildir; “ne de olsa Dêrsimli’dir ve bizdendir!” Milislik yapan asker elbisesi içindeki pirini bilmeden vuran ve cesedini teşhis ettiğinde suç işlediğine inanan savaşçının duruşu ile Kılıçdaroğlu’na bu tarz yaklaşım arasında ne fark var?
Biz kimliksiz bir toplum değiliz. Kimliksizlik ve kültürsüzlük hiçliktir, herhangi bir canlı varlık derekesine düşmektir. İstisnasız Dêrsim’in tüm aşiretlerini birleştiren ve gururla taşıdığımız ‘Kirmanc’ kimliğimiz var, Kirmanckî dediğimiz bir dilimiz var, Raa Heqî -Hak Yolu- dediğimiz bir inanç sistemimiz var. Bizim için hakikat işte budur, bu olmalıdır. Bunları kabul etmeyen, bununla da kalmayıp inkar eden, içimizden de çıksa bizden değildir. Unutmamalıyız, her bitki kendi kökleri üzerinde yeşerir. İnancımızın temel ilkesi olan “Aslını inkar eden haramzadedir” sözü de bu anlama gelir. Dêrsim aşiretleri bu değerlerle birlikte yaşamakta ısrar ettikleri için soykırıma tabi tutuldular. Onlar bizim geçmişimizdir ve kendi geçmişimizi inkar eden haramzadeler konumuna düşmemeliyiz.
30 Mart yerel yönetim seçimlerine bu gerçekler temelinde yaklaşmamız gerekir. Solun, Aleviliğin ve Kirmanc kimliğinin gururu diye bakılan Dêrsim’e yaraşır duruş budur. Ayrım yapmaksızın bütün sol gruplar demokratik güç birliği yapmalı ve başta CHP olmak üzere düzen partilerine oy verilmemesi için çaba harcamalıdır. 30 Mart Dêrsim’de devrimciliğin ve solun sınav günü olacaktır. Burada kurulan seçim sandığı CHP’nin mezarı haline getirildiğinde, o zaman başta devrimciler olmak üzere onurlu her Dêrsimli bu sınavdan alnının akıyla çıkmış olacaktır.
Nuri Dêrsimi’nin “Aslanlar yurdudur tilkiler girmez” dediği Dêrsim’in böyle davranacağına kuşkum yoktur.