Cihan EREN

Kurban kesmenin dini bir kültür olması, üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir konu yapar. Din ile ilişkili kültürlerin bir biçimde inançla alakalı olmaları meseleyi daha da ilginç kılmaktadır. Can veren yaratıcı kendisi için ya da İslam'i inanca göre kendisine yakınlaşmanın alameti  için neden bir can istemektedir?

Vahyi de dahil dini söylemlerin bazılarını tarihsel verilere dayanarak ne anlama gelebilecekleri hakkında bir takım düşünceler ileri sürebiliriz. Dini söylemler sosyolojik ve siyasal analize tabi tutulduklarında taşıdıkları mana daha iyi anlaşılıyor. Çünkü dini söylemler ya doğrudan ya da dolaylı bir anlatımla toplumsal yaşamdaki her hangi biri duruma işaret ederler. Dini sözler yaşama dokunup kendi mantık yapısı içinde düzeltici bir işleve sahip olamamış olsalardı kutsal kabul edilip inanılmaz ve bu kadar etkili olmazdı. Dolayısıyla tüm inançlılar gibi Müslümanlar için çok önemli bir kültür ve inanç olan Kurban kesmenin de böyle bir toplumsal dayanağı olmalıdır.

Kurban bayramına vesile olan olayın ne olduğunu hemen herkes biliyor. Tevrat’a göre hayvan kurban etmek, peygamberlerin atası Hz. İbrahim’in tanrıya verdiği bir sözü tutmasının sonrasında başlamıştır. Bunun aynı zamanda tanrının onu ödüllendirmesi olduğu  da söylenmiştir. Hz. İbrahim’den sonra başlayan hayvan kurban etmek, vahiy yoluyla İslamiyetin doğduğu döneme de uyarlanmış böylece İslam inanç kültürüne de girmiştir.

Kurban kesmenin, Tanrı kelamı aracılığı ile insanlara bildirilmesindeki mana ne olabilir? Kurban kesmeyi toplum için bu kadar önemli kılan nedir? Tevrat’ta anlatılan öyküye inanırsak insan yerine bir koçun kurban edilmeye başlanması bu inancın temelini oluşturur. İslam ve Yahudiliği birlikte ele aldığımızda tanrıya oğlunu kurban edecek kadar inançlı bir adamın tanrı tarafından görülmesi, ödüllendirilmesi ya da peygamber olarak tasdik edilmesi söz konusudur.

Kurban kesme inancına eldeki veriler temelinde tarihsel ve sosyolojik olarak da bakılabilir. Hz. İbrahim’in yaşadığı varsayılan çağ ve olayın geçtiği düşünülen yer hakkındaki tarihi bilgilere dayanarak bazı yorumlar geliştirilebilir. Eldeki tarihi verilerin, Hz. İbrahim kişiliği hakkındaki dini anlatımı doğrular mahiyette olduğu görülmektedir.

Hz. İbrahim’in MÖ 1700’lerde yaşadığı varsayılmaktadır. Nemrutla başlayan çelişkilerden sonra güneye, Fenike ülkesine yani bugün ki Suriye ya da Lübnan’a taraf gittiği belirtilmektedir. Tarihçiler, o dönemde Fenike ülkesinde tanrı Baal için çocuk kurban etme inancı olduğunu söylemektedir. Nemrut gibi bir despota karşı çıkmış Hz. İbrahim’in çocuk kurban eden bu Fenike inancına karşı çıkıp oğlunu kurban etmediğini düşünmek oldukça mantıklıdır. Fenike, döneminin en güçlü ticaret devletlerinin başında gelmektedir. Buranın en büyük tanrısı sayılan Baal’e kurban sunmamak demek bu devletin en güçlü kişisine ya da yönetici kliğine karşı çıkmak demektir. O dönemin şartlarında böyle bir duruş hakim bir dine yani devlet sistemine karşı gelmek demek olduğu için toplum üzerinde etkili olmuş olmalıdır. Ya da en azından oraya göçmüş Yahudilerin farklı bir topluluk olarak kalmasına yol açmıştır.

Hz. İbrahim’e oğlunu kesmemesi söylendiğinde buna neden olarak ‘tanrı seni gördü, tanrıya çok bağlı olduğunu ispatladın’ hususları gösterilir. Acaba bu sözleri şöyle yorumlayamaz mıyız; Hz. İbrahim insanlara ‘verdiğiniz sözleri tutar, tanrıdan korkar ve sadık olursanız insan yerine bir hayvan da kurban kesebilirsiniz. Tanrı onu da kabul eder.’ Böyle bir yorumun doğruluğu içinse insan yerine hayvan kurban etmenin inanca dönüşmüş olması, ileri sürülebilir.

Burada üzerinde durulması gereken bir diğer mevzuysa tanrıların neden insan ya da Hz. İbrahim’le birlikte hayvan kurban edilmesini istedikleridir. Tanrının kesilecek kurbana nasıl bir ihtiyacı olabilir? Kuşkusuz ki kurban kesme inancında tanrının insanlara değil insanın tanrıya duyduğu ihtiyaç esastır. Eldeki verilere göre, insan kurban edenler bunun karşılığında tanrılarından, mallarının ve canlarının korunmasını, bereket, kötülüklerin uzak tutulması, günahların affı, alınmış bir şeyin geri verilmesi vb.. şeyler dilemiştir.

Tanrıya hayvan kurban sunanlar için temel ilke Hz. İbrahim tarafından konulmuştur. Tanrı seni ‘görecek kadar’ dürüst olacaksın.  İkincisi tanrıya her şeyini feda edebileceğine söz vereceksin. Hz. İbrahim geleneğinde en önemli mesaj tabii ki insan yerine hayvan kurban edilmesidir. Devrim de buradadır zaten. Kurban kesmeyi bin yılların kültürü yapan da budur.

Dikkat edilirse insan kurban edenler tanrıdan bir şeyler diliyor. Yani çocuklarından birini kurban verince karşılığında yerine getirilmesini beklediği bir takım şeyler istiyor. Hz. İbrahimle başlayan kanundaysa insanın kendisini tanrısına doğruluk ve sadakat ile ispatlamış olmasının ödülü söz konusudur. Bir diğer manada en iyi insanlar kurban kesiyor. Anlaşıldığı kadarıyla insan kurban edenlerle tanrıları arasında karşılıklı bir birinden bir şeyler isteme vardır. Ya da insanlar böyle olabileceğine inanıyor. İbrahimi dinlerdeyse tanrının kurban almaya ihtiyacı olmadığı sadece insanların ‘ben iyilik yolunda biriyim’i göstermek için kurban kesmeleri söz konusudur. ‘Her şeyi gören Allah’ bir insanın iyi olup olmadığını kurban olmadan da görür.

Demek ki kurban kesince iyilik ve adalet gibi erdemler dışında Allah'tan başka bir şey istenmemelidir. Ancak yaşananlar hiç de böyle değildir. Birçokları, insanlar karşısında üstünlük dilemektedir. Başkalarının haklarını gasp ettikleri halde buna başarı deyip devamını isteyenler vardır. Ellerinde haksız elde edilmiş mal tutanlar ile fazla biriktirenlerin bunu koru Allah’ım demeleri söz konusudur. Tüm bunları korumaları için devlet gücünü kullanarak insanların ölümüne neden olanlar vardır. Yani tanrı Baal yerine çok değişik ‘tanrılara’ insan kurban edip hayvan keserek  yaptıkları kötülüklerin üstünü örtenler vardır.

Bence en doğrusu iyi insanlar olduğumuzu göstereceğimiz başka iyi şeyler yapalım...