Erdoğan-Davutoğlu yönetimi, tüm enerjisini kullanarak Kürt iradesini kırma çabasında. 'Çözüm süreci'nin askıya alındığı yönlü söylemler, Halkların Demokrasi Partisi'ni (HDP) bastırma, itibarsızlaştırma ve kendi antidemokratik uygulamalarına gerekçe yapma kurnazlığı, polisin demokratik gösterilere, askerin ise Rojava sınırında sivillere yönelik katliama varan infazları neredeyse olağanlaşmış bir halde devam ediyor...
DAİŞ'e verdiği destek ve Kobanê direnişini kırma çabalarına karşı gelişen protestolarda (6-7 Ekim) 40'ın üzerinde insanı polis ve devlet beslemesi güçlere katlettiren AKP Hükümeti, adeta HDP'ye yönelik bir linç kampanyası yürütüyor.
KCK siyasi soykırım operasyonları yeniden güncellenirken, yalnızca son bir ay içinde yüzlerce siyasi aktivist tutuklandı. Kürtlere ve HDP'ye yönelik bu intikamcı yönelim, AKP'nin Kürdistan'da günden güne erimesi ve Kürt siyaseti ile HDP'nin etkinliğinin daha da artmış olmasından kaynaklıdır.
Kürt sorununun uluslararasılaşması ve Kürt Hareketi'nin bölge politikalarında etkinliğini artırması karşısında panik hali yaşayan Erdoğan-Davutoğlu yönetimi, hiç bir çözüm politikasına sahip olmadığından, çıkışsızlık ruh haliyle Kürtlere karşı daha da saldırganlaşmaktadır.
Türk devleti ve hükümetinin bu saldırıları karşısında Kürtler ise, mevcut kazanımlarını kalıcılaştırma göreviyle karşı karşıya. Bir yandan Kobanê direnişinin başarısı için içte ve dışta destek kampanyalarının sürdürülmesi önemini korurken, bir yandan da ulusal birlik çabaları, özellikle de Ulusal Konferans için adımların atılması acil ihtiyaç olarak kendisini dayatıyor...