KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, DAİŞ çetelerine sunulan silah ve lojistik destek ile Kobanê şahsında Kürtlerin demokratik iradesi ve demokratik özerkliğinin tasfiye edilerek boğulmak istendiğini belirtti. Ok, Türk devletinin Musul işgali de dahil olmak üzere DAİŞ’le anlaşma içinde olduğunu ve Güney saldırısının da esasta Rojava’yı hedeflediğini kaydetti. Ok, DAİŞ’in Kobane saldırısına stratejik baktığını ama en kötü ihtimalle şehirde gömüleceğini söyledi.

Sabri Ok, ANF’nin sorularını yanıtladı.

Kobanê’ye DAİŞ saldırıları ikinci haftasına girdi. AKP’nin saldırılardaki rolü nedir?

AKP’nin rolü belirgin. Türk devleti Cephet El Nusra’yı ve DAİŞ’i besledi, büyüttü. Dünyanın değişik yerlerinden binlerce kişi Türkiye üzerinden Suriye’ye gönderildi. Bunlar Türkiye tarafından silahlandırıldı, lojistik destek sağlandı. Kobanê’de çatışmalar, direniş ve saldırı iki yıldır zaten devam ediyor.

Sadece Rojava’ya değil, Güney Kürdistan ve Irak’a da saldırıyor…

DAİŞ Musul’da neredeyse bir devletin sahip olacağı düzeyde teknik ve silah ele geçirdi. Bu bir plandı. DAİŞ böyle bir güce ulaşınca, Güney Kürdistan’a da yönelip bir yere kadar ilerledi. DAİŞ, Şengal’e ve Mexmûr’a saldırarak, bu alanlarda hakimiyetini sağlayıp, hem Güney Kürdistan’a baskı yapmak, hem de Rojava’yı kuşatacak bir pozisyona ulaşmayı hedefliyordu. Esas olarak Rojava’ya yönelik bir plan dahilinde saldırıyı gerçekleştirmişlerdir. Çünkü Şengal’in Suriye tarafında YPG’nin varlığı söz konusuydu. Dolayısıyla Şengal katliamının bir amacı da Rojava’yı kuşatmaktı.
Şengal’de katliamlar yaptılar, ama yine halkımızın, YPG ve YPJ güçlerinin ve HPG direnişi karşısında geri adım atmak zorunda kaldılar.

Tekrar Kobanê‘ye yönelmeleri de bu plan kapsamında mı?

Ele geçirdikleri tüm silahları Suriye tarafına taşıdılar. Ancak buradaki tüm saldırıları büyük darbe yiyip boşa çıkınca yönlerini Kobanê’ye çevirdiler. Kobanê şahsında Rojava Devrimi’ni zayıflatmak ve iradesini kırmayı hedeflediler. Bunda YPG ve YPJ’nin ve bir bütün olarak Rojava Devrimi’nin dünyada etkinlik ve itibar kazanması da rol oynadı. Özellikle Türk devleti, Rojava Devrimi’nin meşruiyet kazanması ve bu temelde güçlenmesini kendisi için tehlikeli gördü. Bu nedenle de sıkı ilişki içinde olduğu DAİŞ’le anlaşarak Kobanê’ye saldırttı.

Türkiye’nin çıkarı nedir?

Musul’un ele geçirilişine kadar Türkiye ile DAİŞ siyasi ortaktırlar. Musul’un ele geçirilmesinde Türkiye’nin de rolü vardı. Bu nedenle Türkiye konsolosluk çalışanlarını ve özel kuvvetlerini bilinçli olarak geri çekmedi. Hatta bu durumu DAİŞ’le bir ilişki vesilesi yaptı. Ancak ABD’nin de daha sonraki tutumunda görüldüğü gibi, bazı dengeler ve hesaplar bozulmuştur. Musul’un ele geçirilişine kadar birçok konuda çıkarları çakışanlar Musul’un işgalinden sonra karşı karşıya gelmişlerdir.

Hangi konularda anlaştılar?

Şimdi daha iyi anlaşılıyor ki konsolosluk görevlilerinin bırakılmasında Türkiye ile DAİŞ’in Kobanê hakkında anlaşması önemli etken olmuştur. Bu konsolosluk görevlilerinin DAİŞ’in elinde kalması ne Türkiye’nin ne de DAİŞ’in işine gelmekteydi artık. O güne kadar oynadıkları rehine oyunu artık anlamsız hale gelmiş, iki taraf açısından da zararlı olan bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. DAİŞ Türkiye diplomatlarını bırakırsa, Türkiye açık ya da gizli DAİŞ’e yardımlarını sürdürecek. DAİŞ de buna dayanarak ve güç alarak Türkiye sınırında olan ve kuşatılma konumunda bulunan Kobanê’ye saldıracak. Bu şekilde Rojava Devrimi zayıflatılacaktır. İkisinin de çıkarına olan bir konu üzerinden anlaşma sağlandığı için rehine oyunu büyük bir istekle ve zevkle sona erdirilmiştir.

DAİŞ Türkiye’ye güvenerek mi saldırmaya başladı?

Eğer Türkiye’nin siyasi ve lojistik desteğini tam almasaydı Rojava Devrimi karşısında her yerde darbe yiyen DAİŞ, bütün güçlerini kullandığı böyle bir maceraya girişmezdi. Direnişin 14. günündeyiz. Eşit olmayan koşullarda süren bir çatışmadır. Kobanê halkının, YPG ve YPJ güçlerinin yerinde hangi güç olsaydı değil bir kere 14 kere yenilmişlerdi. DAİŞ’in Irak ve Güney Kürdistan’da nasıl ilerlediğini herkes gördü. Kobanê‘de bütün güçleriyle yükleniyorlar, ilerleyip sonuç alamıyorlar, almaları da normal koşullarda mümkün değildir.

Neden mümkün değildir?

Çünkü Kürdistan devriminin tarzı, zor koşullarda direnip başarmanın tarzıdır. Kürdistan devrimi her yerde böyle bir karakterde olduğu için başarı kazanmıştır. Dolayısıyla bu savaşın sonucunu belirleyecek tekniğin gücü olmayacaktır. Bu savaşın sonucunu belirleyecek olan zor koşullarda direnip başarmanın tarzı olan Kürdistan devriminin direnişçi karakteri olacaktır. Kürdistan devriminin bu tarzı şimdiye kadar hep başarılı olmuştur. Hiçbir saldırı, hiçbir güç bu tarzın karşısında başarılı olamamıştır. Bunun en somut kanıtı Bakurê Kürdistan’da yürütülen özgürlük mücadelesidir.

DAİŞ’in Kobanê‘ye saldırmakla neyi hedefliyor?

DAİŞ çeteleri Kobanê’yi düşürürse kendisine karşı direnen Rojava Devrimi’ne karşı bir başarı kazanacak ve buna dayanarak kendisini daha etkili kılıp Rojava Devrimi’ni tasfiye etmeye yönelecektir. DAİŞ çeteleri tüm güçlerini Kobanê’ye yığarak buradaki saldırıyı bir ölüm kalım noktasında görüyor. DAİŞ çetelerinin Kobanê’de büyük bir darbe yemesi baş aşağı gitmesidir.
Türk devleti ve AKP’nin, DAİŞ çetelerini kışkırtanların hepsinin hesabı Kobanê’yi düşürmeye yöneliktir. Bu açıdan Kobanê direnişi DAİŞ’ten zarar gören ve DAİŞ’in tehdit ettiği bütün halkların direnişidir. DAİŞ çeteleri de bunun farkında. Onun için bütün gücü ile saldırıyor. Hatta ağır darbeler yiyen DAİŞ gücü çekilmek istiyor, ancak yönetim gücü ‘çekilmek ihanettir’ diyerek Kobanê’ye yönelik saldırıyı sürdürüyor.

En kötü ihtimal ne olur?

Gelinen noktada DAİŞ’in sonuç almayacağı çok kesin. En olumsuz ve kötü durumda Kobanê bir Stalingrad olur. DAİŞ çeteleri Kobanê’nin etrafında olmasa bile şehirde boğulur. Bu anlamda Kobanê onlara mezar olur. Ancak on beş günlük direniş DAİŞ’in hedeflediği Kobanê’ye girişe de müsaade etmeyecektir. Her halükarda DAİŞ çeteleri Kürt ve Kobanê halkının karşısında kesinlikle kaybedecek ve yenilecektir. Stratejik saldırısı stratejik kaybetmeyle sonuçlanacaktır.

Kürdistan halkı neler yapabilir?

Koban’ê bundan sonra artık sadece Kobanê değildir, Kobanê Suruç’tur, Amed’tir, Botan’dır, Serhet’tır ve Kobanê tüm Kürdistan olmalıdır. Tüm Kürdistan halkı kaldıkları yerleri Kobanê yapıp serhıldana kalkmalıdır. DAİŞ denilen çetecilerin Kobanê halkı karşısında yenilmesinde herkes rolünü oynamalıdır. Diğer yandan uluslararası alanda duyarlı sivil toplum örgütlerinin, tüm halkların ve inançların bu haklı ve meşru mücadeleye destek ve güç olmalarını bekliyoruz. DAİŞ, halkların dayanışması ve direnişiyle yenilecektir. DAİŞ’in yenilgiye uğratılması başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’nun demokratikleşmesinin önünü sonuna kadar açacaktır.

Türk devleti şimdi de tampon bölge oluşturmak için harekete geçmek istiyor, neyi amaçlıyor?

Türk devleti kirli ve sinsi bir politika izliyor. Aslında DAİŞ’e güç verip saldırtarak Kobanê’nin boşaltılmasını sağlayacak, ondan sonra da tampon bölge oluşturacaktı. Böylece kendi elini güçlendirecek, DAİŞ güçlenecek, bunun üzerinden de Suriye politikası yürütecekti. Suriye politikasında Rojava Devrimi’nin etkisini kırıp kendisi inisiyatif alacaktı. Dünya bunu gördüğü için kabul etmedi. Kobanê direnişi de bu hesapların tutmasını engelledi.
Erdoğan, son konuşmasında ‘koalisyon güçleri neden PKK’ye saldırmıyor’ demiştir. Bir taraftan lafta çözüm sürecinden söz ediliyor, ondan sonra da koalisyon güçlerine PKK’yi bitirme saldırısını niye yapmıyorsunuz diyor.
Hele Rojava’da bir işgal veya tampon girişimi, Rojava Devrimi’ne ve tabii ki tüm Kürtlere karşı bir savaş ilanı anlamına gelir.
Basına yansıdığı kadarıyla ABD, Türkiye’nin tampon öneriler sıcak yaklaşmıyor.

Adına ‘çözüm süreci’ dedikleri süreç nasıl etkileniyor?

Bir taraftan lafla süreçten söz edilecek, diğer taraftan çözüm için bir adım atılmayacak! Bunlar yetmezmiş gibi DAİŞ’in Rojava halkına saldırtılması sağlanacak, Rojava Devrimi’nin yenilmesi için her türlü çaba gösterilecek.Eğer hükümet bu politikalarının kabul göreceğini sanıyorsa en başta da kendini kandırmış olur. Tek taraflı yürüttüğümüz süreci çok yakından etkiliyor ve etkileyecek.

Hala diyalog sürecinden müzakereye geçilememiş olması AKP’nin oyalamakla yetindiğini göstermiyor mu?

Evet, Önderlikle yapılan görüşmeler diyalog sürecini aşıp bir müzakereye dönüşmedi. Bütün bunlar bir oyalama, bir taktik ve sorunun ciddiyetinden uzak bir yaklaşım olduğunu gösteriyor. Önderlik üzerinde de baskılar devam ediyor.

Neden baskı yapıyorlar, ne istiyorlar?

Dayatmalarda bulunuluyor. Önderlik üzerinde de bir psikolojik savaş yürütülmeye çalışılıyor. Türk devleti tek yanlı var olan süreci bile istismar edip kötüye kullanırken, şimdi de PKK güçlerini geri çeksin dayatmasını yapıyor. Bunun kabul edilmeyeceğini bile bile bu tür dayatmalar yapmak da bir psikolojik savaş biçimi oluyor.

Gerçekten süreç bitti mi?

Tespitimiz, gerçekten de sürecin bittiği yönündedir. Tutumumuz da bu yönde olacaktır. Ne blöf yapıyoruz ne de tehdit ediyoruz. Halkımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesini veriyoruz ve bunun gereklerini yerine getiriyoruz. Halkımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesini tehdit yapma olarak görüyorlarsa görmeye devam edebilirler. Bizim açımızdan çatışmasızlığı sürdürmenin anlamı kalmamıştır. Artık taraflar kendi uygun gördükleri yollarında ilerlerler. PKK ciddi bir harekettir.

DAİŞ yanlısı gibiydiler


Erdoğan, ABD’ye gittikten sonra DAİŞ’e ‘terörist’ demeye başladı ama Federe Kürdistan Hükümeti niye demiyordu?

Kobanê halkı ve YPG iki senedir DAİŞ ile savaş içinde. DAİŞ çeteleri Musul ve Güney Kürdistan’a girmeyinceye kadar uluslararası güçler de demiyordu. Federe Kürdistan Başkanı Mesud Barzani de. Hatta yapılan katliamları bile görmezden geldiler. Öyle ki DAİŞ’le YPG’nin Rojava’da yürüttüğü savaşta KDP’ye bağlı yayın organları DAİŞ yanlısı bir psikolojik savaş yürüttüler. Ne zaman DAİŞ Güney Kürdistan’a girdi o zaman KDP ve diğer güçler yeni yeni DAİŞ’ın terörist ve Kürt düşmanı olduğunu söylemeye başladı. Halbuki iki yıldır Rojava’da direnenler de, katledilenler de Kürtlerdi.
Bir yandan Rojava’da halk ölüm kalım savaşımını verirken, diğer yandan da Güney Kürdistan’ın birçok yerinde DAİŞ güçleri ile peşmergelerin mevzileri arasında 30-40 metre mesafe vardır. Ama bir çatışma olmuyor.

Ne yapabilirler
Peşmerge Kobanê’ye gidemiyorsa hemen yanı başında bulunan DAİŞ faşistlerini darbeleyebilir. Ulusal tutumu böyle gösterilmiş olur. Bunu yapmadılar. Rojava’ya rahatlıkla silah ve cephane gönderebilirler ama bunu da yapmadılar.
Her gün uçakların Güney Kürdistan’a getirdiği bu silahlar ne içindir, hangi gün içindir? Bu silahlar ne Güney Kürdistan’da kullanılıyor, ne de Rojava halkına gönderiliyor. Halbuki tam da şimdi bu silahları Rojava devrimcilerine verme zamanıdır. Eğer bu gün verilmeyecekse ne zaman verilecektir?
PYD ve kantonlar açıklama yaptı ‘eğer silahlar verilirse biz onları Kobanê’ye ulaştırmasını biliriz’ dediler. Kobanê’ye gönderemiyorsa Cizîrê’ye gönderebilir. Bir duyarsızlık ve sorumsuzluk vardır. Ulusal bir duygu, tutum ve duruş yoktur.
Eğer ulusal birlik, ortak duruş ve ruh sağlanacaksa bu tür zamanlarda gösterilecek tutumlar çok etkili olacaktır.

Koalisyon Kobanê‘yi görmüyor


Koalisyon güçlerinin hava saldırıları Kobanê‘yi etkilemiyor mu?
Koalisyon güçleri, DAİŞ’in saldırıları karşısında en önde ve fedaice direnen Kobanê halkı olduğu halde Kobanê çevresinde çok açık olan DAİŞ hedeflerini vurmuyor. Uluslararası koalisyon güçleri Kobanê üzerindeki kuşatmayı kırmak için hiçbir çaba göstermiyorlar. Kobanê’nin doğusunda bir iki yeri vurmuşlar, ama etkisiz vuruşlardır. DAİŞ tüm gücünü Kobanê’nin çevresine yığmışken, bu hedeflerin vurulmaması gerçekten de düşündürücü ve kafa karıştırıcıdır. Tüm dünya da neden böyle olduğunu anlayamamakta ve haklı olarak sorgulamaktadırlar.
Siyasi çıkarları mı, Türkiye ile ilişkileri mi, ya da daha derin planlar mı böyle davrandırıyor, bilemiyoruz. Ama ortada büyük bir tutarsızlık, hatta ahlaki ve vicdani olmayan bir tutum söz konusudur.
Hiçbir ekonomik hesap, siyasi çıkar insanların katliamlardan geçirilmesine gösterilecek duyarlılıktan öncelikli olamaz. Bu durumu uluslararası kamuoyunun değerlendirme ve vicdanına bırakıyoruz.

Türk devleti engelliyor olamaz mı?

Koalisyon güçlerinin tereddütlü ve temkinli olmasında da tabi ki Türk devletinin etkisi büyük olabilir. Ancak bu tür ilişkiler ve hesaplar sadece Kürt halkının değil, Türkiye halkının ve tüm bölge halklarının çıkarına değildir. AKP, DAİŞ’e karşı eski tutumundan kısmen vazgeçip uluslararası koalisyon güçlerine girmesi karşılığında koalisyon böyle bir tutum takınıyorsa ve Türk devletinin politikalarını kendi politikalarına böylece yaklaştırmaya çalışıyorlarsa, bu da insanlık açısından kabul edilmeyecek tehlikeli bir politikadır. Bu politikayı ne Avrupa kamuoyu ne de Amerika kamuoyu kabul eder. Daha doğrusu hiçbir ahlaki ve vicdani duruş böyle bir politikayı kabul etmez.

DAİŞ ile uğraştırma kurnazlığı


Yalçın Akdoğan’ın son açıklamalarının sizin için anlamı nedir?
Kanton yönetimi, Türkiye’nin tutumunu netleştirmek istemiştir. Yoksa tüm Rojava Kürtleri de biliyor ki Türkiye silah değil, Rojava devrimcilerine bitini bile vermez. DAİŞ’le ilişkisini kessinler ve gölge etmesinler yeter. Bir de haddini aşarak gidip DAİŞ’e karşı savaşsınlar demiş. Yalçın Akdoğan kurnazlık yapıyor. Zaten AKP Hükümeti, DAİŞ’le Kürt Özgürlük Hareketi’ni uğraştırıp kendi kültürel soykırımcı tasfiye politikasını sürdürmek istiyor. Bunun için de gerillanın tümünü de haydi aslanım DAİŞ’le savaşa git diye çağrı yapıyor. Egelilerin deyimiyle “haydi akıllım” derler.



DELİLA DİLAN / MEHMET NURİ EKİNCİ / ANF/BEHDİNAN