ALİ ÇİÇEK *

“Demokratik özyönetim, devlet iktidarı ile eşit olmaksızın, halkın ya da proletaryanın diktatörlükleri gibi davranmadan doğru çözüme en yakın modeli temsil eder. Demokratik özyönetimin esası ve farkı, halkın adına devlet ve devletin basit bir uzantısı olmamaktır.”

Siyaset bilimci Hannah Arendt, devrimci ruhun temel karakterini belirlemek için ‘Devrim Üzerine’ (On Revolution) isimli çalışmasını geliştirdi. Amerika ve Fransız devrimleri ile farklı devrimleri karşılaştıran Arnedt, ortak eylemin imkanını tespit etmek istedi. Arendt, daha çok söz konusu ‘devrimci ruhun’ kurumlaşmadığı ve devrimle kaybolduğu sorunuyla ilgilendi.

Bir başka kaynağa göre ise Arendt, devrimlerin devlet sistemini yıkmadığını, yerine farklı bir sistem getirildiğini söyledi ve “devlet kavramını sarsmak istedim” der. 18’inci yüzyıl devrimlerinden bu yana, her büyük ayaklanmanın başından itibaren aslında, bütün teorilerden bağımsız, yeni bir devlet sistemi geliştirdiğini belirten Arendt, şöyler der: “Söz konusu yeni devlet sistemi olan meclis sistemi, devrimin birlikte hareket etme ve ortak belirleme deneyimlerinden oluşur. Ve bildiğimiz gibi, her seferinde ve her yerde ulus devletlerin bürokrasi veya parti bürokrasileri tarafından yok ediliyor. (...) Sanırım tarihsel olarak ortaya çıkmış ve her seferinde ortaya çıkacak tek alternatiftir. Kendiliğinden oluşan meclisleşme inşaları her devrimde kanıtlanabilir; örneğin Amerikan, Fransız, Rus, Alman, Avusturya ve Macar devrimleri sırasında. Bu, hiçbir yerde bilinçli bir devrimci gelenek ya da teori temelinde ortaya çıkmadı; tamamen kendiliğinden ortaya çıktı. Sanki daha önce hiç görülmemiş gibi.... Meclis sistemi gerçekten ticaretin doğasında var gibi...”

Aradaki üç fark

Arendt’in bu sözleri bağlamında Kürdistan devrimi, özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasal değişikliği ve Önderi Abdullah Öcalan’ın rolüne değinmek istiyorum.

Kürdistan devrimini her şeyden önce coğrafi konumu nedeniyle sahip olduğu güç ile devrim anlayışı ve toplum paradigması ile büyük insanlık devrimi sırasına koyuyorum. PKK Yürütme Komitesi, daha önce yapmış olduğu bir açıklama ile Ortadoğu devriminin dünya devrimine kapı arayabileceğine dikkat çekmişti. PKK tarafından yürütülen devrim, Arendt’in söz ettiği devrim deneyimlerden farklı olarak önemli şu üç farklılığa sahip:

  • PKK, paradigma değişikliği ile devlet kavramını sarstı ve devrimci ruha hitap eden Demokratik Konfederalizm’i yarattı.
  • Apocu paradigmanın pratiğe geçirildiği Rojava’daki meclisler oluşumu, kendiliğinden oluşmadı; örgüt gücünün bilinçli kararıydı.
  • Kürt Hareketi’nin öngördüğü meclis sistemi Ortadoğu’nun ve evrensel düzeyde bilinçli devrimci gelenekleri gibi demokratik sosyalizm gibi bir teoriye dayanır.

Devlet sistemine alternatif:  Demokratik Konfederalizm

Kürt Özgürlük Hareketi, Abdullah Öcalan tarafından 1990’larda belirlenen paradigma değişikliği ile reel sosyalizm fikirlerinden oluşan sosyalist ulus devlet talebinden vazgeçerek demokratik, ekolojik ve kadın özgürlüğüne dayanan bir paradigmayı seçti. Öcalan, 2005’te PKK’nın “Demokratik Konfederalizm Deklarasyonu” ile yeni stratejik dönemi ilan etti.

PKK, programında belirtildiği gibi “Kürtlerin ve bölgedeki tüm halkların temel örgütlenmelerine dayalı Demokratik Konfederalizm çözüm modelini” izliyor. Arendt’in deyimiyle, Kürt Hareketi’nin yeni paradigması devlet kavramını yıkıyor. Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosunda devleti toplum dışı; toplum ve iktidar arasındaki geçici ateşkes olarak tanımlıyor. Öcalan şöyle devam ediyor: “Demokratik özyönetim, devlet iktidarı ile eşit olmaksızın, halkın ya da proletaryanın diktatörlükleri gibi davranmadan doğru çözüme en yakın modeli temsil eder. Demokratik özyönetimin esası ve farkı, halkın adına devlet ve devletin basit bir uzantısı olmamaktır.”

Temel demokratik örgütlenme şeklinde kongre, üst seviyededir; yerel belediyeler, kooperatifler, sivil toplum örgütleri, insan hakları kurumları ve toplum kuruluşları ise örgütün temelidir. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan ise “Bizim formülümüz şudur: ‘Devlet artı demokrasi’. Yani; devleti küçültmek, demokratik toplumu genişletmek” sözleriyle anlatıyor.

Kuzey Suriye/Rojava’daki aktivistlerinin belirttiği gibi; devlet burada sadece Esad rejimi değil, aynı zamanda devlet zihniyetidir.

Demokratik Modernite Partisi 

“Niccolò Machiavelli, geliştirdiği Prens çözümlemeleriyle Ortaçağ ideal prensini yaratmak istedi. Antonio Gramsci, Machiavelli’nin Prens’inden esinlenip bunu devrimci partiye, devrimci partinin önderliğine, strateji ve taktiklerine uyarlar. Machiavelli’nin Prens’i, başarılı bir prensin ne gibi özelliklere sahip olması gerektiğini tanımlarken, Gramsci de bundan hareketle devrimci parti ve militanın sahip olması gereken özelliklerini sıralar. Gramsci, sosyalist siyasal örgütlenmenin nasıl olması gerektiğine dair önemli çözümlemeler yapıyor. Ben de aslında Gramsci’nin Modern Prens’ini Demokratik Modernite’ye ve Demokratik Modernite’nin hakikat aşığı militanına uyarlamış durumdayım. Aslında Gramsci ile çarpıcı benzerliklerimiz var.” (Abdullah Öcalan, İmralı Notları)

Sistemin üç ana ayağı

Öcalan, Demokratik Uygarlık Manifestosu kitabında PKK’nin paradigma değişimine ilişkin ise “Misyonunu ‘Demokratik Modernite Kılavuzu’ olarak formüle eden PKK, paradigma değişiminden önce klasik Marksist-Leninist öncü örgütün misyonunu temsil ediyordu. Programında ana misyonunu ‘öncülük’ olarak tanımlayan PKK, sistemin üç ana ayağının zihinsel ihtiyaçları olarak görülüyor:

  • Ekonomik toplum
  • Ekolojik toplum
  • Demokratik toplum (kentsel, yerel, bölgesel, ulusal ve ulusötesi demokratik konfederalizm)

Çözüm, toplum gücüdür

PKK, kapitalist şartlar altındaki varlığını, toplumun özerkliğine kadar gerekli görüyor. Partinin ömrünü toplumun kendini güçlendirmesi ile sınırlandırmak, güce büyük inanç ve topluma da potansiyel sağlar. Toplum, sorunları kendi başına çözebilme yeteneğine sahip olduğunu görmekte. Yani; toplum, çözüm gücüdür. Bilinçsizce yönlendirilebilir kitle değildir.

Devrimcilerin görevi, devlet toplumu içerisindeki bu potansiyeli geliştirmektir; çünkü kapitalist-devletçi sistemde toplumun kendi gücünü kullanması engellenir. Bu nedenle Kürt Hareketi’nde devrimcilerin rolü yeni bir toplum yaratmak değil, engellerini ortadan kaldırmaktır. Etnik-politik toplum ile bölgelerin kurtarılması, gerçek devrimdir. Bu devrim, 5 bin yıldan fazla merkezi uygarlığın hegemonyası tarafından bastırıldı ve küçük tutuldu. 400 yıllık kapitalist modernite ise merkezi uygarlığın doruğudur.

Bu perspektiften bakılırsa baskının revizyonunun çok da hızlı gerçekleşmeyeceği açıktır; tıpkı DAİŞ‘in Rojava’dan püskürtülmesi gibi. PKK Merkez Komitesi Üyesi Xebat Andok, daha önce konuya ilişkin, “Devrimcilerin görevi, toplumun ihtiyacı olan; potansiyeli açığa çıkarabilmek için yol ve metotları bulmaktır” diyor. Andok, paradigma değişimi tamamlanmasaydı tıpkı KDP ve YNK gibi olacaklarının altını çizerek, “Ulus devletçilik kapitalizm için mücadeledir” dedi.

Kürdistan devriminin farkı, Kuzey Kürdistan’da da Rojava’da da sadece kendiliğinden oluşan meclisleşmenin söz konusu olmamasıdır. PKK tarafından bilinçli bir şekilde öncülük edilen programlı ve ideolojik olarak merkezi bir nokta olan meclislerin ve yerel öz yönetim yapılarının inşasıdır.

Toplumsal hareketin kurmay örgütü

Öcalan’ın paradigma değişiminde etkili olan solcu kuramcı/siyaset felsefecisi Murray Bookchin, ‘The Third Revolution’ isimli tezinde tıpkı Arendt gibi, Amerikan, Fransız ve Rus devrimleri ele aldı. Bookchin, kitabın girişinde bu özgür toplum inşaası için sürdürülen devrim için mücadele eden devrimcilerin isimleri, eylemleri ve ideallerini yazarak onları Robespierre veya Stalin ile tanımlıyor. Bookchin’e göre ilk etapta demokratik örgütlerini yönlendiren devrimcileri anımsamalıyız. Bu tez ile devrimci sürece bakışı geçmişe çeviriyor.

‘İlk devrim’, geniş halk kitlelerinin ayaklanmasıyla başladı. Bunun üzerine ‘ikinci devrim’ başladı. İkinci devrim, siyasi gücün merkezi devlete yoğunlaşması ve ilk devrimi gerçekleştiren emekçi toplumun karar alma yetkisinden çıkarılmasıyla sonlanıyor. Bunun üzerine kaybettiği siyasi gücünü tekrar elde etmek isteyen toplumun direkt demokratik örgüt devreye giriyor. ‘Üçüncü devrimi’ sürdürmek isteyen bu hareket, Bookchin’in daha yakından ilgilenmek istediği asıl dinamiktir.

Bookchin için Rus devriminde devrimci parti ve toplumun komünist yapıları arasında geçen çatışmaların kanıtı, Kronstadt Ayaklanması’dır. Toplumun komünist yapıları, “Partiye güç yok - tüm güç Sovyetlere” sloganıyla kendi somutlaştırdı.

Partinin gücü varsa emperyalizm şartlarında var olabileceğine inanan Leninist anlayışına karşı çıkan Öcalan, PKK’nin ‘Üçüncü Devrim’in öncülüğünü şöyle tanımlıyor: “Bu unsurlar göz önüne getirildiğinde, parti tanımımız demokratik, özgür ve eşitçi topluma doğru dönüşmeyi esas alan bir programla, bu programdan çıkarı olan tüm toplumsal kesimleri ortak bir stratejiye bağlayan, başta sivil toplum örgütlenmesi olmak üzere ‘çevreci, feminist, kültürel’ geniş bir örgütlenmeye ve eylem biçimlerine dayanan, meşru savunmayı ihmal etmeyen bir taktiği esas alan toplumsal hareketin kurmay örgütüdür.”

Yaşayan/canlı toplum tarihi ve devrimci teori 

Kürdistan’da yerel özyönetim belediyelerinin inşası için devrim kendiliğinden gelişen bir şey olmadığı gibi Kürdistan devrimcileri de bilinçli devrimci bir geleneğe ve teoriye sahip. PKK Akademisi’nin aylık dergisi Komünar’de Apocu tarih anlayışına ilişkin şunlar yazıldı: “Tarih, demokratik uygarlığın karakterini düşündüğümüzden daha fazlasını taşır. Tarih, bu temelde okunduğunda, inanılmaz oranda ideolojik bağlantılar ve sistematik yapılar gibi örgütler bulunur.”

Özellikle Ortadoğu’nun tarihi, yerel, komünal hareketler bakımından zengindir. Kürt hareketinin devrimci miras olarak tanımladığı kişilik ve hareketler; Zerdüştlük, Mitraizm, Maniheizm, Mazdakitlar, Churramitler, Babak Khorramdin, İsmaililer, Hasan-i Sabbah, Qarmatlar, Zanj Hareketi, Hallâc-ı Mansûr, Şihab-i Yahya Suhrawardi, Baba İlyas, Pir Sultan Abdal ve Şeyh Bedrettin’i kim bilebilir?

Kuzey Suriye Federasyonu ise gücünü Mezopotamya’nın zengin kültüründen, doğal toplumun demokratik toplum yapısından aldığını söylüyor. Ve devamında, klan sisteminden bu yana tarih boyunca ve günümüze kadar merkezi devlet toplumsallığı reddettiğini açıklıyor. Kuzey Suriye Federasyonu toplumların devlete karşı mücadelesinin tarihi, yalnızca Ortadoğu’da oluşmadı; aynı zamanda Avrupa’daki Yunan ve İtalyan özerk kent hareketlerinde, İspanya’daki Kastilya kentinin ayaklanması ve mutlaklığa karşı kentsel hareketler, Amerikan ve Fransız devrimlerinde; Paris Komünü’nün deneyimi, Ekim Devrimi’nde meclis rolü ve 1960’lardan ve özellikle 1968’lerden sonra belediyelerin ekolojik ve anarşist görüşleri ile Zapatista hareketinin, topraksızların hareketinde, sosyal forumlarında ve dünyanın her yerindeki benzer yerel ve ülke çapında inisiyatiflerde de toplumların devlete karşı mücadelesinin tarihi bulunur.

Öcalan’ın Bir Halkı Savunmak adlı kitabında söz konusu bilinçli devrimci geleneğe ek olarak, PKK’nin de “klasik, hiyerarşik devlet iktidarının ötesinde” bir teori yaklaşımının olduğu yazılı. Burada toplumsal ilerlemenin motoru sadece sınıf mücadeleleri ile yapılmadığı; aynı zamanda toplumsal değerlerin de büyük direnişi olduğu savunuluyor.

Arendt’in sözlerine dönecek olursak, PKK’nin paradigma değişimin sonucu ‘birlikte hareket etme ve ortak belirleme’dir. PKK’nin sosyalizm ile çatışması, devrimlerdeki devrimci ruhun neden kurumlaşmadığına ilişkin arayışın cevabıdır. Reel sosyalizmin çöküşü, kadın özgürlüğü sorunu ve PKK’yi örnek alan ulusal kurtuluş hareketleri bu yeni uyarlamada özel bir dürtü oldu. PKK 21. yüzyılda yeni sosyalizm anlayışıyla bir cevap oldu: Anti-kapitalist yönetim anlayışı. Bu aynı zamanda “üçüncü” devrimi, yani devletin eğilimlerine karşı meclisleşmeyi sürdüren, devrimci teori üreten yeni tarih anlayışını kapsıyor.

* Civaka Azad çalışanı 

Çeviri: Dilan BİÇER