Gençlik, kendisini tanımlarken yenilik ve dolayısıyla oluşum üzerinden özgün kimlik tanımını yapmaktadır. Gençlik, toplumda geliştirilecek yeni yaşamı da ilk kendisinde başlatarak bir oluşum gerçeğini toplumda var kılar, örgütler ve uygular. Bu olumlu-olumsuz her durum için geçerli bir kaidedir. Günlük yaşamda da bu görülür, tarihte de görülen bir durumdur. Ancak biz, halkın öz yönetiminden bahsederken bu, halk içinde yeniyi dayatan bir gerçekliğin varlığını görerek olayı ele almak, gençliğin toplumsal kimliği gereği bir rol almasından bahsetmek durumundayız. 

Kürdistan somutunda gelişen devrim süreci, toplumsal kurtuluş ihtiyacından ileri gelen bir realiteye sahiptir. Kürdistan’da yıllardır süregelen işgal ve talan düzeninin yarattığı yaşamsızlık ve kölelik hali, yıllara yayılan direnişle önemli oranda geriletilmiş durumdadır. Bu direnişin başında da Kürdistan gençliğini görmek gerek. Bugün de biz gençlik öncülüğünde zaferden bahsediyoruz: Öz yönetim, Kürtlerin zafer yürüyüşünün finalidir. Şimdi bu genel çerçevede gençliğe baktığımızda bu süreç, köle yaşamın kesin bitirilmesi, oluşum sürecinin son halinin toplumsal yaşama geçirilmesini ifade eder. Gençlik toplumda köle yaşamın reddi ve özgür yaşamın oluşturulması üzerine bir sürecin sürükleyeni pozisyonundadır. 


Değişmez kurucu ve savunucu

Gençlik öncülüğünde başlayan öz yönetimleri nasıl tanımlamalıyız? Sadece barikat arkasından birkaç hak talebi olarak mı, yoksa bunu çok çok aşan bir yaşam değişimi mi? Esas belirleyici olan da Kürdistan gençliği için bu olmaktadır. Öz yönetim sivil savunma içerikli başlayan bir süreç olsa da başladığı andan itibaren aslında yeni bir yaşamın vurgusu -ki bunun adı inşa olmaktadır- öne çıkmıştır. Bu, gençliğin öncülük yapması anlamında oldukça önemli olmaktadır. Gençlik yeni yaşamın kesin ve değişmez kurucusu ve savunucusudur. Bu gerçeklik sadece Kürdistan gençliği için geçerli olan bir durum değildir; gençliğin sosyolojik gerçeğinden illeri gelen, genel bir gerçekliktir. Fakat biz Kürdistan gençliğinden bahsediyoruz. 

Kürdistan gençliğinin inşa ve savunma gerçeğindeki durumu aslında birçok kesimi şaşırtmıştır. Şaşırtmasının temel sebebi, hiç kuşku yok ki böylesi bir devrimci gücü ve niteliği içinde taşımasıdır. Devrim sürecindeki gençliğin hamlesel çıkışı ve güçlü direnişi her açıdan sergileme kabiliyeti oldukça önemlidir. Çünkü bu duruşun etkisi kısa sürede halk içinde ciddi yansıma buldu ve yüzlerce, binlerce insan katliam gerçeğine rağmen ülkesini ve gençlerini yalnız bırakmadı, bedeli ne olursa olsun direndi. Bizce gençlik ve öncülük, ancak bu hakikat üzerinden tanımlanabilir: Yeni yaşam inşasına paralel halkla birlikte yaşamı kurma ve bu yaşamın yeşereceği toprakları savunma. Kürdistan’daki öz yönetim direnişi ve gençliğin öncülüğü ancak bu şekilde doğru bir ifadeye kavuşturulabilir. Yoksa gençlik, olmayan sebeplerden halkın önüne geçip direnmedi. Görülmesi gereken temel hal, yeni yaşamın oluşumunda gençliğin devrim ve değişim-oluşum hakikati gereğiyle devrimci özünü görünür kılmasıdır. Sömürge ve işgal altındaki mazlum bir halkın gençliğinden özgür yaşam, yeni yaşamın kurulmasında en önde olma dışına bir şey beklenemez. 

Kürdistan yurtsever devrimci gençliğinin sürece öncülük edebildiği tartışmasız bir doğrudur, ama bu doğrunun sosyolojik karşılığı halkın özgürlük direnişinden kaynağını almaktadır. Toplum içindeki sömürü düzenine karşı öfke, toplumun sinir uçları olan gençlik somutunda direnişe dönüşerek devrim süreci dediğimiz durumda ortaya çıkmış oldu. Kürdistan gençliği, toplumsal talebi dayatmayı pratikleştirme rolünü oynamıştır, oynamaya da devam edecektir. 


Özgürlük isteminin zirveleşmesi

Gençliğin devrim dayatması aslında halk içinde biriken özgürlük isteminin somutlaşmış ve zirveleşen halidir. Gençlik bu zirvede özgür yaşamın kurulmasında ilk adımı atmıştır. TC sömürgeci gücünün Rojava’da özgürleşen halkımızın devrim kazanımlarını hazmedemeyip halkımıza karşı başlattığı topyekûn savaşta gençlik, direnişle halkımızı koruma görev ve sorumluluğunu üstlenmiştir. Çünkü Kürt’e dair her şeyin yok edilmesi üzerine kurulan devlet politikasına karşı gençlik, toplumsal öz savunma rolünün kendisine düştüğü bilinciyle hareket etmiştir. Zaten doğru bakıldığında şu husus net olarak görünecektir ki, toplumumuzu şehir içinde savunabilecek bir güç daha önce yoktu. 


YPS’nin oluşturulma zorunluluğu

Yekîneyên Parastina Sivîlan’ın (YPS) kuruluşuna kadar bir savunma boşluğu vardı. Bu nedenle var olan boşluğu YDG-H doldurdu. Ancak TC’nin işgalci gücü olan ordunun devreye girmesiyle birlikte YDG-H’ye katılımlar arttı ve niteliklileşti. YDG-H, öz savunma gücü olarak profesyonelleşmeye başladı ve artık belki de ordulaşması gerekti. Çünkü gençlik hareketini de aşan bir durum ortaya çıktı. YPS bu nedenle oluşturuldu. Belki şu an bu boşluk dolduruldu fakat öncesinde deyim yerindeyse halkımız ovada savunmasızdı. İşte bu ihtiyacı göz önünde bulundurarak ele alırsak gençlik, toplumsal sorun olan savunmaya, toplumu iç ve dış tehditlerden korumaya çalışmıştır. Eğer öncülükten bahsedeceksek şüphesiz buradan ele almak durumundayız. Zira topluma dayatılan köleliğe karşı 80 yaşındaki bir annemizin silah alıp sokağını koruması beklenemez. Bu görev toplumun gencine düşmektedir. Yani genç kadın ve genç erkekler öncülüğünde toplumsal savunma gerekliliği açığa çıkmıştır. Gençlik de kendi sorumluluğunu yerine getirmeye çalışmıştır. Kürdistan’daki işgal gücü kaldığı sürece elbette gençliğin bu rolü olacaktır ve rolünü oynarken de toplumuna öncülük yapmaya devam edecektir.


Direnmenin belirginliği

Gençlik toplumun önemli belli bir kesimini teşkil eder. Ve bu kesim geleceği oluşturma adına yaşamı örer. Bu süreçte gelecek için özgür ülke ve özgür yaşam gençliğin kafasında ne kadar somutlaşırsa, gençlik o kadar güçlü katılacaktır. Güncel yaşamda somutlaşan temel durumlardan en önemlisi toplumda gelişen sömürgeciliğin yalın tanınmasıdır. Bu tanınma belirgindir fakat buna karşılık geliştirilecek direniş argümanı, yol ve yöntemi şimdiye dek öyle çok belirgin değildi. Çünkü gençlik kendi rolünü bir türlü oynayamıyordu. Gençliğin enerjisi devrime hizmet etse de belirleyici olamadı. Burada Kürdistan yurtsever gençliğinin bir özeleştiri durumu olmakla birlikte sürecin sürekli muğlak kalmasıyla da doğrudan bağlantılıdır. 

Devletten kopuşun muğlaklaştığı bir ortamda Kürdistan devrimci gençliği netleşti ve netleştirdi. Şimdi geçtiğimiz süreci böyle tanımlayabiliriz. Bundan sonraki sürecin de hiç kuşkusuz böylesi bir zemin üzerinden gelişeceği aşikârdır. Kürdistan devrimi gençlik öncülüğünde başladı ve elbette evrimi başarıyla sonuçlandırmasında üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecektir. Bunun için yapılması gereken en temel yaklaşım Kürdistan gençliğinin devletin yıkılacağı, yerle bir olacağı inancını kendisinde oluşturmasıdır. Eğer bu oluşursa şüphesiz devlete yaklaşımın da değişeceği rahatlıkla söylenebilir. Çünkü ulus devlet yapılanmasının toplum için en büyük handikapı, toplumda, dolayısıyla insan beyninde yarattığı kesintisiz denetimdir. Yani bireyler devletin sürekli kontrolü altında kaldıklarından dolayı kendileri de buna inanıyorlar ve bu kanıksanma sonucu da devlet dışılık çok inandırıcı olamıyor. Ancak Kürdistan’da tam da devletin bütün gücüyle yüklendiği alanlarda toplum, devletin denetimi ve kontrolü dışındadır. Kürdistan’da bu durumun gelişmesi kuşkusuz çok önemlidir. İşte bu gerçeklik Kürdistan gençliğinde gün geçtikçe somutlaşacaktır ve bu da kurtuluşun en önemli kazanımıdır. Gençlik bunu gördükçe halka gösterecek ve halk gördükçe ikna olup bu sürece tüm Kürdistanlılar katılacaktır. 


Yurt savunmasının kutsallığı

Şüphesiz önemini koruyan diğer bir durum da yurt savunmasının öneminin bilinmesi ve buna göre hareket edilmesidir. Kürtlerde yurtseverlik “welatparêzî”dir, yani ülkeyi sevmek ile savunmak aynı anlamdadır. Aslında bu ifadelendirme müthiş bir şeydir. Çünkü bu ifadelendirme yahut tanımlama, aslında toplumsal belleğin dile gelmesi gerçeğini ifade eder. Kürtler için ülke, bu denli kutsaldır. 


Kesinlikle askere gitmeyin!

Kürdistan yurtsever gençliği tarihi hakikatinden beslenmeli ve buna göre kendisine düşen sorumluluğu yetkince yerine getirmelidir. Şimdi Kürt gençleri faşist sömürgeci devletin askerliğine alınıp Kürtlere karşı savaştırılıyor. Bu bir halka ve bu halkın gençliğine yapılmış ve yapılacak en büyük ahlaksızlık ve onursuzluktur. Tıpkı bir çocuğun annesini pazarda satması gibi alçakçadır, ahlaksızcadır. Kesin ve kesin gençlerin hiçbir şekilde askere gitmemesi gerekir. Askere giden gençler gelip şehir içinde ailelerini, komşularını mı vuracaklar? Devlet bunu yaptırmak isteyecektir fakat gençlerin bu dayatmayı kabul etmemeleri gerekir. Yurtlarına, namuslarına sahip çıkmalılar. Gelsinler YPS’nin içinde yer alsınlar, YPS kendilerini korur, onlar da kendi onurlarını korur!


Gençliğin katılımı artacak

Yine buna bağlı olarak Kürdistan toplumunda şöylesi bir karakter vardır: Toplum üzerinde baskılar arttıkça halktaki kenetlenme daha çok gelişmektedir. Özellikle Kürdistan gençliğinde bu, daha bariz görülen sosyolojik bir reflekstir.  Buna dair birçok örnek sıralamak mümkündür. 90’lı yılarda, Kürdistan’daki savaşın en çok tırmandığı bir süreç, devrim saflarına katılımların da en çok arttığı süreç olmuştur. Yine aynı şekilde Rojava Devrimi sürecinde, savaşın en yoğun olduğu, DAİŞ şahsında halkımız üzerinde ciddi bir yok etme tehlikesinin olduğu bir süreçte, Kürdistan gençliği coşkun bir sel gibi devrim saflarına akmış ve devrimi koruma adına önemli bir pratiğin sahibi olmuştur. Dolayısıyla da Kürdistan gençliğinin yeniden bu ruhla devrim sürecine katılması gerekmektedir ve katılacaktır da. Çünkü gençliğin hem bu direnişçi karakterini görmesi ve hem de kendisine düşen tarihsel rolüne sahip çıkması, dönemin en önemli görevi olmaktadır. Devrim somutlaştıkça, yöntem netleştikçe Kürdistan gençliğinin katılımı da artacaktır. Çünkü Kürdistan gençliğinin özgürlük istenci ve bunun için mücadele bilinci yüksektir. Yapması gereken en temel yaklaşım, devlet sistemine mecbur olmadığımızın yüksek düzeyde idrakiyle devrim cephesinde yerini almasıdır. 


Yönümüz kutsal topraklara

Şüphesiz içinden geçmekte olduğumuz süreç ve gereklilikleri kendi başına en büyük çağrı anlamını taşımaktadır. Gerek Kürdistan’daki mevcut durumda Türkiye’de yaşayan halkımız, devlet gücünün ağır baskısı ve asimilasyon kıskacı altında varlık mücadelesi vermektedir. Kürdistan topraklarında yaşayan halkımız fiziki yok oluşla tehdit edilirken Türkiye’de yaşayan halkımız da devletin asimilasyon ve eritme politikaları sonucu ciddi bir tehdit altındadır. Bu iki yaklaşım da devletin resmi yaklaşımıdır. Elbette bu uygulamalara karşı gençliğe çağrımız özünü, benliğini koruma ve bunların toplamı olan ulusal varlığına, kimliğine sahip çıkmadır.

Bunun yollarından en önemlisi, gençlerin ülkelerine dönüp özgürlük mücadelesi saflarında yer almasıdır. Tüm genç yoldaşlarımız ve bize sempati duyan gençler bilmelidir ki, namuslu yaşam ancak ve ancak özgür ülkede mümkündür. Elin kapısından kimseye bir hayır gelmemiştir ve gelmeyecektir de. Onun için yönümüz kutsal topraklara dönük olsun. Özellikle de Kürdistan’da bu kadar yoğun bir soykırım yönelimi varken eğer şimdi ülkemize gelip sahip çıkmayacaksak ne zaman sahip çıkacağız? Dolayısıyla metropol ve ülkeden uzakta yaşayan tüm gençler, öncelikle bu görevlerini yapmalıdır. Biraz da etraflarına baksınlar: Kuzey Kürdistan’daki işgalci güç Orta Asya’nın bozkırlarından çıkmış gelmiş, ülkemizi işgal etmiş, ülkemizi kendi anavatanı bellemiş ve bizi kendi ülkemizde yok sayıyor; biz de ülkeyi onlara terk edip, bırakıp gidiyoruz. Bu kabul edilemez bir şeydir. 


Net olarak kısasa kısas olmalı

Diğer bir boyutu da şu: Türk sömürgeciliği Kürdistan’da her gün yaşlı-genç demeden Kürtleri öldürüyor. Ölenler silahlı da olsa, silahsız da olsa sonuçta Kürdistan’da yaşayan Kürt’tür, herhangi bir suç işleyen kimse değil. Ama Türk sömürgeciliği Kürtleri ayrıştırıp bazılarına “terörist”, bazılarına “sivil” diyor. Kürtler kendi varlıklarını ve ülkelerini koruyorlar; bu suç olmadığı gibi insan olmanın asgari gerekliliğidir. Hangi insan kendisini koruduğu için suçlanabilir? Hatta en bayağı ve tüm ulus devletlerin taptığı burjuva hukuk normlarında bile meşru müdafaa diye bir kaide var. Ancak mesele Kürtler olunca tüm bunlar rahatlıkla ezilip geçiliyor. Demek ki Kürtlerin yaşadıkları kimse tarafından çok da hissedilmiyor. O zaman bu hissiyatı geliştirmek gerekir. Bu nasıl olmalı? Bunun cevabı da aslında sürecin direniş ruhunda vardır. Net olarak: Kısasa kısas olmalı! 

Kürt’ün evi, yurdu, kendisini savunduğu için yıkılıyorsa, Kürt halkı ve gençliği de buna göre bir eylem çizgisi geliştirmeli. Devlet tarafında duranlara da bu eylem çizgisiyle yaklaşmalı.

Her Kürdistan genci, bulunduğu alandan sürece bu şekilde katılmalıdır. Mesela son zamanlarda başta İstanbul olmak üzere metropollerde gelişen eylemler olumludur; fakat daha yaygın ve kapsamlı gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Çünkü bu savaş, bir iç savaştır ve iç savaşta tarafsızlık diye bir şey yoktur. Herkes bir taraftadır.


Talep etmeyin gereğini yapın

Hiç kuşkusuz devrimden ve bir halkın kurtuluşundan bahsettiğimiz için metropolde eylem hattı oldukça önemlidir. Metropolde esas olarak yapılacak eylem ve etkinlik kesinlikle talep içerikli bir üslup ve yaklaşımdan kaçınmalıdır. Zira devletten talep, son süreçle kapanmıştır. Gerçekten eğer yurtsever Kürdistan gençliği halkımızın yanında yer alması gerektiğine ikna olmuş ise o zaman gereklerini yerine getirmeye yoğunlaşmalı. Örneğin devletin imalat merkezi olan okullar bloke olmalı, gençler okulları, lise ve üniversiteleri bırakıp özgür alanlara gelmelidir. Özellikle gruplar halinde kendini örgütlemeli ve geç kalmadan üzerine düşen görevi yerine getirmeli, özgürlük saflarına katılmalıdır. 

Sonuç olarak tüm halkımız ve başta fedakar yurtsever gençlik bilmelidir: Bugün Kuzey’de başlayan süreçle birlikte Türkiye’yi de kapsayan bir iç savaş var ve bu Rojava gibi bir devrimi beraberinde getirebilir. Bunun kaderi, gençliğin elindedir. Gençlik nasıl ki Rojava’da seferberlik ruhuyla sürece katıldı ve savaşın kaderini değiştirdi, şimdi de aynı rolü oynayabilir. Kobanê zaferi önemli ölçüde Kürdistan gençliğinin başarısıdır ve aynı duyarlı yaklaşım geliştiği takdirde biz bu iç savaşı da büyük kazanacağız. Şüphesiz kazanacağız fakat büyük kazanmak için büyük direnmeli, büyük savaşmalıyız. Tıpkı büyük yurtsever aydın Yılmaz Güney’in dediği gibi: “Köle gibi yaşamaktansa bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir!” 


ERİŞ ÇIRAV / YGD-H üyesi