Bir banka görevlisine tokat attıktan sonra ‘Burası Kürdistan’ diyerek bağıran psikolojik rahatsızlıkları olduğu belirtilen 29 yaşındaki Hakan Aydemir, polislerce gözaltına alındı. Aydemir, götürüldüğü Emniyet’te sabaha kadar işkenceden geçirildi. Vücudu, yüzü, hatta bacaklarına kadar darp izi bulunan Aydemir, her gelen polisin kendisine; ”Burası Neresi” diye sorduğunu, kendinin de her seferinde ”Burası Kürdistan” diye cevap verdiği için ağır işkence gördüğünü söyledi. Aydemir’in ailesi de Erciş Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Bankaya kartını almak için gittiğini ifade eden Aydemir, ”Kartımın şifresini sordum bankacı bana, şifrenin telefonuma mesaj olarak geleceğini söyledi. Ben de telefonumun olmadığını söyledim. Ancak yapabileceği bir şeyinin olmadığını söyledi. Bankadan ayrıldım ancak bir türlü şifre işlemlerimi halledemedim. Sinirlenip tekrar bankaya dönüp, banka çalışanına durumu anlattım. Bir şey yapamayacağını söyleyince ben de dengemi kaybedip ona tokat attım. Sonra da ‘Burası Kürdistan’ diye bağırdım. Ardından bankanın güvenlikçileri beni alıp bankanın ikinci katına götürdü ve bir süre sonra polisler geldi” dedi.
Türk milli marşı dayatıldı
Bankada bir süre bekletildikten sonra polislerin kendisini almaya geldiğini söyleyen Aydemir, sonrasında yaşananları şöyle aktardı: ”Polisler bana ayağa kalkmamı istediler ama ben kalkmadım. Beni zorlayınca ayağa kalkarak polise kafa attım. Sonra beni yere yatırdılar, boğazladılar ve beni adeta öldürmeye çalıştılar. Beni Emniyet’e götürdüklerinde ben yine; ‘Burası Kürdistan’ diye bağırdım. Emniyet’te her gelen kişi bana; ‘Burası neresi’ sorusunu soruyordu. Ben de her seferinde; ‘Burası Kürdistan’ diyerek bağırdım. Bunun üzerine beni tekrar dövdüler. Saatlerce her gelen kişi aynı soruyu sordu ben aynı cevabı verdim. Bu dayak olayı sabaha kadar böyle devam etti. Bana gözaltında ‘İstiklal Marşı’nı okutmaya çalıştılar ama okumadım. Okumadığım için beni yine dövdüler.”
İzlerin kaybolmasını beklediler
Baba Mehmet Nuri Aydemir ise yaşananları şöyle anlattı: ”Oğlum annesini depremde kaybetti ve o dönem oğlum 8 aylık askerdi. Psikolojisi bozuk, ilaç kullanıyor ve aylarca hastanede kaldığına dair raporu var. Bankada da emniyette de oğlumu çok kötü dövmüşler. Emniyete gelen giden herkes oğluma işkence yapmış. Üç gün oğlumu bırakmadılar ki darp izleri kaybolsun diye. Ben emniyete oğlumu görmeye gittim. Düşünün ki gördüğü işkenceden dolayı oğlumu tanıyamadım. Bunu yapanlardan şikayetçiyim.”
Darp raporu aldı
İşkence gören ve çıkarıldığı savcılıkta serbest bırakılan Hakan Aydemir, yine savcılığın kararıyla Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne gönderilerek gözlem altında tutulmaya başlandı. Bu arada baba Nuri Aydemir, oğlunun gözaltında yaşadığı işkence raporunu almak için Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdü. Burada yapılan kontrollerde Aydemir’in yüzünün tamamı, sırt bölgesinin tamamı, vücudunun iki yanı ve iki bacaklarında ağır darp izleri tespit edildi.
Suç duyurusunda bulundu
Konuya ilişkin suç duyurusunda bulunan baba Aydemir Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na verdiği dilekçede; ”Oğlum Hakan Aydemir 18 Aralık tarihinde gözaltına alınmıştır. Gözaltına alındıktan hemen sonra ben oğlumun hasta olduğunu, raporu bulunduğunu ve kendisine kötü muamele yapılmaması için Emniyet’teki görevlilere bilgi verdim. Gözaltındayken oğlum çok kötü bir şekilde işkenceye uğramıştır. Gözaltına alındığı sırada alınan doktor raporu ile gözaltı bittikten sonra alınan doktor raporlarından oğlumun işkence gördüğü sabittir. Oğlum Hakan Aydemir psikolojik tedavi görmektedir. Şu anda da Erciş Sulh Hakimliği tarafından gözlem altına alınma kararı verilip hastaneye yatırılmıştır. Oğlum Hakan Aydemir’i Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüp darp raporu aldım. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın darp raporu istemesini talep ediyoruz. Oğluma bu işkenceyi yapan kişi ve kişilerden babası olarak davacı ve şikayetçiyim” ifadelerine yer verdi.
VAN
Irkçı nefretin sonucu
Sakarya’da Kürt olduğu için oğluyla birlikte saldırıya uğrayan Kadir Sakçı’nın katledilmesinin, iktidarın siyaset dilinin sonucu olduğunu ifade eden insan hakları savunucuları, “İktidar, nefret söylemlerinden derhal vazgeçmeli” dedi.
Sakarya’nın Hendek ilçesine bağlı Yeni Mahalle’de Kürtçe konuştukları için oğlu Burhan Sakçı (16) ile beraber silahlı saldırıya uğrayan ve yaşamını yitiren Kadir Sakçı (43) cinayetine tepki gösteren Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Biçer ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, bu tür saldırıların ırkçı ve nefret politikalarının ürünü olduğunu ifade etti.
Devletten destek alıyorlar
İktidarın ayrımcı, düşmanlaştırıcı ve nefret oluşturan söylemlerinin yoğunlaştığı dönemlerde bu tür saldırıların arttığını ifade eden Yoleri, iktidar tarafından söylenen bir sözün bazı kesimler tarafından mesaj olarak algılandığını söyledi. Bu kesimlerin bazen bireysel, bazen de örgütlü bir şekilde linç saldırısı gerçekleştirdiklerinin altını çizen Yoleri, “Özellikle yazarlara, çizerlere ya da toplumun önde gelen muhaliflere yönelik bu tür saldırılar yapılıyor. Yine bazen bir halk bazen ise bir kişi hedef gösteriliyor. Bundan sonra da bir takım devlet güçlerinden destek alarak örgütlenen ve bu tür nefret cinayetlerini ya da bu tür nefret saldırılarını organize eden bir takım yapıların devreye girdiğini görüyoruz. O yüzden de tehlikeli bir süreç” dedi.
‘Karşı çıkıyoruz’ demek yetmiyor
Yaşanan bu tür saldırılara ilişkin sadece “karşı çıkıyoruz” demenin yeterli olmadığını dile getiren Yoleri, şöyle devam etti: “Sadece toplumsal tepkiyle de önlenebilecek bir süreç olduğunu düşünmüyorum. Toplumsal tepkinin çok önemli olduğunu biliyoruz. Yalnız bu tepki esas olarak devleti ve iktidarı bu tür söylemlerden, yaklaşımlardan ve organizasyonları beslemekten vazgeçirmek açısından çok önemlidir. Yine burada önemli bir sorumluluğun da devlete ve iktidar sahiplerine düştüğünü söylemek gerekiyor. Çünkü bu organizasyonlar mutlaka devletten, iktidardan güç alıyorlar. Bu yüzden de devletin buradaki sorumluluğunu mutlaka yerine getirmesi gerekir. İşte devletin bu sorumluluğunu yerine getirmesi için toplumsal sorumluluğu yükseltmek önemlidir.”
Nefret dili ve ırkçılık arttı
İnsanlığın en temel değerlerinin “yaşama sahip çıkmak” ve “yaşamdan yana tutum almak” olduğuna dikkat çeken TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Biçer de, son zamanlarda nefret dilinin, ırkçılığın ve milliyetçiliğin arttığını hatırlattı. Bu politikaların da saldırıları kendisi ile birlikte getirdiğini dile getiren Biçer, “Bunun düşmanlaştırılan insanların yaşam hakkını ortadan kaldırdığını görüyoruz” dedi. Biçer, şunları dile getirdi: “Ne yazık ki barış ortamını bozulması her alanda ırkçılığı, nefreti körüklüyor. Biz barış için akademisyen olarak da özellikle bu noktanın altını çizmiş ve barışın her zaman savunulması gereken değer olduğunu söylemiştik. Ama ne yazık ki bugün Kürt olduğu için insanların saldırılara, şiddete, katliamlara maruz kalıyor. Ne yazık ki bu topraklar ötekileştirdiği Kürtlere, Ermenilere, Rumlara yönelik katliamlara sessiz kaldı. Bir daha bu acıları yaşamamak, kendi tarihimizle yüzleşmek için milliyetçilik, ırkçılık nefret söylemlerini öteleyip yeniden barışın türkülerini söylemeye başlamalıyız.”
İSTANBUL