- 14 Temmuz direnişçisi Ali Çiçek’i anlatan ablası Ayşe Çiçek, “Öcalan Kürdistan’ın temeli, onlar ise Kürdistan’ın direği oldu” dedi.
Büyük Ölüm Orucu Direniş şehitlerinin en genci Ali Çiçek’in ablası Ayşe Çiçek, MA'dan Ceylan Şahinli'ye konuştu. Kardeşinin Hilvan’ın Kuskunlu Mahallesi'ne bağlı küçük bir mezrada dünyaya geldiğini ve ailenin en küçük çocuğu olduğunu aktaran abla Çiçek, “Çok zengin bir aile değildik, kendimizce idare ediyorduk. Babam çiftçiydi ve görme engelliydi. Ben 10, Ali de henüz 2 yaşındayken Hilvan’a taşındık” dedi. Çiçek, “ele avuca sığmaz” olarak nitelendirdiği kardeşini şöyle anlattı: “Daha küçükken bile kuvvetliydi. Sinirli, güçlü ve her zaman cesaretliydi. Çocukluğunda bile asla haksızlığı kabul etmezdi. İlkokulu Hilvan’da, ortaokulu Ceyhan’da, liseyi ise Urfa’da okudu. Ben, o ilkokuldayken evlendim. Liseye ilk başladığı zamanlarda faşistler ile kavga etti. Yapılanlara tahammül etmemiş, onlara karşılık vermiş. O zaman ilk defa tutuklandı. Yaklaşık iki ay Adana’da tutuklu kaldı. O süreçte ilk defa Kemal Pir ile tanışıyor. Döndükten sonra artık mücadele aklına girmişti. Hareketin içerisinde yer aldı. O zaman hiçbir şey ona engel olamıyordu. Harekete girdikten sonra değişime de uğradı. Partiye çok bağlıydı.”
Devrime inancı büyüktü
Kardeşinin “İran İslam Devrimi”nden etkilendiğini ve “Biz de başarabiliriz” fikriyatıyla yaşamını devrime adadığını söyleyen Çiçek, “Devrime karşı büyük bir inancı vardı. ‘Onlar yaptı, biz nasıl yapamayız?’ diyordu. Onunla o zaman da gurur duyuyorduk ama bu kadar büyük düşündüğünü bilmiyorduk” dedi. Kardeşinin özgürlük mücadelesi vermeye başladığı dönemde neredeyse tüm bölgeyi gezdiğini ve kendisiyle sadece birkaç kere görüşebildiklerini aktaran Çiçek, kardeşiyle yaptığı bir görüşmede aralarında geçen diyalogu şöyle apaylaştı: “Kahvaltı yaptığımız sırada sofrada peynir vardı.O, peynire hiç dokunmadı. Sebebini sorduğumda, ‘Arkadaşlarımın ağzına peynir girmiyor, aç susuzlar, ben bunu yiyemem’ dedi. Sadece çay içip ekmek yedi o gün."
Urfa'da üç ay işkence
Kardeşinin daha sonra bir gardiyanın ihbarı sonucu yakalandığını ifade eden Çiçek, kardeşinin Urfa’da cezaevinde üç ay işkence gördüğünü söyledi. Çiçek, kardeşinin iki yıl boyunca Diyarbakır Cezaevi'nde kaldığını ve burada da ağır işkencelere maruz kaldığını dile getirdi. Çiçek, cezaevindeyken yaptıkları görüşmeye işaret ederek, “Sadece ‘Nasılsın?’, ‘İyi misin?’ ve araya giren köpek sesleri… Konuşma hep böyle devam ediyordu. Durup birbirimize bakıyorduk. Kürtçe konuşulmasına müsaade de yok. Her birimizin arkasında bir jandarma duruyordu. Annem Türkçe biliyordu ama babam bilmiyordu. Zaten babam görme engeli sebebiyle Ali’nin görüşlerine hiç gidemedi. Bir kere gittik tam üç gün beklettiler. İşkence gördüğü için ayakları üzerinde bile duramıyordu” diye konuştu.
Cenazesi sonra getirildi
Kardeşinin ölüm haberini 17 Eylül 1982’de evlerine gelen askerlerden öğrendiklerini belirten Çiçek, “Denizler (Gezmiş) öldüğünde eşimin annesi ile çok ağlamıştık. Aynısını 10 yıl sonra biz yaşadık. Hem kardeşim hem arkadaşım hem de bir çocuğumu yitirmiştim. O benim her şeyimdi” dedi. Çiçek, kardeşinin cansız bedenini aldıktan sonra Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde gömdüklerini, ancak burada mezarına dönük faşist saldırılar yaşandığını söyledi. Çiçek, bunun üzerine kardeşinin vasiyeti doğrultusunda cenazeyi Amed'de defnettiklerini dile getirdi.
Çiçek, şunları ekledi: “Onlar, mücadeleleriyle Kürdistan’ın direği oldular. Öcalan Kürdistan’ın temeli, onlar da direği oldu. Mücadelenin öncülüğünü yaptı ve Kürdistan mücadelesinin önünü açtılar. Dördü kendisini yaktı, dördü ise ölüm orucuna girdi. Onlar sayesinde cezaevlerinde bile bir değişim oldu.”