Bir önceki yazımda Türk siyasi hayatında yer olan yönetim kademesindeki insanların Nasyonal Narsist yapıları hakında yazacağıma dair söz vermiştim. Ancak hepinizin bildiği gibi Kürtler tarihlerinde bir ilk yaşadılar. Bunu yazmadan geçmek her şeyeden önce kendime, düşünceme, inandığım davama ihanettir. Nasyonal Narsizm yazımı bekleyen okurlardan özür dileyerek, bir gün mutlaka yazacağım sözünü vererek, Kürtlerin kolektif rüyasının gerçekleşmesini yazmak istiyorum.
29 Ekim 2014 Kürdistan tarihinde bir milattır.
29 Ekim aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu 91'inci yıldönümüydü. Kürdistan tarihindeki miladi önemde bir durumun bugün de gerçekleşmiş olması bir tesdüf müdür? Bilmiyoruz. Ben tesadüflere inanmam. Ancak şimdilik göründüğü kadarı ile bir tesadüf deyip tarih ile ilgili duruma bir nokta koyalım.
29 Ekim'de, Güney Kürdistan'ın Duhok kentinde ENSK ve TEV-DEM yetkilileri arasında yapılan anlaşmalar gereği, 150 civarında Peşmerge silahları ile birlikte Kobanê'de direnenlere ve savaşlara yardım için Kuzey Kürdistan topraklarından geçiş yaptılar. Kuzey Kürdistan halkı Peşmergeleri büyük bir sevinçle karşılayıp, Kobanê'ye yolculadı.
Halkın coşkusu sınır tanımıyordu. Bazıları için bu bir abartı sayılabilir, Habur coşkusu ile özdeşleştirilip, faturası Kürtlere çıkartılabilir, ancak bu bir durum tespitidir. İster Kürtlere dost olun, ister düşman olun, isterse dost maskeliler olsun, Kürt halkı Peşmerge ve YPJ/YPG savaşçılarının dayanışmasından müthiş bir mutluluk duymuştur ve bu duygusunu da kitlesel sevinç gösterilerinde dile getirmiştir.
Bu sevinç ve mutluluk sadece Duhok'ta yapılan anlaşma değildi.
Bu sevinç ve mutluluk, sadece 150 Peşmergenin Kobanê'ye gitmesi değildi.
Bu sevinç ve mutluluk sadece Peşmergenin götürdüğü silahlar değildi.
Bu sevinç ve mutluluk 'Bijî Yekitiyan Kurdan' sloganında ifadesini bulan bir mutluluktur.
Bu sevinç, Güney Kürdistan'ın silahlı gücünü Kuzey Kürdistan'da karşılama sevincidir. Kürtlere rağmen çizilmiş sınırların anlamsızlaştığı bir sevinçtir.
'Mutluluğun resmini' çizmek isteyenler; Habur'un yanına Peşmerge ile Kuzey Kürtlerinin kucaklaşmasını resmetseler, ödüllük bir tablo çıkar.
Kürt ve Kürdistan halklarının düşmanları bu tablodan gerekenleri çıkarmışlardır. Hemen bütün mekanizmaları devreye girdi. Ne kadar da çok akıl verenimiz varmış, kırk kere söyledik, kırkbirinci kere de söylemekte fayda vardır. Aklınızı kendinize saklayın… Bu anlaşmaları sağlayıp, silahlı güçlerini birleştirenler, dünyayı da Ortadoğu'yu da sizden iyi okuyanlar olduklarını kanıtladılar.
Önceleri Kobanê bir turnusol kağıdıydı. Dost düşman onun süzgecinden geçiyordu. Kobanê 'düştü, düşecek' diye sevinenler ve benzerleri Kobanê'deki direniş üzerinden, dost-düşman ayrımını, siyah-beyaz gibi resmetti.
Şimdi de Peşmerge-YPG/YPJ-PYD birliği aynı görevi yerine getiriyor. Ancak bu PYD-Peşmerge birliği turnusolu bazılarını çok komik duruma da düşürüyor. Siz hiç, topyekün yok oluşa karşı güçlerini birleştirip, ulusal kutuluş savaşı verenlerin birliğini 'karşı devrim'in ayak sesleri olacağının tarihte bir örneği ile karşılaştınız mı? Bir kere bu düşüncenin maddi temeli yoktur. Ancak kurtuluş sonrası kimin karşı devrimci olacağı ya da tercihleri belli olur. Bunlar öngörüleri müthiş(!) olanlar. Sanki bu öngörü Erbil ya da Kandil'dekilerde yok...
Bir de 'çözüm süreci' bitti, donduruldu diye sevinç çığlıkları atanlar var. 'Biz demedik mi bu AKP ile olmaz diye' vb... Bir kere barışa da savaşa da savaşanlar karar verir ikilemi koruyarak, bir genel doğruyu hatırlatmakta fayda vardır. Asıl şimdi, masada olmak lazım. Tam zamanı değil mi?... Masanın bir tarafında, şu anda dünyada iç ve dış politikası tecrit olmuş bir devlet, diğer tarafta hakettiği yeri daha henüz almış bir ulusal güç. Her şeyden önce psikolojik üstünlük Kürt tarafında. Tam zamanı değil mi?
AKP eli, kolu, ayağı kırılmış bir PKK ile masaya oturmak istiyordu. Bunun için gereken her şeyi yaptı, nokta operasyonları ile yüzlerce gerillayi öldürdü, KCK operasyonları ile binlerce sivil politikacıyı zındanlara tıktı, Avrupa'nın göbeğinde üç Kürt kadınını kendine yakışır bir biçimde hunharca katletti ve akabinde PKK ile masaya oturdu.
Oysa şimdi durum aynı değil ve açıkçası üstünlük Kürt tarafında… Şimdi masada kalmak, onların bileceği bir iş, ancak masada kalmak için en iyi zaman.
Bir de HDP Van milletvekili Aysel Tuğluk'un 'sekülerleri' göreve çağırdığı' bir yazısı var. Argümanları, niyeti, amacı ve hizmeti sorgulanır bir yazı. Bunu analiz etmek Kürt poltikacıların işi. Benim için önemli olan, bilimsel kalitesi ve bilmsel olurluğu. Hepimizin bildiği, bir halk sözü var, yaşanmışlıklardan süzülüp gelen bilimselliği kanıtlanmış bir halk sözü. Sanki bu yazının bilimsel olurluğunu eleştirmek için söylenmiş bir halk sözü; "Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz.''