Kürdistan ve Türkiye'den kısa kısa

.
- 1 Mayıs öncesi gözaltılar
- Sürdürülebilir olmaktan çıkıyor
- Sadece mülkiyet devri değil
1 Mayıs öncesi gözaltılar
İstanbul’da 1 Mayıs öncesi düzenlenen eş zamanlı baskınlarda 39 kişi gözaltına alındı. 62 kişi hakkında yakalama kararı olduğu öğrenildi. DEM Parti, "Daha önce de defalarca denenen ancak sonuç vermeyen baskı ve sindirme politikalarının yeniden devreye sokulması, toplumsal gerilimleri derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır" açıklamasını yaptı.
İstanbul'da 1 Mayıs'a kısa bir süre kala düzenlenen ev baskınlarında aralarında sendika ve STK temsilcilerinin de olduğu 39 kişi gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, 46 kişinin "eylem" gerçekleştirebileceği belirtilerek toplam 62 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği duyuruldu. İstanbul'da 25, Kocaeli'de bir ilçede toplam 62 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi. Başsavcılık, açıklamasında, "DHKP-C üyesi 10 kişi, MLKP üyesi 5 kişi, TKP-ML üyesi 4 kişi, DSİH üyesi 7 kişi, TKP-KIVILCIM üyesi 10 kişi, TKKKÖ üyesi 3 kişi, MKP üyesi 2 kişi ve bir kişi dahil 62 kişiye yönelik operasyon" düzenlendiğini belirtti.
Operasyon sonucu 39 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında DİSK Dev Turizm-İş yöneticileri, ESP, Öğrenci Dayanışması, SYKP, Öğrenci İnisiyatifi, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Sosyalist Mücadele İnisiyatifi, SODAP üyeleri, Partizan okurlarının ve Halkın Hukuk Bürosu müvekkilleri bulunuyor. Ev baskınlarında dijital materyal ve dökümanlara el konuldu. Gözaltına alınanların 1 Mayıs'ta adliyeye çıkarılacağı öğrenildi.
DEM Parti'den tepki
Operasyonlara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan DEM Parti, şunları kaydetti: "Bu sabah, 1 Mayıs öncesinde bileşen partilerimiz ESP, SODAP ve SYKP ile Öğrenci Dayanışması, Öğrenci İnisiyatifi, Partizan, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Halkın Hukuk Bürosunun da aralarında bulunduğu sol ve sosyalist kesimlere yönelik gerçekleştirilen operasyonlarda çok sayıda arkadaşımız gözaltına alındı. Demokratik siyaset alanını daraltmaya yönelik bu tür müdahaleleri kabul etmiyoruz. Daha önce de defalarca denenen ancak sonuç vermeyen baskı ve sindirme politikalarının yeniden devreye sokulması, toplumsal gerilimleri derinleştirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin devam ettiği, demokratik değerlerin güçlendirilmesi gereken böylesi bir dönemde bu tür operasyonlarda ısrar edilmesi kabul edilemez. İfade özgürlüğüne ve siyasal faaliyetlere yönelik baskılar demokrasiye zarar vermekte, toplumsal barışın inşasını zorlaştırmaktadır. Gerçek bir çözümün yolu, baskı ve gözaltı politikalarından değil; açık, şeffaf ve kapsayıcı bir diyalog ortamının sağlanmasından geçer. Demokratik siyasete yönelik saldırı ve müdahaleler artık son bulmalıdır."
* * *
Sürdürülebilir olmaktan çıkıyor
Hazine’nin borcu büyüyor, vatandaşın ticareti tıkanıyor. Rakamlar artık bir gerçeği açıkça ortaya koyuyor; sistem sürdürülebilir olmaktan çıkıyor.
Hazine’nin Mart'ta toplam borç stoku, 14 trilyon 447 milyar liraya yükseldi, borcun faiz yükü ise 11 trilyon 401 milyar liraya ulaştı. CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, yaptığı yazılı açıklamada, faiz yükünün bu denli hızlı artmasının, ekonominin üretim yerine finansman maliyetine çalıştığını gösterdiğini belirtti. Bu tabloyu basit bir mali veri olmadığını kaydeden Akay'a göre; bu, geleceğin ipotek altına alınmasıdır. Her geçen gün büyüyen faiz yükü, eğitimden sağlığa, yatırımdan sosyal desteklere kadar tüm alanların kaynağını emiyor. Ekonomideki bozulma sadece kamu maliyesiyle sınırlı değil. Reel sektörde alarm daha da yüksek. Mart'ta karşılıksız çek sayısı geçen yıla göre yüzde 100 artarak 32 bine çıktı. Daha çarpıcı olan ise tutar yüzde 176 artışla 33,4 milyar lira. Yılın ilk üç ayında ise 77 milyar liralık 75 bin çek karşılıksız kaldı. Bu, piyasada güvenin çöktüğü anlamına gelir. Bu, esnafın mal satıp parasını alamadığı, sanayicinin üretip tahsilat yapamadığı bir düzen demektir.
* * *
Sadece mülkiyet devri değil
İlk dört ayda yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarıyla kamuya ait taşınmazların farklı alanlarda özelleştirme kapsamına alınmasının, sadece mülkiyet devri olmadığı belirtildi.
Özelleştirme kapsamına 17 Mart ve 24 Nisan tarihli kararlarla alınan sağlık alanları 44 ilde, 126 taşınmaz, 2 milyon 319 bin 904 metrekare; 24 Ocak ve 26 Mart kararlarla özelleştirme kapsamına alınan askeri alanları ise 17 ilde, 60 taşınmaz, 8 milyon 665 bin 594 metrekare oldu. Bu taşınmazlar satış, kiralama, gelir ortaklığı ve işletme hakkı devri gibi yöntemlerle özelleştirme kapsamına alındı. İstanbul Başakşehir’de askeri kışla niteliğinde milyonlarca metrekarelik alanlar, Aydın Didim’de tek parça halinde geniş araziler, Kocaeli’de çok sayıda konutu içeren lojman yerleşkeleri, Malatya’da askeri alanlar, askeri cezaevi ve tesisler, Kayseri’de bina, lojman ve arsalar...
CHP Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan'a göre; yalnızca mülkiyet devri olarak ele alınamaz. Bu alanların tasarruf ve planlama yetkisi Özelleştirme İdaresi’ne devrediliyor. Bu da demektir ki; bu alanların kullanım kararları değiştirilebilir, farklı amaçlarla değerlendirilebilir. Yani mesele sadece mülkiyet değil, kamuya ait alanların geleceğine ilişkin karar yetkisinin el değiştirmesidir. Bu iktidarın, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, adaletsizlik ve derinleşen kriz dışında verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Türkiye yönetilemiyor ve savruluyor.







