Türk devleti, yandaşlarına iktidar yolu açmayan Suriye rejimiyle savaş halinde.
Türk ordularının baş komutanı tombul, tombalak General, dişlek dişlek gülerek sınırda kazılan savaş mevzilerini gezdikten sonra, casus olabileceği ihtimaline karşı, yükseklerde uçan kuşların da vurulmasını emrediyordu. 
Şüphelendikleri yolcu uçakları ise yolu kesilerek alaşağı ediliyor, aramadan geçiriliyordu.
İlk av, Moskova’dan havalanıp Şam’a giden Rus yolcu uçağıydı. Türk Başbakanı Recep Erdoğan, savaş uçaklarıyla önü kesilip, tehditle yere indirilen uçakta yapılan aramanın sonucunu “mühimmat vardı” diye açıklıyordu.
Oysa, “mühimmat” dediği öldürücü savaş araçlarıydı. Silah…
Oysa bulunan malzeme silah değil, kablo ve makine parçalarıydı.
Ankara rejiminin yol kesip, yolcuları korkutması, zamanlarını çalarak bekletmesi, sonra eli boş kalakalması korsanlığa giriyor muydu?
Uluslararası hava taşımaclığı, gücü olanın yol kestiği korsanlık arenası mıydı?
Sanmıyorum, yol kesmenin uluslararası cezai bir karşılığı olmalıydı. Ama görüyoruz ki, daha Rus uçağının yarattığı gerilim sönmeden, TC dün de bir Ermenistan yolcu uçağını, zorla Erzurum’a indiriverdi. Ermeniler, olayı Türk gösterisi diye niteliyorlardı.
Gerçekten bir ihbar üzerine mi, yoksa TC’nin zaten ilan edilmemiş savaş halinde olduğu Ermenistan’a da gözdağı verme gösterisi mıydi bu, bilemiyorum. Ama uçak, aranma gösterisinden sonra yoluna devam ediyordu.
Aradığını bulamayan TC’nin kimseden özür dilediği ise yoktu.
Irak Başbakanı Maliki Rus uçağının indirilmesi olayına “küstahlık” demişti. Sonra uluslararası gücü, benzer küstahlıkları önlemeye, aksi halde TC’nin dünya savaşına sebep olacak çılgınlıklara girişebileceğini söylüyordu.
Dün de Ermeni uçağı yolundan alıkonduğuna göre henüz müdahale eden yoktu.
Her neyse, TC’nin çılgınlıkları Kürdistan’ın gündemi değildi. Kürtler pazar günü Ankara’da yapılan BDP kongresiyle ilgiliydi.
Çünkü, orada mücadele ruhunun bir kaç kuşağı bir arada fokurduyordu. Canip Yıldırım ve Tarık Ziya Ekinci, Atatürk döneminin de tanığı, Kürdistan’ın eski emektarlarını temsil ediyordu, kongrede.  
Onlardan sonraki kuşaklar, kadını, erkeğiyle dizi diziydi.
Gerillanın ilk kurşunu sürecinde 10 yaşında olanlar, kongrenin orta yaşlılar kuşağını temsil ediyordu. O dönemde doğanlardan kimileri gerilla, kimileri kongre delegesiydi.
Onlar, kan ve ateş çemberinden fırlayan, zulüm fırtınalarının çocuklarıydı. Çocukluk hayalleri, köylerini saran alevle bozulmuştu. Çocukluk anılarında, evleri kapkara enkazdı. Anneleri, babaları, dayı ve amcaları postal altında inliyordu. Ötede, vurulmuş başka sevdiklerinin bedeni kanıyordu.
Ruhları kin yumağıydı…
Taraf gazetesi, geçtiğimiz hafta katil sanıklardan birinin yüzünü aydınlatıyordu. Bu AKP iktidarının generallerinden Musa Çitil’di. Musa Çitil, 1993 ve 94 yıllarında Mardin’in Derik İlçesi’nde, üstteğmen rütbesiyle jandarma komutanlığı yaparken, 13 Kürt köylüsünü katletmekten sanıktı.
Çitil, aradan geçen yıllarda terfiler almış, AKP iktidarında general olmuştu. Halen Ankara bölge jandarma komutanı olarak AKP rejimine hizmet veriyordu.
Ama General, rejimin mahkemesinde katil suçlamasıyla yargılanıyordu. 13 Kürt köylüsünü vurmak ve ahıra kapatıp bombayla havaya uçurmaktan sanıktı.
Diyarbakır mahkemesinde hakkında açılan davanın iddianemesini hazırlayan savcı İsmail Tokar, tanıklardan Mehmet Emin Arıs’ın şu ifadesine yer veriyordu:
“Derik’in Dumanlı köyünde 16 Şubat 1993 tarihinde çıkan çatışmada üç asker öldü. Bunun ardında, köyümüze yaklaşık 500 asker geldi. Köylüler meydanda toplatıldılar. Derik Jandarma Komutanı Üstteğmen Musa Çitil, ağabeyim Mehmet Necdet Arıs’a seslenerek ‘aza gel buraya, dinini sinkaf ettiğim’ dedi. Sonra ağabeyimi ahıra götürdü. Musa Çitil’in elinde G-3 tüfek vardı. 5-10 dakika sonra içerden silah sesleri geldi. Sonra bizi ahıra soktular. Ağabeyim öldürülmüş, yerde yatıyordu.”
Aynı köyden Bubo Çeviren anlatıyor:
“Ramazan Çeviren, Abide Çeviren, Seydoş Çeviren bir ahıra konuldu. Sonra ahır bombalarla havaya uçuruldu.”
Savcı General Çitil hakkında şu hükme varıyordu:
“Vatandaşı potansiyel terörist olarak gördüğü ve onları keyfi şekilde öldürdüğü, jandarma nezarethanesinde çok sayıda kişiye işkence yaptığı tesbit edilmiştir.”
Fakat, 2003 yılında, katillikten sanık albay Abdülkadir Kırca’yı vatana hizmet madalyasıyla ödüllendiren AKP iktidarı, Çitil’e de sahip çıkıyor, mahkemeye çıkmamasına göz yumuyordu.
Son kuşak Kürt gençleri ruhunun neden kin yumağı olduğu bu olaylarla daha iyi anlaşılıyordu.