
Birkaç gündür gündemde olan bir konu var. Gerilla güçleri Başûrê Kurdistan’dan çekilecek mi yoksa kalacak mı? Bu sorunun cevabı Kürtler açısından oldukça önemli, çünkü bu cevap Kürtlerin ulusal birlik politikalarını yakından ilgilendiriyor. ''Peki nereden çıktı bu tartışma'' diye soracak olursanız, geçtiğimiz yılın Haziran ayından itibaren Başûrê Kurdistan’da yaşanılan gelişmelere bir bakın derim.
DAİŞ faşizminin Kürtlerin başına musallat edilmesinden sonra Başûrê Kurdistan’da başta Musul ve Şengal olmak üzere birçok yerde talan ve katliamalar yapıldı. Buna karşı direnişe geçerek halkı savunması gereken pêşmerge güçlerinin KDP talimatıyla birçok yerden geri çekilmesi halkta çok ciddi kaygılara yol açmıştı. KDP’nin bu kararı, Kürdistan’ın efsaneleşmiş pêşmerge gücüne karşı halkın güveninin kırılmasına yol açtı. Kürdistan tarihi buyunca kahramanlığı ile bilinen ve halkının varlığı için kendini hiç düşünmeden feda eden pêşmerge gücünün KDP’nin emriyle Şengal’i arkalarına bile bakmadan terk etmesi prestijlerini zedeledi.
Halkta oluşan bu güven kırılmasını gidermek ve DAİŞ çetesinin vahşi saldırılara karşı Kürdistan halkını kurumak amacıyla PKK gerillaları Başûrê Kurdistan’ın şehirlerine resmi törenlerle giriş yapmıştı. Kandil’den törenlerle uğurlanan gerillalar geçtikleri her şehirde halkın büyük coşku ve desteğiyle karşılanmıştı. Ranya’dan Kerkük’e büyük bir insan seli oluşturularak sevinç içinde insanlar umutlarının gerilla olduğunu haykırdılar. Bu görüntüler her kesimi etkileyerek bir azim ve güven geliştirdi.
Başûrê Kurdistan’ın her şehrinde kendi halkını savunmak için büyük bir istek ve kararlılıkla konumlanan gerilla, pêşmergelerle aynı mevzilerde yer aldı. Bunu gören halk, DAİŞ çetelerince yaratılmak istenen korku çemberinin içinden çıkarak direniş cephelerindeki yerlerini aldı, silah kuşandı, ardından kendi özsavunma mekanizmalarını geliştirdi.
Gerilla ve pêşmerge
aynı amaç için şehit düştü
Gerilla ve pêşmergeler aynı mevzilerde halkı ve kazanılan değerleri savunmak amacıyla şehit düştüler. En son Kerkük’e yapılan saldırılarda pêşmerge ve gerilla aynı mevzide şehit düştü. Hatta bir yaralı pêşmergeyi kurtarmak için şehit düşen gerillalar oldu. Merivanlı bir genç olan Armanc Kurdo da bunlardan biriydi. Şengal’de KDP’nin kendi gücünü geri çekme kararına rağmen orada kalıp gerillayla omuz omuza vererek halkını ve toprağını savunan pêşmergeler de oldu.
Bütün bu gerçeklikler göz önündeyken bunları görmezden gelip PKK’yi yabancı bir güç, hatta bir işgalci güç olarak tanımlamak nasıl izah edilebilir? Gerçekten işgalci kimdir? Kürdistan’da bu tanımlamayı kimler için yapmak gerekiyor? Bu gün PKK’yi yabancı bir güç olarak tanımlayanlar bir de bunu bulundukları yerde Kürt halkına sorsunlar. Bakalım halkın cevabı ne olacak.
KDP bir işgalden bahsedilecekse, öncelikle dönüp kendi pratiğine bakmalıdır. Bu konuda KDP’nin sicili pek temiz sayılmaz. KDP bunun için birilerini suçlamak yerine, öncelikle Başûrê Kurdistan’da 92'den bu yana yapımına izin verdiği ve konumlandırdığı Türk karakollarını bu topraklardan çıkarmalıdır. Eğer yabancılıktan bahsedilecekse, İran istihbaratı ile ABD’nin askeri varlığına son verilmelidir. Yine Başûrê Kurdistan’da KDP’nin geliştirmiş olduğu duygu ve düşünce işgaline son vererek, halkın hür iradesine saygı duymalıdır. Kendisini Kürt halkının yegane sahibi olarak görmekten vazgeçerek, kendi dışındaki güçlerin de Kürt halkının varlığını kurumak için bir mücadele yürüttüğünü görebilmelidir. Bu konuda yaratılan algı operasyonlarından kaçınarak Kürt oluşumlarını yabancı bir güç olarak görmek yerine bu coğrafyanın öz dinamikleriyle açığa çıkmış bir güç olarak tanımlayıp, kabul etmek daha doğru olacaktır.
PKK hareketini yabancı bir güç olarak tanımlamak büyük bir gaftır. Bu coğrafyada şekillenen ve kendisini başta tüm Kürt halkı olmak üzere ezilen dünya halklarının özgürlüğünü ve demokratik haklı taleplerini gerçekleştirmeye adayan bir oluşum nasıl olurda yabancı ve işgalci olabiliyor?
Kürt halkı ulusal birlik istiyor
KDP gibi babadan oğula geçen merkezi bir yapılanmanın demokratik olması beklenemeyeceği gibi, kendi çıkarları dışında tüm Kürt halkının çıkarlarını gözetmesini de beklemek sanırım pek mümkün değildir. 20 yıldan fazla bir süredir Kürdistan Federe Hükümeti'nin başkanlığını Barzani yapmaktadır. Fakat hala aşiretini aşarak bütün Başûrê Kurdistan’ı kapsayan bir politikayı izleyememektedir. Hala YNK, Goran, Yekgirtu vb. oluşumların gelişimini engellemek için elinden geleni ardına koymayan bir yaklaşım içindedir. Barzani’nin büyük Kürdistan hayali Behdînan ve Hewlêr’den öteye gitmeyen, Süleymaniye, Şengal ve Kerkük gibi önemli Kürt şehirlerini bile kapsamayan bir içeriğe sahiptir. Bu kadar dar görüşlü olan bir partinin Kürdistan’ın birçok yerinde Kürt halkının onurunu, haysiyetini, saygınlığını kurumak için aynı mevzide kanları birbirine karışarak şehit düşen kardeşleri görmemesi oldukça anlaşılır bir şeydir. ''Görmek istemezsen yoktur'' politikası, AKP’nin iktidar olduğu günlerden itibaren geliştirdiği temel bir yaklaşım olmaktadır. AKP ve KDP işbirliği her alanda olduğu gibi bu konuda da açığa çıkmış durumda.
Başûrê Kurdistan’da KDP’nin bu ayrılıkçı ve gerçeği görmek istemeyen politikasını körükleyen hatta şişiren bir medya gerçeğini de unutmamak lazım. Hiçbir şekilde Kürt halkının çıkarlarına hizmet etmeyen, halkı parçalayan ve yanlış bilgiler sunucunda farklı bir algı oluşturma çabasında olan bazı medya organları, Kürt halkının birlik hayallerini dinamitleme girişiminde bulunmakta. Fakat yaratılmak istenen bütün yanlış algılara rağmen Kürt halkı bugün Kobanê başta olmak üzere, Şengal, Kerkük, Mexmûr ve daha birçok yerde olup bitene bizzat şahitlik etmektedir. Bunun için ne KDP’nin ne de ona bağımlı medyasının söylemlerine değer vermemektedir.
Kürt halkı kendi birliğini ağır bedeller vererek sağlamış durumda. Kürdistan’da efsaneleşen gerilla ve pêşmerge güçlerinin Kürt halkının düşmanlarına karşı aynı mevzide yan yana birlikte mücadele ettiği gerçeğini artık kimse görmezden gelemez. Bunu görmezden gelen güçler kaybetmeye mahkumdur. Çünkü aynı kader birliği, ortak geleceğe ve ulusal birliğe inanan Kürt halkı her gün kendi yiğit kızlarını ve oğullarını toprağa veriyor. Her gün toprağa düşen bu canlarla birlikte Kürdün ruhsal birlik ve beraberliği de pekişerek gelişmektedir. Kürt halkının gelişen bu birlik ruhunu görmezden gelerek kendi aile ve parti çıkarlarını her şeyin üstünde gören anlayışları, asla affetmeyerek, buna karşı gerekli tavrını göstereceği inancındayım.