Mesud Barzani "sınırların artık kanla çizildi"ğinin altını çizdi.
Bu sözlerin somutunu aynı zamanda Suriye’deki gelişmelere bağladı.
Daha önce, DAİş (Türkiye)‘ye karşı savaşta, canlarını feda edenlerin elini öptüğünü belirten Barzani, politikleşen Kürdistan coğrafyasında, Türkiye’ye karşı kıyasıya yürütülen fiziki ve politik savaşla sınırların çizileceğinin altını çiziyor.
ABD’nin 53’üncü Eyaleti olmaya yükselen Güney Kürdistan’daki sarsılmaz güç olduğunun bilinciyle hareket eden Barzani, sorumluluğunun bilincinde. Hedefte Batı'ya dayalı Kürdistan, ama bir Kürdistan var!
Nehrin diğer havzasında, Dağlara daha sonra kırsal dünyaya ve sonrasında da, Diyarbekir, Botan, Kobanê üçgeninde kadınları fikir öncüsü seçerek, adını dünyaya duyuran yeni bir Hareket var.
Dünya’daki Gerilla Hareketlerinden bir tanesi ilk kez, kadın gövdeli doğdu.
Sempatinin başında bu tablo var!
Temeli, halk kitlelerini tabandan örgütleyen bir model duruyor.
Örgütlenmede kendiniz varsınız.
Savunmada, komşularınızla direniyorsunuz.
Komutanlar, ağa, bey çocukları değil!
Mücadele ve savunma sanatında başaranlar, öncü oluyorlar.
Bu da Rojava Projesi.
İkisi de Kürdistan, toplumsal dokuları biribirine benzemese de.
İki tabloda ortak yan: sorumluluk!
Sorunları olanlar, sorumlu oluyorlar.
Başka bir toplumsal tabloya işaret etmek istiyorum.
Us’uyla yazdığını iddia ettiğinden kuşku duymadığım dahi bir yazar: HDP’yi hedef göstererek, sömürgeci bir Parlamento’da temsil edilmeye karşı çıktığını yazdı.
Kolay yazdı. Pervasızca davrandı. Kutluyorum. Cesur davrandı. Varolmayan orduların generalliğine yükseldiğini varsaymasından hayli korkuyorum. Ama bir "sol hastalığa” yakalandığını kabul etmeyecek kadar yüksekte olduğunu da biliyorum. Vay haline.
Sorunsuz olmak!
Sorumsuz olmak!
İkisi de aynı mı oluyor?
Ben de sömürgeci bir parlamentoda Kürdistan’ın sömürgeci orduların işgalinden kurtulamayacağını biliyorum.
Bunu bilmek, rafine bir kafaya sahip olmak anlamına gelmiyor.
Bu kadar sular geçtikten sonra, Sömürgeci Parlamentolar’ın "çözüm" olmayacağını söylemek, katırla çıktığı yolda bitkin düşmüş bir sürücünün eşekten düşüşü gibi olsa gerek.
Bu adamların sorunu, varolmak için hep o merkezi karalamak ya: raporludurlar, herşeyi yazma lüksüne sahipler, sorunsuz olmak, sorumsuz olmak için…
Osmanlı Paşası, Kürt Abdullah Cevdet 1913’de söylemiş: "sadece iyi niyetle Kürtler özgürlüğe kavuşamazlar. Gerçek çözüm yolu, Kürdistan’a ulusun içine dönmektir" demiş.
Adamlar bir yüzyıl sonra Kürdistan’a dönmüşler.
Sonra yayılmış ve daha sonra da yeniden Kürdistan’a geri döndüklerinde, bükülmez güç olmuş, Diyarbekir, Hewler, Rojava merkezli Politik Başkentler kurmuşlar.
Ankara’daki Tiyatro, Kürdistan için, tali sahne.
Oyun Kürdistan’da sergileniyor.
Parlamentolar, devrimci Hareketler’in "köstebek" oyunu için iyi bir sahnedir.
Ankara’da neden bir Kürdistan "Truva"sı olmasın ki?