
Almanya’nın Hagen kentinde faaliyet yürüten KOMAW, Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, eski başbakan Ahmet Davutoğlu, Türk İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Kürdistan’da gerçekleştirdiği insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından yargılanması için yarın Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) başvuracak.
Komala Malbatên Mexdur û Wendahiyan (Şehit Kayıp ve Mağdur Aileleri Derneği- KOMAW), dört ismin de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nün 7 ve 8’nci maddesinde yer alan ‘Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlar’ kategorisi kapsamında yargılanması için Hollanda’nın Den Haag kentinde bulunan UCM’ye suç duyurusunda bulunacak.
‘Çocuklarımızın hesabını soracağız’
Konuyla ilgili gazetemize bilgi veren KOMAW Eşbaşkanı Fethiye Kahraman, amaçlarının Türk devletinin işlediği savaş suçlarını uluslararası mahkemelere taşımak olduğunu belirtti.
“Türk devleti çocuklarımızın naaşına bile işkence yaptı” diyen Kahraman, suç duyurusuna ilişkin şunları söyledi: “Bütün şehitliklerimiz, mezarlıklarımız yıkılıyor. Cenazelerimiz yerlerde sürükleniyor, parçalanıyor. Bizler KOMAW olarak çocuklarımıza yapılan bu zulmün hesabını sormak için hukuksal anlamda ne gerekiyorsa yapacağız. Bu nedenle Türk devletini yönetenlerin yargılanması için suç duyurusunda bulunacağız.”
‘UCM önünde buluşalım’
Kahraman, yarın yapacakları başvuru için bütün şehit ailelerinin ve Kürdistanlıların, Hollanda’nın Den Haag kentinde bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin önüne gelmesini istedi. KOMAW adına bir heyet saat 14:00’te Oude Waalsdorperweg 10, 2597 AK, Den Haag adresindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuru dilekçesini sunacak.
Dilekçenin içeriği
KOMAW’ın UCM Başsavcılığı’na hitaben yazılmış başvuru dilekçesinde, Türk devletinin 30 Ekim 2014’te gerçekleştirilen MGK toplantısında Kürt halkına karşı yeniden savaş kararı aldığı belirtildi. DAİŞ‘in özellikle sivil halka yönelik saldırılarda Türk devleti tarafından kullanıldığı belirtilerek; 5 Haziran 2015 HDP’nin Amed mitingi, 20 Temmuz 2015 Suruç Katliamı, 10 Ekim 2015’te Ankara Katliamı örnek gösterildi. Bu saldırılara paralel olarak adım adım gerilim politikasının Türk devleti tarafından devreye konulduğu dile getirildi.
Dilekçenin devamında “Şehirler, kasaba ve köyler ağır silahlarla vurulmuş, hedef gözetmeksizin bu yerleşim alanları tank ve top ateşine tutulmuş, yüksek mevkilere yerleştirilen keskin nişancılarla sadece sokağa çıkanlar değil evlerinin içinde, avluda bulunanlar bile hedef seçilmiş, onlarca yaşlı, çocuk, kadın katledilmiştir. Yaralılar sokakta ve ya evlerde bekletilerek, ambulansların girmesi engellenerek öldürülmüş, halkın su, ekmek, ilaç gibi elzem maddelere ulaşımı engellenmiş, elektrikler kesilmiş, telefon sistemi çökertilmiş, olanların dışarıya yansıması bu vesileyle önlenmek istenilmiştir” ifadeleri kullanıldı.
‘200 insanımız kömüre dönüştürüldü’
Türk devletinin en vahşi saldırılardan birinin Cizre’de gerçekleştirdiğine işaret edilen dilekçede, aralarında yaralıların da bulunduğu yaklaşık 200 kişinin yakılarak katledildiği hatırlatıldı. Dilekçede “Çocuklarımız kömüre dönüştürülmüştür. Aradan geçen zamana rağmen henüz kimliği teşhis edilemeyen gençlerimiz bulunmaktadır. Kaldı ki, bu bodrumlarda bulunan gençlerin isimleri yetkililere iletilmiş, onlarla yapılan telefon konuşmaları hem ilgililere hem de kamuoyuna dinletilmiş buna rağmen oradan sağ çıkmalarına izin verilmemiştir. Silahsız, sivil yüzlerce gençten ailelerine verilen bir avuç kömür parçaları kalmıştır” denildi.
Yaşanan tüm bu vahşetten Türk Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı, eski Başbakan ve Türk Genelkurmay Başkanı’nın birinci derecede sorumlu olduğunu vurgulayan KOMAW, başvuruyla birlikte hukuki sürecin başlatılması talebinde bulunuldu.
ADEM KARAÇOBAN/KÖLN