- “Kadın düşmanı pandeminin kaynağında yatan ataerkillik virüsüne daha fazla odaklanmalı ve sonuç alıcı mücadele geliştirmeliyiz” diyen KJK, 4 adımdan oluşan ortak direniş stratejisi önerdi.
- KJK, tek bir kadının dahi yalnız yürümeyeceği düzeyde ağlaşma, ağları örgütlü yapılara dönüştürme, radikal öz savunma gücü ve özgürlük zihniyeti temelinde kadın sisteminin inşası üzerinden ‘İkinci Büyük Kadın Devrimi’nin gerçekleştirilebileceğini kaydetti.
Komalên Jinên Kurdistan (KJK) Koordinasyonu, ‘Eril şiddet pandemisine karşı özgürlük alanlarımızı inşa edelim’ başlıklı yazılı bir açıklama yayınladı.
Dünyanın dört bir yanında kadınları sindirmeyi ve özgürlük arayışlarını baltalamayı amaçlayan kırımcı saldırıların yükseltildiği belirtilen açıklamada, bu artışın doğrudan ataerkil kapitalist sistemin geçirdiği kriz ile bağlantılı olduğu, bu kaotik durumunu kadın şahsında bütün toplumlar açısından büyük tehlike oluşturduğu kaydedildi. “Yükselen kadın bilinci ve mücadelesini kırmak için Covid-19 salgınının yarattığı koşul ve ortamdan azami düzeyde kâr elde etmeye çalışan sistemin bu yeni saldırı dalgası karşısında dünya kadınları olarak ortak direniş stratejisini geliştirmemiz her zamankinden daha elzemdir. O yüzden de öncelikle kadınlar ama genel olarak da bütün toplum olarak, kadın düşmanı pandeminin kaynağında yatan ataerkillik virüsüne, yani eril zihniyete daha fazla odaklanmalı ve sonuç alıcı, yani değiştirici mücadele geliştirmeliyiz” denildi.
DAİŞ değil Türk devleti
Açıklamada, özü itibarıyla kadın düşmanı olan ataerkil zihniyetin, kadının özgürlük mücadelesi ve örgütlülüğünün yükseliş gösterdiği süreçte karşı hamleler geliştirerek varlığını güvence altına almaya çalıştığı belirtilerek; örnek olarak, direnişi, örgütlenme düzeyi ve devrimci mücadele öncülüğü ile dünya kadınlarına ilham veren Kürdistan Kadın Özgürlük Mücadelesinin karşı karşıya olduğu kırımcı saldırılar örnek gösterildi: “Özellikle de kadın devrimi meşalesinin yükseltildiği Rojava’da demokratik sistem inşasını yıkmayı amaçlayan kontra saldırılar ile karşı karşıyayız. Bu kez DAİŞ adıyla değil, doğrudan faşist Türk devleti ve onun İslamcı paralı askerleri tarafından; eril devletlerarası düzenin de açık veya örtük desteği ve onayı ile!
Devrimin öncü gücü olan kadınları özellikle hedef alan bu faşist saldırıların sonuncusu önceki akşam Kobanê’de yaşandı. Kobanê’ye bağlı bir köye ziyarete giden Rojava’daki Kürt Kadın Hareketi’nin çatı örgütü olan Kongreya Star’ın yerel koordinasyon üyeleri, Türk ordusu tarafından suikast edildi. Silahlı keşif uçağı ile düzenlenen bu hedefli saldırıda 3 Kürt kadını katledildi. Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’den sonra Kobanê’ye de işgal saldırısı başlatmak için fırsat kollayan Türk devleti, DAİŞ’in ilk kez yenilgiye uğratıldığı Kobanê’de kadınları bilinçli hedef seçiyor. Çünkü Kobanê kadın devrimini simgeleyen bir şehir. Kobanê, bir direniş şehridir ve bütün dünya halklarına umut ve inanç aşılamış olan bu tarihi direnişin öncülüğünü kadınlar yaptı. Kobanê’nin hava sahasının Rusya’nın kontrolünde bulunduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda Türk devletinin işlediği savaş ve insanlık suçlarına kadın düşmanı uluslararası rejimlerin de onay verdiği anlaşılıyor.”
Efrîn’de kadın kırımı yaşanıyor
Türk devleti ve onun paralı askerleri eliyle yürütülen kadın kırımı saldırılarının en çok da Efrîn’de yoğunlaştığı ifade edilen KJK açıklaması şöyle devam etti: “Bunun da tesadüf olmayıp, oldukça sistematik bir şekilde kadın devriminin simge şehrini kadın köleliğinin simge şehrine dönüştürme amacıyla gerçekleştirildiğinin bilincindeyiz. Efrîn’de sadece etnik temizlik ve kültürel soykırım saldırıları yürütülmüyor, aynı zamanda kadın kırımı işleniyor. Kürt kadınları ve kız çocukları, maaşları (büyük ihtimalle AB’nin Türkiye’ye sözde ‘mülteci yardımı’ paralarıyla) Ankara’dan ödenen İslamofaşist çeteler tarafından kaçırılıp esir alınıyor, tecavüz ediliyor, farklı şehirlere köle olarak satılıyor, katledilip cenazeleri boş arazilere atılıyor. Fiilen NATO ve BM onaylı Türk sömürgesine dönüştürülen işgal altındaki Rojava ve Kuzey Suriye şehirlerinde kadınların maruz bırakıldığı bu kırım uygulamaları, DAİŞ’in yaptıklarından farksızdır. Afganistan’a müdahalelerini kadın haklarıyla gerekçelendirip meşrulaştırmaya çalışan güçlerin, NATO ortakları olan Türk devletinin denetiminde işlenen bu kadın kırımına sessiz kalması, onların hem suç ortaklığını hem de gerçek yüzünü ifşa ediyor.”
Dünyada da benzer
Açıklamada, kadın kırımı saldırılarının dünyanın dört bir yanında da benzer şekilde yürütüldüğüne işaret edilerek, küresel çapta kadına yönelik şiddette korkunç boyutlarda artışın yaşandığı şu veriler üzerinden değerlendirildi: “Covid-19 salgını ile birlikte Lübnan’da aile içi şiddet yardım hattı çağrıları yüzde 100 artış gösterdi. Kolombiya’da bu oran yüzde 142’a çıkmış. Meksika’da karantinanın yürürlükte olduğu Mart-Mayıs arasındaki süreçte 2 bin 338 aile içi şiddet mağduru kadın yardım çağrısında bulundu (2019 yılında aynı süre içinde yardım hatlarını arayan kadınların sayısı 735 idi). Aynı şekilde cinsel saldırılarda da çok ciddi bir artış gözlemleniyor. Özellikle de kız çocuklarına karşı. Kolombiya’da iki aylık karantina süresince 2 bin 338 14 yaş altı kız çocuğu cinsel şiddet ve tecavüze maruz bırakıldı. Bunlar kayıtlara yansıyan rakamlardır. Gerçek rakamlar ise çok daha yüksek.
Dünyada yükselen kadın kırımı, kapitalist modernitenin dayandığı milliyetçilik, cinsiyetçilik, dincilik ve bilimciliği doğrudan ve dolaylı olarak besliyor. O nedenle cinsiyetçi saldırılara paralel olarak ırkçılığın ve faşizmin de yükselişe geçmesi tesadüfi değildir. Bir bütün olarak bakıldığında çok boyutlu bir kadın kırımının yürütülmekte olduğu ve erkek egemen zihniyetin Covid-19 pandemisinin beraberinde getirdiği koşullardan bu amaçla azami düzeyde faydalanmaya çalıştığı ortadadır.”
HABER MERKEZİ
KIRIMA NASIL KARŞI KOYACAĞIZ?
Ortaya koyduğu tespitlerin ardından “Kadınlar olarak karşı karşıya olduğumuz sistematik saldırı savaşı ve kırımına nasıl bir cevap vereceğiz, kendimizi nasıl savunacağız, nasıl karşı koyacağız, direnişi nasıl örgütleyeceğiz?” diye soran KJK, sistematik saldırılara karşı koymak için 4 adımdan oluşan ortak direniş stratejisi önerdi.
“21. yüzyıl kadın devrim çağının pratik öznesi kılabiliriz” diyen KJK, şunları ortaya koydu:
Ağlaşma
“
* Sistem bizi yalnızlaştırmayı, bizi tekleştirmeyi, bizi izole etmeyi amaçlıyor. Çünkü kadınlar olarak gücümüzü birliğimizden, dayanışmamızdan, örgütlülüğümüzden aldığımızı gayet iyi biliyor. Öyleyse tek bir kadının tek başına kalmayacağı, yalnız yürümeyeceği düzeyde ağlaşmalı, en yerelden başlayıp birbirimizi kucaklamalı, sahiplenmeli, desteklemeli, savunmalıyız. Birinci adım bu.
Ağları yapılara dönüştürme
* İkincisi; ağlarımızı örgütlü yapılara dönüştürmeliyiz. Özgürlüğün yolu örgütlülükten geçer bilinciyle yaşadığımız bütün sorunları, sağlıktan ekonomiye, hukuktan siyasete, toplumdan kültüre, basından spora, aileden ülkeye kadar, öz güce ve öz örgütlülüğe dayalı olarak çözmeyi, çözüm yolları geliştirmeyi esas almalıyız. Hangi sorun olursa olsun, kadının ortak aklı ve kolektif iradesi ile çözüm gücünü geliştirmeyi temel hedef yapmalıyız. Aştığımız her zorluk ile birlikte hem bireysel hem de kolektif düzeyde daha da güçlenmiş, bizi iradesiz kılmaya çalışan erkek egemenlikli sistemi zayıflatmış olacağız.
Radikal öz savunma
* Üçüncüsü; erkek egemenlikli sistemle mücadelede ataerkil zihniyeti hedeflemeliyiz. Çünkü her türlü şiddeti yeniden üreten bu zihniyettir. İktidarcılık ve iktidar ilişkileri üzerinden yaşamın her alanına müdahil olan, bütün toplumsal dokulara sinen bu zihniyeti dönüştürmeden kazanımlarımızı güvence altına alamayız. Bunun içinse iktidarcı eril zihniyeti derinliğine çözümlemeli, nasıl sistemleştiğini tahlil etmeli, kodlarını bilince çıkarmalı ve buna karşı radikal öz savunma gücümüzü inşa etmeliyiz. Asla kabul etmemeliyiz. İfşa etmeli, teşhir etmeli, tecrit etmeliyiz. Hem kadınlar olarak kolektif düzlemde kendimize hem de çevremize bu konuda bilinç kazandırmalıyız. Bu doğrultuda eğitim ve eylem planları oluşturmalıyız. Ataerkil zihniyeti kadınlar ve toplum nezdinde kabul edilemez, hoş görülemez kılmalıyız. Bunu yaparken bu zihniyetin milliyetçilik, ırkçılık, cinsiyetçilik, dincilik, sömürgecilik ile bağını güçlü kurup, özgürlük zihniyetini inşa ederek karşı koymalıyız.
Kadın sisteminin inşası
* Dördüncüsü; kadın grup, örgüt, hareketler olarak özgürlük zihniyeti temelinde kendi sistemimizi inşa etmeliyiz. Kadınların demokratik özerk sistem inşası, özgürlük zihniyetinin yaşamsal kılınması anlamına gelecektir. Özerk yapılarımızı, Demokratik Konfederalizm temelinde yerelliklerimizi ve özgünlüklerimizi zayıflatmadan, yeni merkeziyetçi yapılar oluşturmadan ortak bir sisteme kavuşturmamız durumunda iktidarcı-devletçi yapılar marjinalleşecektir. Egemen sistemin etki alanını daraltmak için kendi özgürlük alanlarımızı genişletmeliyiz. Biz büyüdükçe onlar küçülecek, biz güçlendikçe onlar zayıflayacak, biz çoğaldıkça onlar eksilecektir.”
İnşanın tam da zamanı
Tarihin İkinci Büyük Kadın Devrimini gerçekleştirmenin zamanı olduğu kaydedilen KJK açıklaması, şu ifadelerle sona erdi: “Kırım boyutunda yürütülen ataerkil saldırılar, kadınların özgürleşme arayış ve iddiasını azaltmıyor; tersine çoğaltıyor. Öyleyse yaşamın her alanını ataerkil zihniyet ve sistemle mücadele alanına dönüştürelim! Şiddetin her türlü biçimine el ele vererek karşı duralım! El ele verip oluşturacağımız zinciri cinsiyetçiliğin, ırkçılığın, sömürgeciliğin geçemeyeceği bir duvara dönüştürüp özgürlük zihniyetimizi inşa edelim, dünya kadınlarının demokratik özerk sistemini kuralım! Bunu yapabiliriz! Çünkü zamanıdır! Tarihin İkinci Büyük Kadın Devrimini gerçekleştirerek dünyanın her yerinde; Kürdistan’dan Minneapolis’e, Ciudad Juarez’den Kandahar’a, Hartum’dan Madrid’e kadar erkek egemen sistemi yıkmanın zamanıdır!”