Yönler sabitlikleri olmayan, ezber bir deyişle, gözlemciye göre belirlenen ve gözlemcinin konumunu belirleyen soyut adlandırmalardır. Bir elmanın-portakalın doğusu-batısı ne kadar varsa, dünyanın da o kadar vardır. Japonya’da olup tam karşısına Japonya’yı alan birine göre Amerika doğu olurken, İngiltere uzak doğu olmaktadır. Tabi pozitivizmin kutsal (!) mekanı olarak Batı dediğimiz bölgelerin kendini uzak addetmesi pek mümkün değildir. İcat edilmiş tanımlara sıkıştırılmış bir doğu var. Kötü bir icattır ama bilinen tanımlarla söylemek anlaşılırlığı az zamana yerleştirir. Zira bu dünyanın insanları olarak birbirimizi kolay ve çabuk anladığımız söylenemez.
Doğu felsefesi, İslam öncesinden akmaya başlayan ve tüm kurutma çabalarına rağmen akmaya devam eden özgür bir nehirdir. Doğu düşün dünyasında ortaya çıkan algıların kökeninde anlamlı yaşam arayışı vardır. Ahlak, eşitlik, kolektivite, biraradalık ve tarihsel toplumun süreğenliği ilkeleri düşüncenin kökenine yerleşir. Kiminde salt bir akım, kiminde bir direniş örgütü olur. Doğu felsefelerinde bilme, inzivaya çekilme ve mücadele şeklinde ortaklaşan yanlar vardır. İnziva, çile ya da nefs savaşımı şeklinde ortaya çıkan çabalar evren hakikatinde olgunlaşan mükemmel insanı yaratmanın en önemli aşamasıdır. Kendi bağımlılıklarıyla mücadele etmek, verili yaşam tarzının dışına çıkarak özü bulmak amaçlanır.
Doğunun ortasında, ulus-devlet olmayan bir ulusun ülkesi olan Kürdistan’da PKK’nin ilk çıkışı bilgiyi oluşturma süreciyken gerilla mücadelesi de bir inziva mahiyetindedir. Dağ bir inziva ve mücadele mekanıdır. Dağlar, gerilla savaşı için çok elverişlidir. Ama Kürdistan dağları PKK için salt bir savaş alanı değil, yeni yaşamı yaratmanın özgürlük alanlarıdır aynı zamanda.
Çöl insanları, çölde bulurlar tüm aradıklarını. Binlerce yıl sürecek ve dünyaya seslenecek tanrılarını çölde görürler, olmayan bir cennetin hayalini dahi çölde kurarlar. Deniz insanları geçimlerini denizden sağlarlar. Canları sıkıldığında denize açılır, dalgalarla konuşur, suyun sesini, damladan çıkarıp kulaçlara yükler, dalga olup hayatın kıyısına vururlar kiminde. Kürdistan insanı da kendi toplumunun-toprağının inzivası olan dağlarla örer yaşamını. Denize açılır gibi dağlara açılır. Yelken açar gibi yürek açar. Denizden esen rüzgarlar hırçın da olsa nasıl deniz iklimlerine gönlünü yatıranların yüreklerini okşarsa, sert dağ rüzgarları da Kürdistanlı gerillaların yüreklerine dokunur tüm mevsimlerde.
Gerilla yaşamı ve gerilla savaşı dışında da dağlara çıkma olgusu, ülkemizde başını alıp gitmeyi, kendine yürümeyi anlatır. “Dînê çolê” olmak, bir dağ delisi, bir özgürlük delisi olmaktır. Çünkü arayışı bulma yönelişidir dağlara çıkış. Rüzgarla dost, yaprağın sesine kardeş, toprağın insan tenine değdiği an’a ortak olmak, o iklimi tanıyanların nefes borusudur. Gerilla olmak ise bu nefesi sınırsız içine çekebilmektir.
Rüzgar saçlarını taradığında bir evreni anlamaktır. Çok ses çıkaran gürül gürül akan sular aslında çok büyük olmayan, kendi minik bedenini taşlara çarpa çarpa akıtan sular olduğunu bilmektir.
Salt bir kucaklama-sığınma olmadan toprakla ilişkilenmektir. Kucaklaşma, tamamlanma, birbirini hissetme, karşılıklı bağımlılık ya da yaşamı evrenle uyum içinde paylaşma... Gerilla, kendi bedeninden süzdüğü kan ve ter damlalarıyla, emeğiyle ve her şeye katık ettiği yüreğiyle, sevgiyle bakan gözlerinin nuruyla Kürdistan toprağını kutsamakta, insanda somutlaşan toprağı kutsallaştırma rolünü üst düzeyde yerine getirmektedir. Toprağa verdiği kan yoluyla, bütün dünya halklarının özgürlük savaşçılarıyla kardeşleşmektedir.
Gerilla savaşının Kürdistan’da uzun yıllar sürebilmesi ve kitleselleşmesi, coğrafyanın elverişliliği yanında dağlarla yüreğini birleştiren insanların ve özgür yaşama dair kolektif iradelerin varlığıyla ilintilidir. İnsanın en zor anında ürpermesi anne karnı huzurundan uzak oluşundandır. Böyle anlarda aranan sıcaklık, anne karnı sıcaklığıdır. Dağlar özgürlüğün rahmidir. Ana karnıdır. Sıcacık bir duyumsayıştır. Kürdistanlı özgürlük savaşçıları, anne karnı olan bir ülkenin dağlarında dünyanın doğusunda değil, kendi özgürlük dünyalarının tam ortasındalar. Ve tüm Kürdistan halkının kalbi dağlarda atmaktadır.
Kürdistanî anlam dünyasının, dağ diyalektiğiyle bunca yoğrulmasına rağmen, silah bırakma sözünün öyle kendi başına basit bir edimmiş gibi ve de çok kolayca dile gelmesi neyi ifade edebilir?
Ya da bir anlam ifade edebilmesi için hangi yeni anlamlarla yoğrulması gerekir?
Yeni anlamlar Önder Abdullah Öcalan’ın öğretisiyle mümkün olmaktadır. Demokratik ulus projesi, tüm halklarla, tüm inanç-kültür gruplarıyla ve tüm toplumlarla birlikte, farklılıkları homojenleştirmeden, aynılaştırmadan ve düşmanlık sebebi haline getirmeden bir arada özgür yaşayabilmenin yolunu göstermektedir. Bu yol, tüm dünya halklarının birlikte yürüyebileceği güzel bir yoldur.
Kürdistanî İnziva