Bin yıldır ülkemizi işgal eden haramiler çetesi, inanç kardeşliği adına halkımıza zehir içirip gözlerimize mil çektiler ve milli değerlerimizi en vahşi yöntemlerle elimizden alarak vatanımızı akbabalar misali aralarında dört parçaya bölüştüler; vatanımızdan çıkardılar, dünyanın dört bir yerine hicrete zorladılar.

Ardından mevsimlerimizi ısıtan güneşimizi çaldılar, halkımızın zihin ve gönül dünyasını aydınlatan ayımızı söndürdüler, evlerimize azap ateşlerini yaktılar, kızgın alevler arasında yanan cesetlerimizin kokuları eşliğinde vahşice kutlama kadehlerini kaldırdılar.
 İslam’ın silahıyla silahlanan işgalci güçler, kadirşinas halkımızın zihin ve gönül dünyasında Kürdistanî bir sevginin ve düşüncenin hulülleşmesini, tohumlaşmasını ve daha sonra filizlenerek gülistanlaşmasını önlemek için, Kürdistan’ın milli mücadelesini ırkçılık, fitne, kargaşa ve şekavet iklimini yaratmakla suçladılar.
Hayır! Öyle değildir; Kürdistan ayetine yemin ederim ki bu tüm zamanların en büyük iftirasıdır! Milli duyguları olan bir insan, yurdunu sevendir, insanını sevendir, Allah’ın yaratığı tüm renkleri ve dilleri ayrım yapmadan sevendir. Oysaki ırkçılık yapan bir insan ve bir millet kendi ırkından olmayan hiç bir insanı sevmez, kendi ırkını tüm ırklardan üstün görür ve başkalarının topraklarını işgal eder. Farklılıklara asla tahammülü olmaz; materyalisttir, hikmet ve maneviyat onun en büyük düşmanıdır. Halkımız, tüm saydığım bu ırkçı meziyetlerden münezzehtir.
Ey İslam’ın silahıyla silahlanmış ahveni şer çetesi! Bu iftiranızdan dolayı Allah, ellerinizi kurutsun, dillerinizi lal etsin, gözlerinize mil çeksin ve Kürdistan’ın Ba’su Ba’del mevt gününde günah taşıyan hamallar yapsın.
 Bin yıldır Kürt halkı Allah’a, Kürdistan’ın milli değerlerine  evrensel bilime, siyasal Kürdi egemenliğe tabi olduğundan dolayı, zillet ve delalat içinde telef olmamıştır. Aksine işgalci ve sömürgeci Arap, Türk ve Fars otoritesinin yasalarına tabi olduğu için telef olmuştur.
 Bu bağlamda siyasal Türk, Arap ve Fars İslam’ı, Kürdistan’ın ontolojik ikbalini idbara ve sosyolojik iklimini şekavet hazanına çevirdiğini, Kürdistan ayetinin, Ararat’ın ve Cudi’nin şahikasında Ba’su Ba’de’l-mevte, kıyam ve secdeye durmasına engel olmuşlardır.
Oysaki Arafatsız bir Kürdistan halkımızı özgürleştiremez. O halde, Kürdistanî ruhlarımızın ve gönüllerimizin raks edeceği fantastik bir Arafat mabedi olmalıdır. Sanırsam her Kürdistanlı’yı büyüleyen bu fantastik mabed Colemêrg ve Dêrsim olmalıdır. Colemêrg ve Dêrsim‘in vadileri Kürdistan’ın, Safa ve Mervesi olmalıdır. Her Kürdistanlı birey Kürdistanî sa’yını burda yapmalıdır. Burada yapılan sa’ylar eşekleştirilmiş, köleleştirilmiş ve ruhsuzlaştırılmış her Kürdistanlı’yı Ba’sül Ba’del mevt gününe hazırlayacaktır. Son zamanlarda Kürdistan davasının yükselen milli şuuru, özgürlük ve bağımsızlık Ba’sül Ba’del mahşeri; Kürdistan düşmanları tarafından, sosyalist devrim ve İslam devrimine tahvil edilmek isteniyor.
Oysaki Kürdistan’ın vahdet telakkisi ne monizme ne de kesret mülahazası plüralizme tekabül ettiği gerçeğidir.
Gerçek şudur ki; Kürdistan’ın kesret ve vahdet tezahürü bundan çok daha aşkın ve mündemiç olmasıdır.
Türk siyaset bilimin ve Türk teoloji bilimin alt ve üst epistemolojik estrümanları oksidentalist yöntemle vücut bulmuştur.
Dolayısıyla Türk siyaseti ve Türk teolojisi bu oksidentalist paradigmadan beslendiği için, Batı oryantalizmi gibi, Kürt sosyolojisine ve asabiyesine egzotik bir bakış acısıyla bakarken, Kürdistan davasına ise, etnosatrist zaviyeden bakmayı siyaset bilimi olarak görür.  
Analatik ve tarihselci felsefeyle yapılan tüm ilmi siyasi ve sosyolojik okumalar şu hakikati de ortaya çıkarmıştır: Bin yıldır topraklarımızı işgal, ontolojik varlığımızı inkar ve fizyolojik varlığımıza her türlü tecavüzü reva gören Türki, Arabi ve Farisi yapıların Kürdistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü sözkonusu olunca bu unsurların yüzde yüz ittifak içinde hareket etmeleri tesadüfü değildir.
Özellikle bu manada Makyevelli’nin de işaret ettiği gibi, Türk halkının büyük bir yüzdesi Türk devlet geleneğine, siyasal Türk otoritesine ve siyasal Türk’ü yapılara hariçten yapılan her siyasal refleks/ isyan/kıyam ve protesto eylemleri Türk devleti, Türk umranı ve Türk asabiyesinin ortak ittifakıyla en vahşi yöntemlerle galebe çaldığı gerçeğidir.
Dolayısıyla Kürdistan meselesi var olduğu müddetçe Türk milletinin büyük bir çoğunluğu, Kürt milletinin bağımsızlığı ve özgürlüğü için asla Türk devletine karşı isyan etmeyeceği gerçeğidir. Ancak Türk milletinin isyanı kendi aralarında dünyevi gaile ve siyasal egemenlikler için olabilir, ikincisi, Kürdistan davasıyla yakından ilgilenen ve bu uğurda ciddi bedeller verenler zahiri olarak zan ederler ki, sevgili Kürdistanımız sadece demografik olarak işgal edilmiştir.
Hayır! Aslında öyle değildir. Eğer sevgili Kürdistanımız sadece demografik olarak işgal edilmiş olsaydı, ülkeleri işgale uğramış milletler gibi oda muhakkak bu işgal güçlerini topraklarından kovardı. Ancak tam bu noktada, Kürdistan’ın işgali hiç bir milletin işgaline benzemediği gerçeğidir. Çünkü Kürdistan’ın uğradığı en büyük işgal zihin, gönül ve ruh işgalidir. Türkleştirilmiş, Araplaştırılmış ve Farslaştırılmış bir zihin, gönül ve ruh asla, işgale ve sömürüye tepki göstermediği gerçeğidir.
O vakit, kuşatılmış ve eşekleştirilmiş zihinlerimizi, gönüllerimizi ve ruhlarımızı Kurdiyati ve ilmi okumalarla müstakimleştirebiliriz. Müstakimleşen Kürdistanî düşüncemiz bize müstakim davranışlar kazandırır. Müstakim davranışlarımız ise darmadağınık duran, zihin ve gönül dünyamızı birleştirir.
Zihin ve gönül dünyamız sevgili Kürdistan ülkesinin aşkı için sevişip musafahaya durduğu vakit müstakim ve müstakil bir Kürdistan devletine mazhar olacağımızı bilmemiz gerekir.  
Kürdistanî zihinlerini, gönüllerini ve ruhlarını bu istikamet üzerine mamur edenler Kürdistan’ın özgürlüğünü, bağımsızlığını, milli çıkarlarını tecessüsünü ve sevgisini hiç bir dünyevi gaileye, bireye, gruba, cemaate, örgüte, partiye, inanca, mezhebe ideolojiye değişmezler.
Hakeza Kürdistan’ı işgal edenlerle, işgali meşru görenlerle, Kürdistan’ın özgürlüğünü ve bağımsızlığını istemeyenlerle asla dostluk kurduklarını da göremeyiz. Kürdistanî özelliklere ve meziyetlere şamil olanlar yüzde yüz yaratıcının, özgün dinlerin, özgün düşüncelerin, özgün bilimin ve özgün insanlık ailesinin taktirini kazanmış olurlar.

kadiramac@hotmail.com