Nuri el Maliki, “Kürtler’in devlet kurmaya haklarının olmadığını“ belirtti.
Nedeni ise Kürtler’in Irak Anayasası’na (2005) evet demeleri(!).
Bundan dolayı da Kürtler Irak’dan ayrılamazlarmış!
Yani Bağımsızlık ilanı, Maliki’ye göre hayal!
Barzani: „Komşularımızla iyi ilişkiler içinde olmak istiyoruz. Bu konuda yapılan tehdit niteliğindeki açıklamaları da kabul etmemiz mümkün değil“ belirlemesiyle, sağlam bir zemin üzerinde hareket ettiklerini vurguladı.
Ve ekledi: “Kürt halkını açlığa ve yoksulluğa mahkum etmek istediler. Kürt çocuklarının sütlerini kestiler. Tüm bunlar anayasaya aykırı olduğu gibi aynı zamanda insanlığa da aykırıdır.” -Ve ekliyorum: Barzani’nin bu son satırlarını, Türkiye’nin Kuzey Kürdistan’da yaptırımlarına dair söylememesinin nedenlerini anlamakta zorluk çekiyorum-.
Özellikle de Kandil’in referandum konusunda şimdiye dek karşı bir görüş belirlememesi, Kürdistan’da bu konuda bir uzlaşma sağlandığına işaret etmektedir.
Dış dünyaya gelince; Hewler’de Büyükelçilikler düzeyinde Kürdistan’a yerleşen ABD ve Batı Avrupa Devletleri’nin ilan edilecek bir Kürdistan’a karşı aktif durmalarından hareket etmek, pek reel bir beklenti değil.
ABD ve İngiltere, Hewler ve Süleymaniye’deki Üniversiteler’in kurucuları.
ABD’nin militer güçlerinin „izinsiz“ konuşlandıkları ülkelerden biri de Güney Kürdistan.
Güney Kürdistan’da devletsiz bir Hükümet ve Parlamento var.
Hükümet legal, defacto devlet, ama devletlerarası hukuk açısından meşru değil.
Ancak bunun, referanduma kadarki tarihsel gelişmelere zemin hazırlamak için başvurulan ve birçok gücün mutabakatıyla oluşturulan bir zemin olduğu varsayımı, siyasetin doğasına ters düşmez.
Bağımsızlık referandumunda halktan geniş bir desteğin geleceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Bağımsızlık ilan edildiği gün, Maliki’nin söylediklerinin kıymeti harbiyesinin olmadığı, sadece Kürtler’e bağlı değil.
İlk planda böylesi bir devletin ABD ve İsrail tarafından kabul edilmesi, „devletlerarası hukuk“ açısından meşru zemini yarayacak ilk adımlar olabilir.
Rojava’ya gelince:
Erdoğan, „yanıbaşlarında bir Rojava devletinin kurulmasına izin vermeyecekleri“ne dair yemin etti.
Daha önce Erdoğan: „Eğer Kürtler Rakka’yı alırsa, Kürtler ve Araplar arasında savaş çıkar“ demişti.
Efrîn’e, Rusya’ya rağmen saldıramayacağı ortaya çıkan Türkiye, Rojava’da Kürdistanlıların kendilerini idare sistemini sona erdirmesinin maddi şartları yok.
Kürdistan Demokrat Sosyalist Partisi Genel Sekreteri Mahmut, Ankara’yı ziyaret edeceklerini ve Ankara’nın referanduma uzun süre tepki göstermeyeceğini belirtmişti.
ABD, Rojava’daki bir oluşumun sonuçlarına katlanacak bir Ankara’yı, seri ziyaretler sonunda forme edebilir.
ABD’nin son atılımları, Ortadoğu’daki paylaşım savaşında, Rusya’nın hegemonya alanını daraltmak olarak görülmelidir.
Emperyal güçler, savaşın perde arkasında, paylaşımın nasıl olacağı konusunda anlaşmaya varacak ve anlaşma yapılırsa, bu savaşa da son verecekler.
Ya Kürdistanlılar ne yapacak?
Bunun cevabını verecek güçler belli.
Eğer Kürdistan’daki öncü ve karar verme kudretindeki güçler birlik sağlayarak, ulaşmak istedikleri hedefleri tesbit etseler -ki böylesi bir iletişim olduğundan hareket etmek yanlış olmaz-, Güney Kürdistan ve Rojava’nın ortak bir strateji oluşturmaları mümkün olabilir.
Çünkü kolonyal ve emperyal güçlere rağmen, Kürdistanlıların Kürdistan’da kaderlerini belirlemelerinin objektif şartları, umudun hiçbir zaman olmadığından daha yüksekte olması için, o kadar uygun ki!