AKP her ne kadar 'bir kaç ağaç' meselesine indirgemeye çalışsa da, üstten toplum yaşamının her alanına yönelik bir mühendislik dayatması şeklinde yürütülen politikalara karşı, Kürtlerin haricinde, belki de Cumhuriyet tarihinin, ilk ciddi sosyal kalkışı yaşanıyor.
Türk Başbakan R. Tayyip Erdoğan'ın hakaret içerikli talimatları ve polisin sert yönelimleri ardından halk protestolarının daha da kitleselleşmesi ve dünyanın dört bir yanına yayılması, Türkiye'de toplumsal zihniyetin farklı bir aşamaya geçişinin ifadesi olarak okunabilir.
AKP iktidarı ve Recep T. Erdoğan, Türk toplumunu ilk kez karşısında buldu ve Batılı devletler de bugüne kadar her tür desteği verdikleri Erdoğan'a karşı ilk kez 'eleştirel' bir tutum içine girdi…
Cumhuriyet'in tüm toplumsal değerlere saygılı demokratik bir rejime dönüşüp dönüşmeyeceğini, yine Kürtler ve Türkiye'deki diğer toplumsal dinamiklerin çabaları belirleyecek. Taksim Dayanışma Komitesi'nin, "halkımızın bu yürüyüşünün engellenmesi mümkün değildir" kararlılığı, demokratik bir Türkiye umudunu artırırken, İHD İstanbul Şubesi'nin, "halka saldıran hükümet meşruiyetini yitirmiştir" belirlemesi ise, artık aşılan eşiğin geri dönülemez oluşunu ifade ediyor…
Bu arada, AKP Hükümeti, her ne kadar barış ve çözüm sürecini manipüle etme çabasında olsa da, Kürtler onu beklemeden, kendi hakikatlerinin izini sürmeye devam ediyor. Kürtçe kullanımın yaygınlaşmasını hedefleyen 'Ne hat fêmkirin' kampanyası ve hafta sonu Amed'de yapılan 'Kuzey Kürdistan Birlik ve Çözüm Konferansı'yla özgür geleceğin inşası yönünde bir adım daha atıldı. Kürdistan'ın statüsüne ilişkin tartışma ve planlamalar yapılırken, konferans sonuçlarının halkla birlikte yaşamsallaştırılması ise hem Kürdistanî birliği güçlendirecek hem de demokratik kurtuluşu garanti altına alacak…
Kürdistanlılar özgür geleceği örüyor!
Tarihi günler yaşıyoruz. Bir yandan Kürtler kendi statülerini belirleyecek adımları hızlandırırken, diğer yandan da Türkiye toplumunda bir ayağa kalkış yaşanıyor…