İngiltere’nin Oxford kenti yakınlarındaki otobanın kıyısında bir gencin cansız bedeni bulunmuştu Nisan ayında. Bu, 17 yaşındaki Güney Kürdistanlı Muhammed’in bir TIRın altında yaptığı uzun yolculuktan sonra, soğuktan ve yorgunluktan tükenmiş bedeniydi. 

Muhammed aylar süren zorlu bir yolculuktan sonra Fransa’nın liman kenti Kale’ye (Calais) ulaşmıştı. Avrupa’nın göbeğinde bulunan Kale kentinde oluşan ‘vahşi orman’ adlı resmi olmayan mülteci kampında Muhammed de kendisi gibi Britanya’ya geçmeyi bekleyen 10 bin civarında mülteci ile beraber altı ay boyunca hem orada hem de onun yakınındaki Dunkirk kampında bekledi. 

Fransız polisi tarafından geçen ay zorla boşaltılan Calais Kampı’nda çok sayıda Güney Kürdistanlı kalıyordu. Geçtiğimiz yıl kampı ziyaret ettiğimde, kampın bir bölümünde dalgalan Kürdistan Bölgesel Hükümeti bayrağının olduğu bölgeye gitmiştim. Daha üç yıl öncesine kadar tersine göç yaşanırken ve Avrupa’dan binlerce genç Güney Kürdistan’a dönüş yaparken, ne oldu da bu gençler şuan insanın yaşayamayacağı bu koşullarda yaşamayı kabullenmişti? Siyasi istikrarsızlık, ekonomik çöküş, yolsuzluk, güvenlik tehdidi gibi cevaplar almıştım hepsinden. Güney Kürdistanlı gençlerin Türkiye ve Britanya aşkının dillere destan olduğunu çoğu kişi bilir. Türkiye’ye tatil için, Britanya’ya da yaşamak için çok yüksek derecede gencin planı mutlaka vardır. Muhammed de bu gençlerden sadece bir tanesiydi. Ama Muhammed’in Britanya’da yaşama hayali Britanya’ya vardıktan yedi saat sonra bir TIRın altında son bulmuştu. 

Peki Britanya’ya varmayı başaran gençlere ne oluyor. Aralarında akıllı olanlar kısa sürede mültecilik hakkını alarak hayalini kurdukları ‘yaşama’ ulaşıp, bir süre sonra kapitalist sistemin içerisinde kendilerine yer edinme savaşı veriyor. Bu savaşta bir çoğu o sistem içerisinde kaybolurken, küçük bir kesimi de geride bıraktığı ailesine ekonomik anlamda umut olmaya çalışıyor. Ama büyük bir kesimi var ki, halleri perişan. Benim ilgi alanım da biraz bu gençler. 

Suriyeli olmak, tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Britanya’da da ilticanın hemen kabul edilmesi için yeterli bir gerekçe. Bu yüzden de yukarıda bahsettiğim Güney Kürdistanlı gençlerin en çok başvurduğu bir yöntem. Birleşik Krallık İçişleri bakanlığı da bu tür kişileri hem dil analiz testine, hem de milliyet testine tabi tutuyor. Kişinin Kürt olduğuna kanaat getiren bakanlık, ama nerenin Kürdü sorusuna cevap arıyor. Bu durumda da özel araştırma şirketleri devreye giriyor. 

Ben de haftada bir iki kez milliyet testi için özel bir şirket adına bu kişilerle görüşmeye gidiyorum. Testin amacı oralı olduğunu iddia ettiği yerleşim yerini ne kadar tanıdığı, oradaki kültüre ne kadar hakim olduğu, coğrafik olarak bölgeyi ne kadar tanıdığı, mevcut siyasal durum hakkında ne kadar bilgi sahibi olduğu, yemekleri, giysileri, konuştuğu lehçe-aksan vb konularda cevaplar arıyorum. İki saatlik görüşmenin sonunda da bir rapor hazırlayıp bu kişilerin gerçekten oralı olup olmadığına dair fikir belirtiyorum. 

Şimdiye kadar gittiğim onlarca kişiden Rojavalı olan hiç çıkmadı maalesef. Hepsi Güney Kürdistanlı. Bu testlerde ulaştığım en önemli sonuçlardan birisi de bu gençlerin ne kadar apolitik olduğu, Kürdistan hakkında ne kadar bilgisiz olduklarıdır. Bugün sokakta bir Britanyalı’yı durdurup Rojava ile ilgili sorduğun soruya bu bahsettiğim Güney Kürdistanlı gençlerden daha iyi cevaplar alabileceğinizi iddia ediyorum. İnanın bu gençler gitmedikleri halde İstanbul, Antalya ve Bodrum hakkında sahip oldukları bilginin çeyreği bile Rojava konusunda yok. 

İki yıl önce, birisinde havaalanından içeri alınmayıp sınır dışı edildiğim, ikincisinde girebildiğim Güney Kürdistan’da beni şoke eden gerçeklik, Kurtlar Vadisi dizisinin çok yüksek düzeyde izlenip takip edilmesiydi. 

Kurtlar Vadisi dizileriyle büyüyen bir genç Kürdün ‘milliyet testi’nden geçememesi kadar normal bir şey yoktur herhalde.