Faşizmin sözlüğünde, iktidar için harcanan mermiler, silahlar, bombalar tanımlanır, onların parasal değeri yani fiyatı bilinir, herşey ona göre ölçülür. Faşist iktidarlarda değeri ölçülmeyen tek şey insan yaşamıdır. Çünkü faşizmin yaşaması mermilere bağlıdır, insanlara değil. Bir insan, ömrünü insanlığın özgür yaşaması, kendi toplumunun varolması, yaşamını özgürlük koşullarında kurmaya adıyorsa, kendi bedeninden ve sarsılmaz iradesinden başka hiçbir mücadele aracı kullanmadan soylu bir direnişe veriyorsa, bunun değeri neyle ve nasıl ölçülür?
Bu anlamda açlık grevi eylemi soylu bir direniş eylemidir. Normal koşullar hiçbir insana böyle bir eylem yaptıramaz. Hele hele bir kadının, böyle bir mücadeleye başlaması büyük bir kararlılık gerektirir. Faşizmin insan yaşamının her zerresini yok saydığı-yok ettiği yaşam koşullarında, varolmak ve özgür yaşamak için Leyla Güven’in öncülük ettiği eylem, özgür yaşam kararının büyük göstergesidir.
Siyasetin sustuğu, demokratik hiçbir yol ve yöntemin bırakılmadığı, faşizmin yaşamın her zerresine büyük bir baskı uyguladığı, binlerce insanın, paylaştığı tek bir cümle için zindanlara konulduğu ve insanlığın susturulduğu bir zamanda başladı bu eylem. Eğer böyle bir zamanda bir kadına, bir anaya tek yol kalmışsa, bedenini büyük yaşam eylemi adını verdiği açlık grevi eylemine yatırmak bırakılmışsa, öyle bir zaman ki, sanat dahi susuyorsa, faşizme karşı direnişte verilmeyecek hiçbir bedel kalmamış demektir. Tahammül sınırları ortadan kalkmıştır.
Bu eylemin Kürt halkı ve Kürdistan Özgürlük mücadelesi açısından anlamı büyüktür. Direniş tarihine ışıklı harflerle şimdiden yazılmıştır. Kendi çağının direniş aralığını oluşturmuş ve kendi dilini yaratmıştır. Faşizm karşısında siyasetin sustuğu bir zamanda, siyaset yapabilmenin koşullarını yaratmıştır. En önemlisi de, insanlık tarihinin en yoğunlaşmış, damıtılmış anlarına denk gelen sanatın dahi sustuğu bir zamanda, sanata nefes aldırmıştır. Sanatın toprağının, ancak ve ancak direnişle sulanacağını göstermiştir. Başta Kürtçe olmak üzere, birçok dilde kendi adından onlarca şarkı yaptırmıştır. Faşizme karşı binlerce, yüzbinlerce insanın göğüslediği direnişi, bir Kürt kadını tek başına göğüslemiş ve halkının kalbinde, en güzel yeri edinmiştir.
Bu direniş değerlerinin, özgür kadın değerlerinin mermilerle, rakamlarla kıyaslanması mümkün değildir. Herkes bir merminin kaç para olduğunu bilmeyebilir. Ancak bu direniş karşısında faşist iktidarın vereceği bedelleri ölçmek zor değildir. Bir öfkenin neler kaybettireceğinin muhasebesini yapmak hiç zor değildir.
Kürdün öfkesi büyüktür. Şu anda dahi, dirhem dirhem verilen bedellerin değeri karşısında her türlü yalana, talana, hırsızlığa, hileye, inkar ve soykırıma sarılan faşist iktidar karşısında Kürdün öfkesi büyüktür. Bunu unutmuş görünen faşist AKP-MHM iktidarı dönüp 6-8 Ekim’e bakmalıdır. 6-8 Ekim’de Kürtlerin elinde, fiyatını bilmedikleri mermiler yoktu. Tanklar, F16’lar yoktu. Ama inkara tahammülü kalmayan bir öfke vardı. Artık kabında duramayan bir kin vardı. Faşist iktidar, bugün de bu kabın dolduğunu ve taşmak üzere olduğunu bilmelidir.
Bunu bilmeyen faşist iktidar dönüp Cizre’nin, Sur’un öfkesine, henüz kabuk bağlamamış çoğul yaralara bakmalıdır. Dönüp Şehba’da çadırlarda yaşayan Efrînlilerin, günlerdir Önder Apo’nun resimleriyle, bayraklarla yaptığı yürüyüşlere, attığı sloganlara bakmalıdır. Bunu unutan faşizm dönüp Halep’in bir kenar mahallesi olan Şexmaqsut’ta yıkılmış şehir içinde yıkılmayan, direnen ve onuruyla yaşamını inşa eden halkın Önder Apo sevgisine, bağlılığına bakmalıdır. Şengal’e, Strasbourg’a, Şehit Rüstem Mülteci Kampına ve dünyanın tamamına bakmalıdır. Bildiği tek Kürtçe cümlenin “Bijî serok Apo” diyen enternasyonal devrimcilere bakmalıdır. Hepsinin toplamında hep inkar ettiği ve kaçtığı Kürdistan gerçeğine bakmalıdır.
Halkımız 15 Şubat uluslararası komplosunun yıldönümünü büyük bir öfkeyle, kinle, kararlılıkla ve Önderlik gündemiyle karşıladı. Önderlikle yaşama kararlılığını dillendirdi. Bu bilinç, tecridi kırmanın ve faşizmi yıkmanın bilincidir. Bu bilinç, Kürdistan’ı özgürleştirmenin bilincidir. Önder Apo ile özgür yaşama kararlılığının eyleme dönüşmüş bilincidir.
Kürdün öfkesi, artık kandırmaya, oyalamaya, kırıntılarla uğraşmaya gelmeyecek kadar büyüktür. Öyle bir öfke ki, bugüne kadar Önderlik bilinciyle donanıp, sağduyulu olup, sabredip direnişin anlamını derinleştirdi. Ancak bu öfke, daha fazla sağduyuyu kaldıramayacak bir dinamizmdedir. Merminin değerini herkesin bilmesine gerek yoktur. Ancak, onurlu yaşamak için, bir insan ömrünün değerini bilmek gerekir.
Kürtler direnişi Leylalardan bilir. Pasifizmin öldürdüğünü, direnişin yaşattığını da bilir. Mermilerin gerçek olduğunu ancak öldüren tek şeyin mermi olmadığını da bilir. Tarihi yazanların direnenler olduğunu da bilir. Halkımız açlık grevi eylemi öncülerinin 15 Şubat uluslararası komplosunun yıldönümünde verdikleri mesajı almasını da bilir.