
Pazar günü seçim var. Belediye yönetimleriyle, muhtarlar seçilecek.
Sırası gelmişken, muhtarlar Türk devleti tarihinde ilk defa Recep Erdoğan liderliğindeki Türk-İslam faşizmi rejiminde, resmen “sayın muhbir vatandaş“ ediliyor, Kürdistan’da ise muhtarlar, “terör devleti“nin köylere uzanan ajanlık ağının düğüm başı oluyorlardı.
Hatta Recep Erdoğan, bizzat kurduğu ihbarcılık teşkilatının muhkemliği için, muhtarları kafileler halinde Ankara’ya çağırıp karşısına diziyor ve “babanız, kardeşiniz de olsa, ihbar edin“ talimatını veriyor ve ardından, herkes tuttuğunu (sevmediğini) jurnalleyerek, zindanların, kısa zamanda dolmasını sağlıyordu.
Onun için, Kürtlerin bu seçimde, iki hedefi vardı: Gasp edilip çalınmış Belediyeleri geri almak, ikincisi de kiralık muhbirler ağını çökertmek için, namuslu muhtarlar seçmek...
Kürtlerin, bu seçimdeki meselesi bundan ibarettir. Ve tabii ki, her şeyin başındaki öncelik, “ben buradayım“ demenin karşılığı olarak, güce onunun hikmetini göstermek...
Ama ne yapacaksınız ki, bu gerçeğe rağmen, Orhan Veli’nin “... Sinemaların kapısı/ Camekanlar bedava“ mısraları misali, hayal kurmak da bedavadır. Herkes, dilediği kadar hayal kurmakta özgürdür.
Diktatörlüğü anayasa ile perçinlenmiş Türk devletinin, yerel seçimlerin sonuçları ile karanlık tünele gireceğini hayal etmek de, abes değildir. Ama bunu, hayatın gerçeği diye sunmak, kanatlanıp uçmaktır.
Sonucun Venezuela örneğini doğuracağını, bunun devamı olarak Rusya’nın yeni müttefik olarak yardıma geleceğini, Amerika’nın karşı cephe açacağını, Kürtlerin ise “kardeşleriyle birlikte yaşama“ ikisine birden kafa tutarak, “Türk beka“sını söylemek, beş yaşındaki çocuğun hayal gücünü de aşıyordu.
Böyle bir durum söz konusu değildi. Başbakan Menderes geçmişte NATO’ya rağmen Rusya ile temasa geçmiş, Süleyman Demirel onlara tesisler kurdurmuştu. Menderes, yaptığının bedelini hayatıyla ödemiş, ama Demirel süngün dürtmesiyle düşürülmekle kalmış, ama rejim yolunda yürümüştü.
Kaldı ki, günün iktidarı, tedbirini alarak Batıdan kopma yollarında ilerliyor. Kendisi Müslüman Kardeşler soyundandır. Onların Sudan, Mısır ve Suriye‘deki hatalarından dersler çıkararak, savunmasını kurguluyor. Mesela, onlardan farklı olarak, lümpenlerden (ayak takımı) kurulu bir ticaret ve sanayi sosyetesini (elit) yaratıyordu.
Ülkede, yeni doğan bebekler dahil, herkes fişliydi. Kafasını kaldıran “Fetocu“ veya Kürt “terörist“ suçlamasıyla enterne ediliyordu. Polis ya da MİT’in bunlara ilişkin raporları, mahkemelerde mahkumiyet gerekçesi olarak açıklanıyordu.
Öte yandan, güvenlik duvarlarını sağlamlaştırma maratonu ise hızından kaybetmiyordu. Bu ülkede darbe yapacak başlıca güç orduydu. O da, üç yıldan beri hızı kesilmeden elden geçirilip “çürükler“, bölük kapı önüne bırakılıyor, boşluk “Kardeşler“le dolduruyordu.
Ayrıca, Suriye’deki Müslüman Kardeşler’den devşirilme 60 bin kişilik silahlı ÖSO, çetesi besleniyordu. Erdoğan bu yedek orduya, “bir nevi Kuvva-i milliye“ diyordu. Onlar, şimdilik Rojava’da talan, hırsızlık ve tecavüzle meşgüldü.
Hadi şimdi, gücü olan beri gelsin ve bu yüksek güvenlik duvarlarını aşıp Venezuela veya Suriyeleşmeyi başlatsın bakalım!..
Yine de geçelim bunları: Şamar oğlanı niyetine kullanılıp aşağılanan, Erdoğan’a karşı kişisel hak ile özgürlüklerini bile savunamayan Kılıçdaroğlu veya seçime girmediği yerlerde, Kürtlere karşı Erdoğan‘a payanda olan, Türkeş ailesinin gözdesi, eski “beyaz toros“cu Meral Akşener mi, Venezuela’daki gibi sokaklarda muhalefet cephesinin başına geçecek? Geçin efendim...
Her şeye rağmen, Kürtlere sıra gelince:
Bazılarının haberi yok ama, onlar, gasp edilmiş insanlıklarını kurtarmak, bir gün de olsa özgürce yaşamak için, yüz yıldır Türklerin ölüm ve yıkım yangınlarına karşı direniyorlar. Yani savaşıyorlar. Ama, hem savaşacak, hem de “emperyalist“ düşmanın bekalarını koruyup kurtarmaya koşacaklar...
Tabii ki, hayalde saçmalığın sınırı yoktur. Ama bunu gerçeklik diye okutmak da ayrı bir saçmalık.
Ancak benim bildiğim, yakalanıp yerlerde sürüklenerek götürülenlerin dışında, tek bir Kürt bile dar gün dedikleri Çanakkale veya Domlupınar’da ölmeye gitmedi. Bugün de çıkmaz. Başı yem torbasına konmuş AKP Kürdünü bilmem, ama soyunun katili, anasının tecavüzcüsüne aşık Kürt yoktu, yoktur.
Seçimde, onları geriletmek ise Kürdün namus borcudur. Herkes, geçmişte bütün kötücülere yaptıkları gibi, bunlara da borçlarını ödeyeceklerdir.