‘Bir nehir kaynağını unutabilir mi?
Gün ışığı unutabilir mi güneşi?
Deniz yatağındaki çapa gemiyi, ya da
Bir yılanın kuyruğu önünde giden başı unutabilir mi?
Bugün dünü unutabilir mi?
Bir insan unutabilir mi babasını?”
Papur Sevenler Derneği!
Şüpheli bir trafik kazasıyla hayata gözlerini yuman Abdullah Papur’un o muazzam sesiyle Kürtçe şarkılarını dinleyince “Papur sevenler derneği” kuracağımı söylüyorum. Hemen yanı başımda onlarca üye adayı beliriyor. Bunlardan biriçok güzel bir heyecanla öne atılıyor, babası Papur gibi bir ozanmış. Teybin düğmesine basınca “Zalım Berde” çalıyor. Heyecanlı Azad, gözlerini kapayıp kafasını sallamaya başlıyor. Tanımak istiyorum. Biraz ketum da olsa içli içli anlatıyor.
Kayısı kokulu bir memleketi ve ozanını, oğul Azad’dan dinleyince Kürecik’te yaşayıp Kürecik’te ölesi geliyor insanın…
Malatya’dan daha kadim olan Akçadağ’ın en meşhur bucağıdır Kürecik.
2010 yılındaki NATO toplantısında alınan karar gereği “Füze Savunma Sisteminin” bir unsuru olan “Erken Uyarı Radarı’nın” Kürecik’te kurulması gündeme gelince adı daha fazla duyuldu. Oysa tüm devrimcilerin uzun zamandır bildiği bir yerdir Kürecik.
İbrahim Kaypakkaya’nın gittiği evlerde halen anıları anlatılır. Devrimcilerin ocağıdır Kürecik.
Dersim soykırımını yaşamış olan bir ozan geçmiştir Kürecik’ten: Ali Haydar Çiçek!
Baba Mansur Pirlerinden olan Ali Haydar Çiçek ya da daha çok Koçgiri taraflarında bilinen adıyla Âşık Haydari tüm devrimcilerin dostu olmuştur. Büyük Devrimci Önder Kaypakkaya, devlet güçlerince aranırken aylarca onunla olmuş ve istediği yerlere de sağ salim ulaştırmayı bilmiştir.
Âşık Haydari Kürt Özgürlük Hareketinin çıkışıyla beraber Kürt kimliğini daha fazla savunmuştu. Oğlu Azad babasını “Önderliğin Hayranıydı” şeklinde tanımlıyor.
Âşık Haydari 1986 yılında İstanbul’da gözaltına alınır. 6 ay boyunca süren işkenceli sorgularda “ser verip sır vermeyen” geleneğin yılmaz takipçiliğini yapar ama serbest bırakıldığında bedeninde can kalmamış, kısa süre sonra şehitler kervanına katılmıştır.
Dersim’i anlamak- anlatmak
Onu ozanlaştıran Dersim’dir. Dersim’in acılarını ömrünce taşıyanlardandır. Bazen dile getirilmez olanı nasıl anlatacağını bilemez insan. Ozan bunları sazıyla sözüyle anlatırdı ama yine de anlatamadıkları vardı. Bunları da yemedikleriyle anlatırdı. 1916 doğumlu Ozan Ali Haydar et yemeklerine asla yanaşmaz, evine de et sokmazdı.
Sebebini anlamak zor değil ama anlatmak da kolay değil. Dersim-Malatya arasındaki mağaralarda insanların diri diri yakılmasına tanık olmuştu. Daha ne olsun…
Orada olup biten her şeyi anlatmanın bile her şeyi anlatmak anlamına gelmediği yerdir Dersim. Belki de bundandır Ozanlık geleneğini en çok etkileyen yer olması.
Âşıklık geleneği Ali Haydar Hoca’nın dostluklarını da belirlemişti. Ozan Yoksuli ve Ozan Emekçi en yakın dostlarıydı. Onlarla beraber halkın sahnelerine çıkardı.
Payiz yaprakları
Halktan yanaysan, Kürt ve üstelik Alevi’ysen “Pir Sultanlar Gibi” baş eğmeden yaşamayı bilmen gerekir. Çünkü zalimin zulmü hiç eksik olmaz.
Kürecik’te devlet baskısı çok fazla olduğundan göçler de çok fazla yaşanmıştır. Âşık Haydari’nin ailesinin çoğu Avrupa ve İngiltere’ye göç ederken eşi toprağını terk etmemiş, halen Kürecik’te yaşamaktadır.
“Şimdi kayısı çiçekleri tozutup geçer / Şimdi şarap düşer canım kızgın bağlara / Şimdi sevdiğimi alıp giderler / Güz oturur gözlerime dağlar oy…”
Ozan Hasan Hüseyin Korkmazgil’in “Divriği Demiri” şiirindeki gibi kayısı kokulu bir anadır Zöhre ana. Bağ bozumu zamanında payiz yaprakları gibi dağılmıştır çocukları yaban ellere…
Acılarla dolu olan anneyi en iyi anlayan oğlu Azad olmuştur; ülkede olan annesiyle gurur duyuyor. Ve babasını da en iyi anlayandır, onunla da gurur duyuyor, haklı olarak…
Azad 1991 yılında İstanbul’da gözaltına alınmış, işkencelerde el ve ayağından sakatlanmış, 8 yıl Ümraniye, Bayrampaşa, Kocaeli cezaevlerinde kalmış. Devleti yakından tanımıştır.
Çıktığında tedavi için Avrupa’daki kardeşlerinin yanına gitmiş ama babasının anılarını yaşatacak bir ortam görmeyince o da her nefesinde ülkeyi ve babasını yaşatacak bir yola girmiştir.
Babamın şarkıları
Saçlarının beyazında saklamış babasının anılarını, anlatmaya çok istekli değil; şarkılarını söyleyecek olsa gözleri doluyor: “En iyisi Yoksuli’yi dinleyin, babamın birçok bestesini söylüyor.”
Türkiye’ye gidemiyor, artık yasaklılar arasında ama o zaten adı ve dili yasak bir halkın evladı, buna yabancı değil, yani Türkiye’ye sitemi yok…
Yolun hem acılı hem mutlu yolcusu Azad’ın şimdi bir tek sitemi var: “Neden siyasilerimiz Kürecik’e gidip çalışmıyor? O kadar değer ailesi var orada, o kadar anı var!”