Gözün dünyaya, çevremize daha fazla bakma ve görme isteğini arttıran, insanın içini içine sığdıramayan sevinci ortaya çıkaran en değerli şeylerdendir ağaçlar. Baharın verdiği tazelikle açık yeşil dokulu rengi, yazın kavurucu sıcağında koyu yeşile dönüşür. Sonbaharın ise doğadaki tüm renkleri içinde barındırdığını ve yaşamın kendisi olduğunu herkese gösterir. Yeşil kırmızıya, sarıya, turuncuya, kızıla ve bu renklerin tüm tonlarına dönüşür. 

Sonra yine insanlık için, diğer canlılar için, doğanın kendisi için yararlı olma özelliğini devam ettirir ağaçlar, yaprakları. Hafif ya da sert bir rüzgar eser; yapraklar ağaçla, ağacın dallarıyla gevşeyen bağlarını koparır, esişine göre ahenk içinde bazen etrafında daireler çizerek, bazen dalgalanarak ve dans ederek rüzgarın savurduğu yere doğru sürüklenir gider. Düştüğü yerde gübre olur, toprağı güçlendirir ve daha verimli kılar; yeni ağaçlar, envayi türde otlar ve çiçekler yeşermesini sağlar.   

Ağaç doğanın kendisidir, doğa da ağacın! Zaten çoğu zaman insanlar farkında olmadan bu gerçeği ortaya koyar. Doğa derken ağacı, ağaç derken doğayı kastederler. 

Kürtler insanlığın gelişiminde rol oynamış ilk toplumlardan olduğu için bu insan ve doğa ayrışmazlığını ve bütünlüğünü kullandıkları kavramlarla en yalın biçimde ortaya koymaktadırlar. Kürtlerin doğaya, doğa olgusuna nasıl felsefi bir yaklaşıma sahip olduklarını merak eden herkes araştırıp öğrenebilir. 

Kürtçede “xwe” kendi demek, yani insan demek oluyor. İnsan için her şeyi yakıp yıkacak, her şeyin merkezine insanı alacak biçimde bir tanımlama değil bu, ama insan olmadan da anlamı olmayacak bir dünya tezahürünü ifade ediyor. “Xwe” tüm sorunların, adaletsizliklerin, eşitsizliklerin nedeni olabileceği gibi, tüm iyilik ve güzelliklerin de kaynağı olacak özellikleri içinde taşıyor denilmek isteniyor. Antikçağ Yunan felsefe dönemi ve daha sonraki birçok inanışın en temel değer olarak gördüğü biçimde bir tanımlama oluyor bu. Ne ararsan kendinde ara, çözümünü kendinde bulacaksın felsefesindeki ve inanışındaki “xwe” anlamına gelmektedir. 

“Kendi” kavramından üretilen ve insanla çok sıkı bağı olan birçok kavram vardır, ama burada önemli gördüğümüz ikisini belirteceğiz. 

Bunlardan birisi “Xweza”! Türkçe’de kelime olarak tam karşılığı “kendinden doğuran” anlamına geliyor, ama çevirisi doğa demek oluyor. Kürtler “xwe” kelimesinden “xweza” kelimesini üreterek doğa ve insanın birbirinden kopmaz bağını ortaya koymakta ve bu iki olgunun birbirini doğurduğunu çok yalın ve felsefi bir tanımla ifade etmiş olmaktadırlar. Dağı, taşı, ağacı, suyuyla var olan birinci doğa doğurganlığıyla insanı ve toplumu oluşturan ikinci doğayı yaratmakta; kendini bilen insan da doğayı korumakta, onu anlamlandırmaktadır. 

Diğeri ise “Xweda”dır. Türkçe’deki karşılığı “kendinde”dir, ama tam çevirisi “Allah” olmaktadır. Her şeyi yaratan anlamında kullanılmaktadır. 

Kelimelerin ne anlama geldiği üzerinde daha fazla durmayacağız, ama insan, doğa ve inanç arasında çok sıkı bir bağ olduğunu ve biri olmadan diğerinin olmayacağının bilincine binlerce yıl önce ulaşmış Kürtler. Çok geliştiğini söyleyen günümüz insanlığının, siyasetçilerinin kavrayamadığı bir tanımlama ve inanış. 

Bu inanışa göre insan, doğa ve inanç arasında kopmaz bir bağ vardır. Biri olmadan diğerleri eksik kalır ve zamanla hepsi de yok oluşa doğru gider. Doğayı öldüren insan, insanları öldüren insan, inançları öldüren ve inançsız olan insan olur.  

Ağaç yeşil demek, ağaç oksijen demek, ağaç güzellik demek, ağaç meyve demek, ağaç insanlığın ciğeri demek, ağaç hayat demek! Ağaçsız bir dünya düşünebiliyor musunuz? Bakılan her yerin kuru, renksiz olduğu bir dünya. Her yerin çölleştiği bir dünya! Kim yaşamak ister ki böyle bir dünyada? Hiç kimse!

Türk devleti Kürtlere düşmanlığını her yerde ortaya koyuyor. Kürtleri öldürüyor, evlerini başına yıkıyor, şehirlerini viraneye döndürüyor, ama bunu yeterli görmüyor savaş uçaklarıyla bombaladığı Kürdistan arazisini, ağaçlarını, ormanlarını da yakıyor. Dağlar, ovalar, ormanlar cayır cayır yanıyor. Bu saldırılarıyla Kürdistan’ı çöle döndürmek istiyor. Kürdistan ya benim olur ya da kara toprağın anlayışsızlığıyla hareket ediyor. Yeryüzünde Kürtlere dair ne varsa ortadan kaldırmak istiyor. Yanan da sadece ağaçlar değil, Kürtler ve Kürt doğası şahsında tüm insanlık oluyor.

Kime, ne zararı var ki ağaçların? Bu ağaçlar, ormanlar sadece Kürtlere mi oksijen veriyor? 

Haziran ayının ilk haftasını geride bıraktık. Resmi olarak yazı yaşıyoruz. Ekin zamanı. Otlar kurumuş. Havalar çok sıcak. Hava, birkaç saat altında durulduğunda beyin kanaması geçirilmesine neden olacak kadar sıcak! Tabiri caizse öğlen sıcağında yumurtayı toprağın üzerine atarsan pişeceği kadar sıcak! En küçük bir kıvılcımın bile durdurulması çok zor olacak büyük yangınlar çıkaracağı kadar sıcak! 

Her gün olduğu gibi bugün de Türk savaş uçakları Medya Savunma Alanlarını tonluk kazanlarla bombalıyor. Bu bombalamalar sonucu büyük yangınlar çıkıyor. Köylüler gerillayla birlikte bağların, bahçelerin, ağaçların yanmasını önlemek için canhıraş çaba gösteriyor.  

Kürtlere yönelik yürüttüğü savaşta herhangi bir ahlaki duruş ortaya koymayan Türk devleti, doğasına karşı da çok acımasız yaklaşıyor. Halbuki her şeyin bir sınırı olmalı; bazı şeyler herkes için kötüdür ve herkese kötülük getirir. Doğaya bu kadar acımasızca yaklaşılmamalı; doğa bireysel ihtiraslara kurban edilmemeli.

Kürtlerin, insanların ciğeri yakılıyor. Buna neden olanların ciğeri yansın, onlar havasız, oksijensiz kalsın diyoruz. 

Tüm yeşilcileri, çevre dostlarını, doğayla barışık olan uluslararası kuruluşları ve kendini sorumlu gören insanları, yaşamı sevenleri ve tüm demokratları bu canavarlara karşı harekete geçmeye davet ediyoruz. 



Rohat Baran